«
  1. Ana sayfa
  2. Akaid Soruları
  3. “Küfre rızâ küfürdür” kaidesini açıklar mısınız?

“Küfre rızâ küfürdür” kaidesini açıklar mısınız?

Soru: “Küfre rızâ küfürdür” kaidesini açıklar mısınız?

Cevâb:  Hamd ve hüküm, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya mahsustur.

Kardeşim, bil ki! Sözünü ettiğin kâide Ehl-i Sünnet’in üzerinde ittifak ederek kabul ettiği önemli bir kâidedir. Bu kâide, Ehl-i Sünnet âlimlerinin kitâblarında şöyle ifâde olunmuştur:

 اَلرِّضَى بِالْكُفْرِ كُفْرٌ

“Küfre rızâ küfürdür.”

مَنْ رَضِيَ بالكُفْرِ، فَهُوَ كَافِرٌ

“Kim küfre râzı olursa, o kâfirdir.”

Bir kimsenin bir şeyden râzı olması, o şeyi sevmesi yâhut benimsemesiyle, emretmesi yâhut istemesiyle, hoş görmesi yâhut tavsiye etmesiyle veya -hiçbir uzvuyla- itiraz etmemesiyle bilinir. Kısacası İslâm’a göre kabulü ifâde eden tüm şeyler, râzı olmanın bir göstergesidir. Bu hükme; Allâh’u Teâlâ’nın dîniyle alay edenlerden, O’nun âyetlerini küçümseyenlerden ve O’nun indirdiği hükümlere muhâlif hükümler koyanlardan ve yaptıkları bu işlerden râzı olmak öncelikli olarak dâhildir. Nitekim Allâh’u Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

“O (Allâh Azze ve Celle), size Kitâb’ta: ‘Allâh’ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğinizde, onlar bir başka söze dalıp geçinceye kadar, onlarla oturmayın. Yoksa siz de kesinlikle onlar gibi olursunuz’ diye indirdi. Muhakkak ki Allâh, münafıkların ve kâfirlerin tümünü cehennemde toplayacaktır.” (Nisâ: 4/140)

İmâm Kurtubî rahîmehullâh âyet-i kerîmenin tefsîrinde şöyle demiştir: “Allâh’u Teâlâ’nın ‘onlar bir başka söze dalıp geçinceye kadar, onlarla oturmayın’ yani küfür ve inkârdan başka bir söz söyleyinceye kadar onlarla bir­likte oturmayın demektir. ‘Yoksa siz de kesinlikle onlar gibi (kâfir) olursunuz’ İşte bu buyruğu ise münkeri açığa vurdukları takdirde masiyet işleyenlerden uzak durma­nın farz olduğuna delalet eder. Çünkü onlardan uzak durmayan bir kimse, on­ların fiillerine râzı olmuş olur. Küfre rızâ ise küfürdür. Nitekim Allâh’u Teâlâ: ‘Kesinlikle onlar gibi olursunuz’ diye buyurmaktadır. Buna gö­re masiyetin işlendiği bir mecliste oturup da onlara karşı tepki göstermeyen herkes, günâhta onlarla beraber eşit olur. Masiyet sözünü söyleyip bunun ge­reğince de amel ettiklerinde onlara tepki göstermesi icâb eder. Eğer onlara tepki gösterme gücünü bulamıyorsa, bu âyet-i kerîmenin tehdit ettiği kim­selerden olmamak için yanlarından kalkıp gitmesi gerekir.” [Kurtubî, el-Câmiu li Ahkâmi’l-Kur’ân: 5/417-8.]

İmâm Ebû Hayyân rahîmehullâh ise şöyle demiştir: “Allâh’u Teâlâ âyette: ‘Kesinlikle onlar gibi olursunuz’ diye hükmetti. Çünkü onlar, reddetmeye güçleri yettiği halde, Allâh’ın âyetlerini inkâr ve onlarla alay eden kişilerle birlikte oturuyorlardı. Onlar, küfür hususunda, Allâh’ın âyetlerini inkâr ve onlarla alay edenler gibidirler. Zîrâ onlar, -bu halleriyle- küfürden râzı olmaktalar. Küfre rızâ ise küfürdür.” [Ebû Hayyân, Bahru’l-Muhît: 4/103.]

Şeyh Süleymân bin Abdullâh rahîmehullâh şöyle demiştir: “Âyet, ikrâh altında olmadığı halde, Allâh’u Teâlâ’nın âyetleri ile alay eden ve bu âyetleri inkâr eden kişiler ile birlikte onların bu sözlerine karşı çıkmadan oturan ve başka bir konuşmaya geçinceye kadar onlarla ilgisini kesmeyen kişinin, bizzat küfür olan bir işi işlemese de kâfir olacağını belirtmektedir.” [ed-Dureru’s-Seniyye fi’l-Ecvibeti’n-Necdiyye: 8/163.]

İfâde edildiği üzere, küfürden râzı olmak küfürdür. Bu küfrün inanış yâhut söz, amel yâhut yazı, oyun yâhut şaka yoluyla olması arasında fark yoktur. Her kim küfür olduğu sâbit olan bir şeyden hoşnut olursa, onu onaylarsa, emrederse yâhut benimserse yani küfür olan şeye karşı inkârın zıddı olacak bir şekilde muamele ederse, küfürden râzı olmuş olur. Misâlen bir mecliste açık olarak Allâh’u Teâlâ’nın âyetleri inkâr ediliyor, haramları helâl, helâlleri de haram kılınıyor, İslâm’ın simgeleri alaya alınıyor ve Müslümanlara dînlerinden dolayı hakaret ediliyor ise, o meclis küfür meclisidir. Böyle bir mecliste kâfirlere karşı güç nispetinde muhâlefet etmeden durmak, câiz değildir. Zîrâ küfre rızâ küfürdür. Rabbimden ümmet adına afiyet dilerim.

 

Başarı, el-Hamîd ve el-Hakîm olan Allâh’tandır. 

O, her şeyin en iyisini bilendir.

Abdullah Saîd el-Müderris.

1436h./2014m.