«
  1. Ana sayfa
  2. MAKALELER
  3. Kemalizm Din midir?

Kemalizm Din midir?

Yazımıza “din nedir?” sorusu ile başlayalım. Ardından “dinleri kaç sınıfta inceleyebiliriz?” diyelim ve kısa bir açıkla yaptıktan sonra konumuza değinelim.
Evet, din nedir?
“Din, inanç ve amelin birleşerek oluşturduğu sistemdir.”
Dinleri nasıl sınıflandırabiliriz?
Dine ‘inanç ve amel birlikteliğinden meydana gelen bir sistemdir’ dedikten hemen sonra, bu sistemin ilahi ve beşeri olarak öncelikle iki kısma ayrıldığını söyleyebiliriz.
Din deyince birçok insanın kafasında belki semavi dinler denen dinler anlaşılmaktadır.
Semavi dinler denilmek suretiyle İslam, Hristiyanlık ve Yahudilik ifade olunur. Ancak şunu hemen bildirelim ki tek olan Rabbimizin tek bir semavi dini vardır. O da katındaki din olan İslam Dinidir. Ve bu dinden başkasında Rabbimiz razı değildir.
“Allah katında din İslam’dır.” (Ali İmran: 3/19)
“Kim İslam’dan başka bin din ile gelirse ondan kabul edilmeyecek ve o hüsrana uğrayacaktır.” (Ali İmran: 3/85 )
Tüm peygamberler hepsi de İslam Dinini peygamberleridir. Hepsi de kavimlerine İslam’ı anlatmışlar ve İslam’ın peygamberleri olarak tevhid mesajını insanlara sunmuşlardır.
Ancak onlardan sonra insanlar tevhid mesajını tahrif etmişler ve sonuçta bu dinlerin tevhid dini İslam ile bir alakaları kalmamıştır. Aslı İslam’ken, beşerin eliyle yeni muharref bir dine dönüştürülmüştür. Bundan dolayıdır ki ehli kitabın (Yahudi ve Hristiyanların) şu an üzerinde bulunduğu dinleri muharref/tahrif olunmuş dinlerdir.
Bir de aslı beşere yani insana dayanan dinler vardır ki, bunlar da insanların kendi düşünceleriyle uydurdukları dinlerdir. Bu gün tüm dünyada bunlar da ‘din’ olarak kabul edilmektedirler. Örneğin; Budizm ve Hinduizm gibi… (Bunlar da çoktur.)
Yine beşer kaynaklı sistemler de bir inanç ve yaşantıyı kendi bünyelerinde barındırmaktadırlar. Bakınız konunun daha iyi anlaşılması için Kitabullah’ta ki örneklere bakalım.
Kur’ân-ı Kerim’de Mekkelerin inancı ve yaşantısı din olarak ifade olunmuşken (109/6), yine Mısırlıların inancı ve yaşantısı da din olarak ifade olunmuştur.(12/76) Hâlbuki bizler bilmekteyiz ki, onların dinleri beşeri dinler idi. Onlar da kendi dinlerini kendileri kurmuşlardı.
Buradan hareketle, aslı semavi olmayıp beşeri olan dinlerin de kitabımızda din olarak adlandırıldığını görürüz. Öyleyse yine itikadi ve ameli yapısı olan izmlerin de, (her ne kadar bu gün onlara din denmese de) beşeri dinler gibi batıl dinlerden olduklarını da anlayabiliriz. 
Zaten verilecek örneklerde bunu doğrular cinstendir.
Şimdi, beş madde altında bunları görelim:
1.Kemalizm’in ilahı:
*Aka Akgündüz denen adam Allah vasıflarını gördüğü sahte ilahını şöyle ifade ediyordu:
“Atatürk’ün tapkınıyız! […] Her şeyde Atatürk, Yerde O! Gökte O! Denizde O! var da O! yok da O! her şeyde O! Atatürk! […] Yerdedir, göktedir, sudadır, alandadır, diktedir, pusudadır. Görünmezi görür! Bilinmezi bilir! duyulmazı duyar! Sezilmezi sezer, ezilmezi ezer! Her şeyde Atatürk! Elimizi yüzümüze, gönlümüzü özümüze kapıyoruz. Biz sana tapıyoruz! Biz sana tapıyoruz! […] Varsın, Teksin, Yaratansın! Sana bağlanmayanlar utansın!”[ Aka Gündüz]
