«
  1. Ana sayfa
  2. Fıkıh Soruları
  3. Kimlerin kestiği hayvan helal olur?

Kimlerin kestiği hayvan helal olur?

Soru: Kimlerin kestiği hayvan helal olur?

Cevâb: Hamd ve hüküm, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya mahsustur.

Allâh’ın rahmeti üzerine olsun, bil ki! Müslüman ve Ehl-i Kitâb dışındaki herhangi bir dîn mensubunun kestiği hayvan, besmele ile dâhi kesilmiş olsa, helâl değildir. Bu hüküm, Kitâb, Sünnet, icmâ ve sahâbe kavli gibi sahîh şer’î delîllerin delâletiyle sabittir.

Allâh Tebâreke ve Teâlâ, Kitâb-ı Kerîm’inde şöyle buyurmaktadır:  

“Meyte, kan, domuz eti, Allâh’tan başkası adına boğazlanan, boğulmuş, vurulmuş, yüksek bir yerden düşmüş, süsülmüş, yırtıcı hayvan tarafından yenmiş, (henüz canlıyken yetişip) sizin kestikleriniz hariç, dikili taşlar üzerine boğazlanan (hayvanlar) ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar fısktır (günahla yoldan sapmadır).” (Mâide: 5/3)

Allâh Tebâreke ve Teâlâ, âyet-i kerîmede “Sizin kestikleriniz hariç…” buyruğu ile ancak Müslümanların şer’ân kesim ehliyetine sâhib olduğunu beyân etmektedir. Allâh’u Teâlâ, bu buyruğundan sonra ilerleyen âyetlerde şöyle buyurarak Ehl-i Kitâb’ın da kestiklerinin helâl olduğunu bildirmektedir:

“Bugün size tayyibât (temiz şeyler) helâl kılındı. Kendilerine kitâb verilenlerin taâmı size helâl, sizin de taâmınız onlara helâldir.” (Mâide: 5/5)

Allâh’u Teâlâ’nın “Kendilerine kitâb verilenlerin taâmı size helâldir…” buyruğunda kastedilen Yahûdi ve Hıristiyanların kestikleri hayvanlardır. Zira kesimi gerektirmeyen yiyeceklerde onu hazırlayanın kitâbî olup olmaması arasında fark yoktur.

Sünnet’ten delîle gelince:

“el-Hasen -bin Muhammed bin Alî-’den rivâyet olunduğuna göre, ‘Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Hacer Mecûsilerine mektub yazıp onlara İslâm’ı arzetti. Müslüman olandan bu kabul edildi. Kim yüz çevirdiyse onlara kestiklerinin yenmemesi ve kadınlarının nikâhlanmaması üzere cizye belirlendi.” [(MÜRSEL HADÎS:) İbn Ebî Şeybe, (32645); Abdurrezzâk (10028)…]

Bu hadîs-i şerîf, rivâyeti açısından mürsel olup, mânâsı üzerinde Müslümanların icmâ etmesi onu güçlendirmektedir. Böylece hadîs, besmele ile şer’î usûllere göre kesseler dâhi Mecûsi gibi Ehl-i Kitâb olmayan müşriklerin kestiklerinin yenmeyeceğinde ittifakla hüccettir. Nitekim Şeyhu’l-İslâm İbn Teymiyye rahîmehullâh, şöyle demiştir: “Bu hadîs mürseldir. Beş sahâbeden buna muvâfakat eden rivâyet vardır. Onlardan bu konuda muhalefet bilinmiyor. Huzeyfe’ye gelince İmâm Ahmed onun bir Yahûdi kadınla evlendiğini zikretti. İlim ehlinin çoğu bu mürselle amel etmiştir. Ulemânın iki kavlinden birine göre mürsel hadîs hüccettir. Ebû Hanîfe, Mâlik ve Ahmed’den bir rivâyette olduğu gibi. Diğer kavle göre ilim ehlinin çoğunun görüşü, Kur’ân’ın zahiri veya başka yolla gelen mürsel onu desteklediği zaman mürsel hadîs hüccettir. Bu da İmâm Şâfiî’nin kavlidir. Bu gibi mürsele gelince bu tür mürsel, âlimlerin ittifakıyla hüccettir.” [İbn Teymiyye: el-Fetâvâ el-Kübrâ: 3/109.]

İcmâya gelince:

Ehl-i Sünnet âlimleri -Allâh kendilerinden râzî olsun- Ehl-i Kitâb dışındaki müşriklerin kestiklerinin keserken besmele çekseler dâhi haram olduğunda icmâ etmişlerdir.

İmâm İbn Abdilberr rahimehullâh “el-İstizkâr” adlı eserinde şöyle demiştir:

“Âlimler icmâ etmişlerdir ki: Mecûsi ve putperest Allâh’ın ismini zikretse bile kestiği yenmez.” [İbn Abdilberr: el-İstizkâr: 5/250.]

