«
  1. Ana sayfa
  2. AHLAK
  3. Kibir

Kibir

KİBİR

Abdurrezzâk el-Muhâcir

 

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın adıyla,

En güzel isimlerin ve tüm kemâl sıfatların sahibine hamd olsun. Salat ve selâm son Nebi’nin âlinin, ashâbının ve tüm tevhid ehlinin üzerine olsun.

Allâh subhânehu ve teâlâ dînini kemâle erdirmiş, hak ve batılı birbirinden ayırarak selâmet yurdu olan cennet ile azab yurdu olan cehennem yolunu biz kullarına açıkça bildirmiştir.

Artık bundan sonra bizlere düşen şey arzu ettiğimiz son için gereken her ne varsa bunları hayatımızda tatbik etmektir. Ya hakkıyla îmân edip sâlih ameller işleyerek cennetin en üst mertebeleri için çalışacak, ya da –neûzubillâh- inkâr edip kötü ameller işleyerek cehennemden bir tabakaya girilecektir. Veyahut ta îmân etmekle beraber kötü amellerin çokluğu sebebiyle belli bir müddet cehennemde kalınacaktır.

İnsanoğlu için maddî-bedenî hastalıklar olduğu gibi, manevî-kalbî hastalıklarda söz konusudur. İşte bu manevî hastalıkların en zararlılarından bir tanesi de kibirdir. Bu hastalık kalpte karargah kurduktan sonra, dile ve amellere de bulaşır. Yani gizli konumdan açığa çıkarak gerek kişinin sözlerinde, gerekse de hal ve hareketlerinde kendisini gösterir. Şimdi bu hastalığın sâhibini götüreceği sonu âyet ve hadîslerin ışığında görelim ve ondan kurtulmanın yollarını arayalım.

Kibir kelimesi lügatte “büyüklenmek, büyüklük taslamak” gibi manalara gelmektedir. Kibir kişinin kendisini başkalarından daha da üstün görme hâlidir. Halbuki büyüklük ve azâmet yani kibriyâ ancak Allâh’u teâlâ’ya âittir. Allâh subhânehu ve teâlâ şöyle buyurmaktadır.

“Şüphesiz Allâh kibirlenip övünenleri sevmez.” (Nisâ: 4/36)

Başka bir âyette ise şöyle buyurmaktadır:

“Şüphesiz Allâh onların saklı tuttuklarını ve açığa vurduklarını bilir; Gerçekten O müstekbirleri (kibirlenenleri) sevmez.” (Nahl: 16/23)

Bir başka âyeti kerîme ise şöyledir:

“Yeryüzünde böbürlenerek yürüme; Çünkü sen ne yeri yarabilirsin, ne de boyca dağlara ulaşabilirsin.” (İsra:17/37)

Âyeti kerîmelerde Allâh’u teâlâ’nın kibir sahibi kimseleri sevmediği beyân olunmuştur. Eğer bizler de Allâh’u teâlâ’nın sevdiği birer kul olmak istiyorsak bu kötü hasletten uzak durmalıyız. Kibirle alâkalı zikredilen âyeti kerîmelerden sonra şimdi de konumuza dâir birkaç hadîsi şerîfi inceleyelim.

Ebû Hureyre radıyallâhu anh’ın naklettiği bir hadîsi kudside Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdular:

“Allâh teâlâ hazretleri şöyle buyurdu; Kibriyâ (büyüklük) benim ridamdır, izzet de izârımdır. Kim bu iki şeyde benimle yarışırsa onu ateşe atarım. ” (Müslim, İbn Mâce…)

Bir başka rivâyette ise şöyle buyurulmaktadır:

“Kalbinde hardal tanesi kadar kibir bulunan kimse cennete giremez…” (Buhâri, Müslim)

Birinci hadîste kibirlenen kimselerin cehennem ateşine atılacakları bildirilmiştir. Çünkü Kibriyâ sâhibi olan Allâh’u teâlâ’dır. İkinci hadiste de -hardal tanesi kadar dahi olsa- her kibir ehlinin cezasını çekmeden cennete giremeyeceği beyân olunmuştur. Hiçbir akıl sâhibi ateşe girmeyi arzu etmez. Fakat nefsi emmâre yani kötülüğü emreden nefis insanın helâk olmasına sebeb olur. Her mükellef nefsini bu mertebeden kurtarabilmek için hayatı boyunca mücâdele etmelidir.

