«
  1. Ana sayfa
  2. SOHBETLER
  3. Kurtuluş Reçetesi

Kurtuluş Reçetesi

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle…

Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve Rasûlüdür…

Bundan sonra:

Kardeşlerim! Dünyâ ve âhiretimizin kurtuluş reçetesi Kur’ân ve Sünnet’te bizlere bildirilen beş şeydir. Bunlar: İlim, îmân, sâlih amel, dâvet ve sabırdır. Bunlardan biri dahi eksik olduğunda kişinin hüsrana uğraması kaçınılmazdır. Böyle bir sondan Allâh Azze ve Celle’ye sığınırız. Şimdi kısaca bu beş esasa değinelim.

İlim:

İlim, diğer tüm esasların kendisine bağlandığı temeldir. Olmaması halinde îmândan başlayarak tüm sâlih amellerin fesada uğrayacağı asıldır. Zîrâ neyi reddedip neyi kabul edeceğimiz, emredilen şeyleri nasıl yapacağımız, nehyedilen şeylerden de nasıl kaçınacağımız, dâvet ederken hangi metodu uygulayacağız, hangi merhalede dâvetin hani çeşidine başvuracağımız ve hastalıktan hapse kadar başımıza gelen musibetlere nasıl sabredip hareket edeceğimiz hep ilim sayesinde öğrenip uygulayacağımız şeylerdir. Allâh Azze ve Celle âyetinde şöyle buyurmaktadır:

“De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” [ez-Zumer: 39/9]

Allâh Azze ve Celle, âyetinde bilenlerin dereceleriyle bilmeyenlerin derecelerinin asla aynı olmayacağını ifâde etmiştir. Zîrâ kendisi için lazım olan şeyleri bilmeyen bir kimse, ne sahîh îmân sâhibi olabilir, ne de sahîh bir şekilde ibâdet edebilir. Bu gereğe binaen de Allâh Rasûlü sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“İlim taleb etmek her Müslümana farzdır.” [İbn Mâce]

Öyleyse kardeşlerim! İlim, önceleyeceğimiz ilk şeydir. Allâh’a elimiz boş dönmek istemiyorsak bizi hüsrana uğratacak en temel etken olan dîni konulardaki cehâletten kurtulmamız gerekmektedir.  Bunun için geceli gündüzlü uğraşmalı ve ilim elde etme yollarımızı kolaylaştırıp çoğaltmalıyız.

Îmân:

Îmân, ilimle sıhhat bulup kişiyi Müslümanlar safına katacak olan en değerli esastır. Îmân olmadan ne ibâdetler, ne de güzel ameller kişiye fayda verir. Zîrâ ibâdetlerin geçerliliğindeki ilk şart îmândır. Îmân, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in Allâh Azze ve Celle’den getirdiği şeylerin tamâmına inanmak ve gerektirdikleriyle amel etmekle gerçekleşir. Bunun aslı ise Allâh’u Teâlâ’yı tevhîd ederek tüm tâğûtları reddetmektir. Îmânın korunması ise küfürden ve şirkten uzak olmakla sağlanır. Kişi, Allâh katına şirkten temiz bir îmân ile ulaştığında, bu îmân hardal tanesi kadar bile olsa onun kurtuluşuna vesile olacaktır. Nitekim Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:   

“Cennetlikler cennete, cehennemlikler de cehenneme girdikten sonra Allâh’u Teâlâ: ‘Kalbinde hardal danesi ağırlığınca imanı olanı (ce­hennemden) çıkarın!’ buyurur.” [Buhârî]

Öyleyse kardeşlerim! Îmân, en değer vereceğimiz şeydir. Allâh Azze ve Celle’ye Müslümanlardan olarak kavuşabilmek için îmânın gereklerini, delîllerini öğrenmeli ve gereklerince amel etmeliyiz. Böylece onu kuvvetlendirerek sağlamlaştırmalıyız. Sonrasında da onu, küfür ve şirkten korumalıyız.  

Sâlih Amel:

Sâlih amel, îmândan sonra kişinin Allâh katındaki derecesinin artması ve hüsrandan uzak olması için olmazsa olmaz bir esastır. Kişi îmân ile Müslüman olur. Îmândan sonra sâlih amellerle birlikte mümin olur. Bu itibarla her mümin Müslümandır. Ancak Müslüman mümin olamaz. Sâlih amel sâhibi olmadan kişinin mümin olması mümkün değildir. Müminlik kişinin İslâm ve îmân iddiasının Allâh katında kabul edilmiş halidir. Bu da ancak sâlih amellerle gerçekleşir. Îmân ederek sâlih ameller ile Allâh’a kavuşanlara müjdeler vardır. Nitekim Allâh Azze ve Celle âyetinde şöyle buyurmaktadır:

“Îmân eden ve sâlih amel işleyen müminleri müjdele ki, altından nehirler akan cennetler onlarındır.” [el-Bakara: 2/25]

Sâlih amellerin en büyüğü şüphesiz ki îmândır. Sonra namaz ve sonra da Allâh yolunca el ile, dil ile ve mal ile cihâd etmektir. Kişinin anne ve babasına merhametle davranmasıdır. Kadının kocasına, koçanın da eşine hayırlı olmasıdır. Yarınlara İslâm nûrunu ulaştıracak bilinçli nesiller yetiştirmektir.

