«
  1. Ana sayfa
  2. MAKALELER
  3. Küfür Nedir?

Küfür Nedir?

Hamd, Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed aleyhisselâm O’nun kulu ve Rasûlü’dür.

Bundan sonra:

1. Küfür: “Îmâna aykırı olup, onu geçersiz kılan inanç, söz veya amel” demektir. Küfür işleyen kimseye “kâfir” denir. Küfrün zıddı ise îmândır. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Kim îmânı inkâr ederse amelleri boşa gitmiştir ve o, âhirette hüsrana uğrayanlardandır.” [el-Mâide: 5/5]

2. Küfür, büyük ve küçük küfür olmak üzere iki çeşittir. Büyük küfür, kişiyi İslâm Dîni’nden çıkaran küfürdür. Bu küfür çeşidi, îmânın aslına aykırı olduğundan kişinin Müslümanlarla bağını kopararak canından ve malından dokunulmazlığı kaldıran küfürdür. Ebedî olarak cehennemde kalmayı gerektirir. Şefaatçilerin şefaati fayda vermez. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz, kitâb ehlinden ve müşriklerden olsun tüm kâfirler, içinde ebedî kalıcılar olmak üzere cehennem ateşindedirler. İşte onlar, yaratılmışların en kötüleridir.” [el-Beyyine: 98/6]

3. Büyük küfür; itikatla, sözle veya fiille meydana gelir. Küfür olan bir şeye inanan veya küfür olan bir sözü söyleyen veyahut küfür olan bir şeyi yapan kimse kâfir olur. Bunun ilim yahut cehâletle, inat yahut düşmanlıkla, şaka yahut ciddiyetle olması arasında kişinin küfre girmesi açısından fark yoktur. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur: “De ki: Allâh ile O’nun âyetleri ve Rasûlü ile mi alay ediyorsunuz? Özür dilemeyin. Çünkü siz îmân ettikten sonra tekrar kâfir oldunuz.” [et-Tevbe: 9/65-66]

“Bir şey söylemediklerine dâir Allâh’a yemin ediyorlar. Hâlbuki o küfür sözünü söylediler ve Müslüman olduktan sonra kâfir oldular.” [et-Tevbe: 9/74]

4. Büyük küfür; terkle, inkâr ve yalanlamayla, büyüklenmeyle, şüphe ve tereddütle, yüz çevirmekle, nifakla, sövmek veya alay etmekle meydana gelir. Îmâna dâir olan herhangi bir aslı terk eden, onu inkâr eden yahut yalanlayan, ona karşı büyüklenen, şüphe ve tereddüt eden, ondan yüz çeviren, ona inanmadığı halde inanmış gibi gözüken, söven yahut alay eden bir kimse kâfir olur.

5. İnkâr ve tekzib yani yalanlama küfrü: “Îmâna dâir olan herhangi bir şeyi kabul etmemek yahut îmândan olan şeyi bilmekle beraber gizlemek veya yalanlamak sûretiyle ortaya çıkan küfür” demektir. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in risâletini ve şerîatını inkâr eden Mekke ve günümüz müşrikleriyle onun Allâh’ın Rasûlü olduğunu bildikleri halde yalanlayan Yahûdîler, bu küfür çeşidine misâldir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Bizim âyetlerimizi ancak kâfirler inkâr ederler.” [el-Ankebût: 29/47]

“Allâh’a karşı yalan uyduran veya kendisine geldiğinde hakkı yalanlayandan daha zâlim kim olabilir? Cehennemde kâfirler için kalacak yer mi yok?” [el-Ankebût: 29/68]

6. İstikbar yani büyüklenme küfrü: “Îmâna dâir olan şeylerin hak ve hakîkat olduğunu kalben kabul etmekle birlikte, açıktan hak ve hakîkatlere karşı büyüklenerek itaat etmemek sûretiyle ortaya çıkan küfür” demektir. Firavun ve kavminin Mûsâ aleyhisselâm’a, Yahûdîlerin ise Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’e karşı büyüklenip tâbi olmayarak küfretmeleri buna misâldir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Kendileri de bunların hak olduklarını kesin olarak bildikleri hâlde, sırf zâlimliklerinden ve büyüklük taslamalarından ötürü onları inkâr ettiler.” [en-Neml: 27/14]

“Kendilerine kitâb verdiklerimiz onu (Peygamberi) oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Böyle iken içlerinden birtakımı bile bile hakkı (gerçeği) gizlerler.” [el-Bakara: 2/146]

7. Şüphe küfrü: “Îmâna dâir olan şeylerin hak ve hakîkat olduğunda şüphe ve tereddüt etmek sûretiyle ortaya çıkan küfür” demektir. Nûh, Âd ve Semûd gibi geçmiş ümmetlerden bazılarının küfrü hakkında verilen haberler buna misâldir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Sizden öncekilerin, Nûh, Âd ve Semûd kavimlerinin ve onlardan sonra gelenlerin haberi size gelmedi mi? Ki onları, Allâh’tan başkası bilmez. Rasûlleri onlara apaçık delîllerle gelmişlerdi de, ellerini ağızlarına götürüp ve dediler ki: Tartışmasız, biz sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyleri inkâr ettik ve bizi kendisine çağırdığınız şeyden de gerçekten şüphe ve tereddüt içindeyiz.” [İbrâhîm: 14/9]