*Ali Hadi imzalı “Gazi” başlıklı şiirin son iki mısraı şöyleydi:
Her yaptığın iş harikadır, her sözün ayet,
Kavmin olalım, sen bize, din eyle inayet!
Din istemeyiz öyle Arap felsefesinden,
Gazi! Bize bir din de yarat Türk nefesinden!…
*5 Ağustos 1935 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde yer alan bir haberde;
“Atatürk yarım bir ilahtır; Türkler’in babasıdır. Hiçbir devlet şefi için hayatında bu kadar heykel dikilmemiştir; ne Mussolini’nin ne Hitler’in, ne de Lenin’in anıtları onunkilerle ölçülemez” deniliyordu.
Tabi okul çocukları yeni dinin ilahına şiir yazıyorlar, yazdırılıyorlardı. (Şimdilerde olduğu gibi…)
”Ey Büyük Ata! Ey Tanrının oğlu! On yedi milyon yetiştirdiğin, yoktan var ettiğin Türk gençliği(…)” [Kazım Ökmen Savur İlkokulu 5’inci sınıftan No. 76]
2.Kemalizm’in Amentüsü:
*Yahudi hahamın oğlu Moiz Kohen’in Türkler için yazdığı “Türkün Yeni Amentüsü!”:
“Kahramanlığın örneği olan ve vatanın istiklâlini yoktan var eden Mustafa Kemal’e, onun cengâver ordusuna, yüce kanunlarına, mücahit analarına ve Türkiye için ahiret günü olmadığına iman ederim. İyilikle fenalığın insanlardan geldiğine, büyük milletimin medenî cihanda en büyük mevkii kazanacağına, hamaset dasitanlarıyla tarihi dolduran kudretli Türk ordusunun birliğine ve Gazi’nin Allah’ın en sevgili kulu olduğuna, kalbimin bütün hulûsiyle şehadet eylerim.”
*Celal Nuri’nin de bir “Amentü”sü vardı:
“İnandım, iman getirdim Halk Fırkası’na (CHP), Halk Fırkası’nın meb’uslarına (milletvekillerine), meb’usların yapacağı kanunlara, naşir-i efkârı olacak (fikrini yayacak) gazetelere, inanıp inanmayanlar için er-geç bir yevm-i sual (sual günü) geleceğine inandım.”
3. Kemalizm’in Ezanı:
“Atatürk’e Ekber!
Atatürk’e Ekber!
Ancak O var: Atatürk!
Evliya odur, peygamber odur, sanatkâr Atatürk,
Tarihe hâkim, zekâya önder, doğma serdar Atatürk,
Bunları geçti insan büyüğü: Kendi kadar Atatürk!” [Yusuf Ziya Ortaç]
4. Kemalizm’in Kâbesi:
Ne mucize ne efsun
Ne örümcek ne yosun
Çankaya yeter bize
Kâbe Arab’ın olsun(!) [Kemalettin Kamu]
5. Kemalizm Dini:
Edirne milletvekili Şeref Aykut ‘a göre Kemalizm dininin altı esası, altı oktan ibaretti: Yani “Kemalizm dini, cumhuriyetçilik, milliyetçilik, inkılâpçılık, devletçilik, laiklik ve halkçılık prensiplerine dayanmalıydı. Ayrıca Cumhuriyet döneminin ilk Türkçe Sözlüğünün “din” maddesinde; “Kemalizm, Türkün dinidir!” yazıyordu. [Türkçe Sözlük, 1945, Türk Dil Kurumu]

[Bu maddeler daha da uzatılabileceği gibi maddelere daha birçok ta ilave de yapmak mümkün ancak bu kadarı bile meseleyi anlamaya yeterli.]

Şimdi soracak olursak; sizce, İslam Dininin haricinde, kendi sahte ilahı ve peygamberi, kitabı ve Kâbe’si, amentüsü ve ezanı olan Kemalizm başlı başına bir din midir, değil midir?

Son sözümüz:

Deki: “Ey kâfirler! Ben sizin taptıklarınıza tapmam. Benim taptığıma da sizler tapmazsınız. Ben de asla sizin taptıklarınıza tapacak değilim. Benim taptığıma da sizler tapmıyorsunuz. Sizin dininiz size, benim dinim banadır.” (Kafirun: 109/1-6)

Hidayete tabi olanlara selâm olsun!

— Esedullâh Saîd |Temmuz’15