Öyleyse kardeşlerim! Gayret ederek arttıracağımız şey sâlih amellerimizdir. Bunun için Allâh’ın verdiği imkânları ve zamanı en güzel şekilde değerlendirip sâlih ameller peşinde koşmalıyız.  

Dâvet:

Dâvet, Allâh’ın Müslümanlar üzerine yüklediği ve kurtuluşun anahtarı olan bir esastır. Dâvet, Allâh’ın önce Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e ve sonra da biz ümmetine yüklediği büyük bir vazifedir. Şirkten tevhîde, küfürden îmâna, fısktan İslâm’a, fahşâdan güzel ahlaka, zulümden adâlete, şerden hayra… çağrıdır. Bu itibarla münkerden uzak tertemiz bir iyiliğe dâvet etmek çağrıların en güzelidir. Rabbimizin rızâlığı ve kurtuluşun yoludur. Nitekim O, şöyle buyurmaktadır:

“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et. Ve onlarla en güzel şekilde mücâdele et.” [en-Nahl: 16/125]

Âyet-i kerîme özel olarak Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e, genel olarak ise ümmete hitâb etmektedir. Zîrâ dâvet, Allâh’ın bu ümmete yüklediği vazifedir. Bu vazifeyi gücü nispetinde her Müslüman yerine getirmelidir. Bu, bazen ilim ile bazen güzel ahlak ile olur. Çareler tükendiğinde İslâm’ı ve nesilleri korumak gündeme geldiğinde ise güç ile olur. Yani dâvetin yöntemi, zamana ve zemine göre değişkenlik arzedebilir. Zîrâ dâvet, Allâh’ın yoluna çağrıyı içine her türlü mücâdelenin ismidir.

Öyleyse kardeşlerim! En yakınlarımızdan başlayarak insânları Allâh’ın tevhîd dîni İslâm’a çağırmalıyız. İslâm’ın güzel ahlakına ve yaşantısına dâvet etmeliyiz.         

Sabır:

Sabır, insânlara farz kılınan ibâdetlerden onlara isâbet eden musibetlere kadar Allâh’ın kullarına emrettiği kurtuluşun vesilesi olan büyük bir esastır. İlmin, îmânın, sâlih amellerin ve dâvetin vazgeçilmez bir parçasıdır. Diğer esasların kendisi üzerine bina edildiği temeldir. Zîrâ sabır olmadan diğer esaslar gerçekleşemez ve gerçekleşseler bile sâbit kalamazlar. Sabredenlerin yardımcısı ise bizzat Allâh Azze ve Celle’dir. Nitekim O, şöyle buyurmaktadır:

“Ey îmân edenler! Sabır ve namazla Allâh’tan yardım dileyin. Şüphesiz ki Allâh, sabredenlerle beraberdir.” [el-Bakara: 2/153]

Allâh Azze ve Celle, bizlerden sabretmemizi istemektedir. Sabredersek bizimle beraber olacağını, bize yardım edeceğini söylemektedir. Ve Allâh Subhânehu ve Teâlâ, sabredenlere ecirlerini hesâbsızca verecektir. 

“Sabredenlere mükâfatları elbette hesapsız olarak verilir.” [ez-Zumer: 39/10]

Bilmeliyiz ve gerçekten idrak etmeliyiz ki, hayat sabırdır. Sabır olmadan îmân ve güzel bir son sâhibi olamayız. Allâh katındaki dereceler sabır ile artar. Kul, sabrettiği şeyler oranınca olgunluğa erişir.  

Öyleyse kardeşlerim! Sabrı kuşanıp, Allâh’ın bizimle beraber olmasını sağlamalıyız. Namaz ve oruç gibi ibâdetlere sabrederek yerine getirdiğimiz gibi ilim ve dâvet gibi Allâh’ın râzı olacağı şeylere de sabretmeliyiz. Yine hastalıklarla yahut zindanla veyahut insânlarla imtihan olunduğumuzda sabırdan başka bir azığımız olmamalıdır. Unutmayın Allâh’ın yardımı sabredenlerle beraberdir.   

Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh’a mahsustur. Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashabının üzerine olsun.

1438 h. / 2017 m.

Abdullâh Saîd el-Müderris.

İktibas Yapacakların Dikkatine!