8. İrâd yani yüz çevirme küfrü: “Îmâna dâir olan hak ve hakîkatleri terk etmek yahut onları öğrenmemek sûretiyle ortaya çıkan küfür” demektir. Kur’ân ve Sünnet’in îmâna dâir isimlendirmelerini ve hükümlerini bildikleri halde terk edenler yahut onları öğrenmekten uzak duranlar buna misâldir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Küfredenler, uyarıldıkları şeylerden yüz çevirmektedirler.” [el-Ahkâf: 46/3]

“Biz, Allâh’a ve Rasûle îmân ettik, derler. Sonra da onlardan bir kesim bunun ardından yüz çevirirler. Bunlar, mümin değillerdir.” [en-Nûr: 24/47]

9. Nifâk küfrü: “Îmâna dâir olan şeylerin hak ve hakîkat olduğunu kalben kabul etmemekle birlikte, açıktan kabul etmiş gibi gözükmek yani küfrü gizleyip îmânı göstermek sûretiyle ortaya çıkan küfür” demektir. Rasûlullâh zamanında Medine de yaşan münâfıklar özellikle de onların başı olan Abdullâh bin Übey bin Selûl’ün buna misâldir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur: “İnsânlardan bazıları da vardır ki, inanmadıkları halde ‘Allâh’a ve âhiret gününe îmân ettik’ derler.” [el-Bakara: 2/8]

10. Sövmek ve alay etmek küfrü: “Îmâna dâir olan hak ve hakîkatlere sövmek ve onlarla alay etmek sûretiyle ortaya çıkan küfür” demektir. Allâh’a yahut Rasûlü’ne sövmek, dîne dâir meşhur olan şeylerden herhangi bir hususla veyahut dindar insânlarla alay etmek buna misâldir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur: “De ki: Allâh ile O’nun âyetleri ve Rasûlü ile mi alay ediyorsunuz? (Boşuna) Özür dilemeyin. Çünkü siz îmân ettikten sonra tekrar kâfir oldunuz.” [et-Tevbe: 9/65-66]

11. Allâh’a ve Rasûlü’ne sövmek, Kur’ân ve Sünnet’in hükümleriyle, dîn ve dîndarlarla alay etmek ve onları çirkin ya da çağ dışı bulmak, küfre rızâ göstermek, Müslümanlara karşı kâfirleri desteklemek, onlara yardım ve hizmet etmek, beşerî sistemleri benimsek, onları İslâm’ın önüne geçirmek ya da daha ileri görmek, Allâh’ın dîninden yüz çevirmek, onu öğrenmemek, sâlihlerin bazılarının Kur’ân ve Sünnet’in hükümlerinden muaf olduğuna yahut peygamberlerden üstün ve ileri olduklarına inanmak küfürdür. Böyle bir amelin sâhibi de kâfirdir.

12. Küfür olan fiili işleyen kişi, fâili olduğu küfür fiili sebebiyle kâfir olur. Bu fiili işlerken ondan hoşlanıp hoşlanmamasına yahut bu fiil içinde ayrıca başka bir küfür fiili işleyip işlememesine bakılmaz. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Kalbi îmân ile mutmain olduğu halde ikrâh olunan hariç, her kim îmânından sonra Allâh’a karşı kâfir olur, göğsünü küfre açarsa, işte onların üstünde Allâh’tan bir gazab vardır ve büyük azâb onlarındır.” [en-Nahl: 16/106]

13. Küfür, zamanlara yahut mekânlara göre değişmez. Küfür olan şey zaman yahut mekân farklılığı ile küfür olmaktan çıkmaz. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Bugün sizin için dîninizi kemâle erdirdim. Size nimetimi tamâmladım ve sizin için dîn olarak İslâm’ı seçtim.” [el-Mâide: 5/3]

14. Küfür küfür; kişiyi İslâm Dîni’nden çıkarmayan küfürdür. Bu küfür çeşidi, Müslümanın diğer Müslümanlarla bağını koparmaz. Canının ve malının dokunulmazlığı kaldırmaz. Ebedî olarak cehennemde kalmayı gerektirmez. Küçük küfür, Kur’ân ve Sünnet’te küfür olarak isimlendirilen nimeti inkâr etmek, Allâh’tan başkası adına yemin etmek, Müslümanla savaşmak, ölünün arkasından feryat etmek ve kadının kocasına nankörlük etmesi gibi günâhlardır. Bu günâhlar, îmânın aslına aykırı olmamakla beraber onu eksiltir ve zayıflatır. Tevbe edilmediği takdirde azâbı gerektirir.

Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashâbının üzerine olsun.

 

Yardım ve başarı, izzet ve şeref Allâh’tandır.

Abdullâh Saîd el-Müderris.

 1440 h. / 2019 m.

İktibas Yapacakların Dikkatine!