Ehl-i Kitâb dışındaki müşriklerin keserken besmele dâhi çekseler kestiklerinin haram olduğunda icmâ nakledenlerden bazıları şöyledir: İmâm İbn Munzir “Kitâbu’l-İcmâ” adlı eserinde, İmâm İbn Hubeyra, “İhtilâfu Eimmeti’l-Ulemâ” adlı eserinde, İmâm el-Beğavî rahimehullâh, “Meâlimu’t-Tenzîl” adlı eserinde, İmâm İbn Cevzî rahimehullâh, “Zâdu’l-Mesir” adlı eserinde, İmâm el-Hazin “Lubâbu’t-Te’vîl” adlı eserinde, İmâm İbn Kudâme “el-Muğni” adlı eserinde, İbn Rüşd, “Bidâyetü’l-Müctehid” adlı eserinde ve Zafer Ahmed et-Tehânevî “İlâu’s-Sünen” adlı eserinde… [Bak: Kitâbu’l-İcmâ: 61; İhtilâfu Eimmeti’l-Ulemâ: 2/349; Meâlimu’t-Tenzîl: 2/336; Zâdu’l-Mesir: 1/518; Lubâbu’t-Te’vîl: 2/14; el-Muğni: 7/131; 9/392; Bidâye-tu’l-Müctehid: 2/212; İlâu’s-Sünen: 17/94.]

Sahâbe kavline gelince:

Alî radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, o şöyle demiştir: “Mecûsilerin yiyeceğinde bir beis yoktur. Sadece kestikleri yasaklanmıştır.” [Dârekutnî, Sünen: 5/534 (4807); Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ: 9/479 (19172)]

İbn Me’sûd radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, o, şöyle demiştir: “Müslümanların ve Ehl-i Kitâb’ın kestiği dışındakileri yemeyin.” [el-Bûhiti, Keşşâfu’l-Kınâ: 6/205; İbn Muflih, el-Mubdi: 8/23; ed-Dureru’s-Seniyye: 7/479]

İbn Abbâs radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, o şöyle demiştir: “Sadece Yahûdi ve Nasranîlerin kestikleri helâl kılınmıştır. Çünkü, onlar Tevrat ve İncil’e îmân etmişler.” [Hâkim, el-Mustedrek: 2/341 (3213); Taberânî, Mu’cemu’l-Kebîr: 11/293 (11779); Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ: 9/474 (19155).]

Sonra bu konuda bilinmesi gerekli olan mühim bir kâide vardır ki, onun üzerinde ümmetin imâmları ittifak etmişlerdir. Kâideye göre:

“Kesilen hayvanlarda aslolan haramlık ve şüphedir.”

Kâideyi bu lafzıyla İmâm İbn Kayyım, “İlâmu’l-Muvakkıîn” adlı eserinde zikretmiştir. [İbn Kayyım, İlâmu’l-Muvakkıîn: 1/256.]

Bu kâide şu lafızlarla da zikrolunmuştur:

“Etlerde aslolan haramlıktır.”

“Hayvanlarda aslolan haramlıktır.”

Kâideyi bu lafızlarla zikredenlerden bazıları şunlardır: İmâm İbn Arabî “Ahkâmu’l-Kur’ân” (2/35) adlı eserinde, İmâm Nevevî “el-Mecmû” (9/25, 75) adlı eserinde, İmâm Zekeriyâ el-Ensârî, “Esnâ’l-Mutâlib” (2/41) adlı eserinde, İmâm Ebu İshak eş-Şirâzî “el-Muhezzeb” (1/454) adlı eserinde…

Gördüğün üzere kardeşim! Sahîh delîller, Müslüman ve Ehli Kitab haricindeki kimselerin kestiklerinin helal olmadığına delâlet etmektedir. Ümmet bu noktada icmâ etmiştir. Bize düşen, Kur’ân’a ve Sünnet’e ittibâ etmektir. Mutlak ve mukayyed olarak bu iki kaynağımıza “işittik ve itaat ettik” diyerek teslim olmaktır. Ehl-i Sünnet âlimlerinden herhangi bir mes’elede icmâ haberi bizlere sahîh olarak ulaştığında ise derhal gereğince amel etmek muhalifi olan şeylerden rücu etmektir. Zîrâ icmâyı inkâr etmek ancak Mutezile kafasının ürünü olup, kişiyi küfre sürükleyen bir zehirdir…

Sonra bilmelisin ki! Ehl-i Sünnet âlimleri herhangi bir mes’elede icmâ ettikten sonra, sonradan gelenlerin muhâlif görüşleri icmâya zarar vermez. Ayrıca bu mes’elede olduğu gibi icmâ sâbit olduktan sonra onun delîlini araştırmaya da gerek yoktur. Çünkü icmâ başlı başına bir hüccettir. Bunları bilenler bilir. Bilmeyenlerin sözleri ise,  cılız ve değersiz lakırdılardır. Şeyhu’l-İslâm İbn Teymiyye rahîmehullâh şöyle demiştir: “İcmâ’nın anlamı: Müslümanların âlimlerinin herhangi bir hükümde görüş birliğine varmalarıdır. Bir hüküm üzerinde ümmetin icmâsı kesinleştiğinde hiç kimsenin onların icmâsından çıkma imkânı yoktur. Çünkü ümmet delalet üzere birleşmez.” [Mecmûu’l-Fetâvâ; 20/10.]

Sonuç olarak mesele hakkında burada sunduğum delîller yeterlidir. Muhâlif lakırdı edenlerin sözleri ise bu delîllerin serahati karşısında ezilir gider. Hak bellidir, haktan sonra sapıklıktan başka bir şey yoktur. Rabbim samimi olanları hak yoluna ulaştıracaktır… Arşın Samed olan Rabbinden ümmete hak üzere vahded diliyorum.

 

Başarı, el-Hamîd ve el-Hakîm olan Allâh’tandır. 

O, her şeyin en iyisini bilendir.

Abdullah Saîd el-Müderris.

1435h. / 2014m.