Görüldüğü üzere kibir ya hakkı kabul etmemek ya da insanlara karşı büyüklenmek olarak karşımıza çıkmaktadır. Öyleyse kibri iki kısma ayırabiliriz.

1-Yaratıcıya yani Allâh Azze ve Celle’ye karşı kibir: Bu kişinin Allâh’u teâlâ’nın emir ve yasaklarını inkâr etmesi veya akıl yürüterek emre itaatsizlik etmesiyle gerçekleşebilir. Sonuç olarak ise sahibinin kâfir olmasını gerektirir. Bu kimseler tevbe edip hallerini düzeltmedikleri takdirde ebedî cehenneme duçar olacaklardır. Bunların başı iblis aleyhillanedir. Allâh’u teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Ve meleklere: “Âdem’e secde edin” dedik. İblis hariç secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi, kâfirlerden oldu.” (Bakara:2/34)

Evet, iblis Allâh’u teâlâ’nın emrine karşı geldi. Kibirlendi ve “beni ateşten Âdem’i ise topraktan yarattın” diye akıl yürüttü. Ateş topraktan üstündür düşüncesiyle kibirlendi ve kâfirlerden oldu. İşte kişiyi kâfir kılan ve bu hal üzere öldüğü takdirde sâhibini ebedî azâba götüren kibir çeşidi budur. Rabbim Müslümanları bu ve benzer hallerden muhafaza eylesin. Allâhumme âmin.

2- Yaratılmışlara yani insanlara karşı kibir: Kulların nefislerine uyarak kendilerini başka insanlardan üstün görmeleridir. Bu duruma sebeb olan etkenlerden bazıları şunlardır: Liderlik, mal, mevkî, ilim, zekâ, güzellik ve yetenektir. Zengin fakirlere, liderlik ve mevkî sâhibi yönettiklerine, ilim sâhibi câhillere, zekâ sâhibi düşük akıllılara, güzel olan çirkinlere, yetenekli olan beceriksiz kimselere karşı kendisini üstün görerek kibirlenebilir.

Bu durum kişiden kişiye değişir. Kimisi nefsinin bu kötü isteğine uyarak kibirlenir. Kimisi de kibre engel olacak sebeblere sarılır ve bu durumdan kurtulur. Kişinin kibirden korunması için dikkat etmesi gereken bâzı hususlar şunlardır:

1- Öncelikle kişi her dâim acziyetinin farkında olmalı, Kibriyâ sâhibinin Allâh’u teâlâ olduğunu aklından çıkarmamalıdır.

2- Her amelini ihlaslı bir şekilde yalnızca Allâh’u teâlâ için yaparak insanlardan bir karşılık beklememelidir.

3- Kibrin haram olduğunu ve kibirlenenin de cehennemde yanacağını unutmamalıdır.

4- Kibrin zıttı tevâzudur. Tevâzu, alçakgönüllülük, isteyerek mertebesinin altında görünme hâlidir. Müslüman kibir ehli değil tevâzu ehli olmak için çabalamalıdır.

Sonuç olarak kişinin cehennem ateşine girmesine vesile olan kibirden el-Mütekebbir olan Allâh subhânehu ve teâlâ’ya sığınmalıyız. Rabbim sen bizleri hakka tabi olup batıldan yüz çeviren kullarının zümresine dâhil et. Allâhumme âmin.

Âlemlerin Rabbine hamd olsun.