«
  1. Ana sayfa
  2. AKAİD
  3. Kelime-i Tevhîd’in Şartları

Kelime-i Tevhîd’in Şartları

MUKADDİME:

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle…

Hamd, -âlemlerin Rabbi olan- Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve Rasûlüdür…

Bundan sonra:

Bil ki! Kelime-i tevhîd olan Lâ İlâhe İllallâh, Rabbimiz Azze ve Celle’nin kullarından râzı olmak için şart kıldığı ilk şey ve ilk emirdir. Bu sebeble kişilerin ve ümmetlerin kurtuluşu bu kelimeye bağlıdır. Ancak bu kelime sadece kuru bir sözden ibaret değildir. Bu kelimenin yerine getirilmesi gerekli olan şartları bulunmaktadır. Bu şartlar yerine getirilmeden Lâ İlâhe İllallâhkelime-i tevhîd’i onu söyleyen kimseden kabul edilmeyecektir. Bu mes’ele hakkında İmâm İbn Receb rahîmehullâh şöyle demiştir: “Lâ İlâhe İllallâh’ı söyleyip ona şehâdet etmekten maksad, cehennemden kurtulmayı ve cennete girmeyi gerektiren bir sebeb olmasıdır. Bu gereklilik ise söylenen sözün şartlarının hepsinin bir arada bulunması ve onu ortadan kaldıracak bir durumun olmaması halinde geçerli olur. Tevhîd kelimesinin söylenen şartlarından birisi eksik olduğunda yahut onu ortadan kaldıracak bir söz ve amel bulunduğunda ise artık bu tevhîd kelimesi, söyleyenin cehennemden kurtulmasını ve cennete girmesini sağlayamaz.” [İbn Receb, Kelimetu’l-İhlâs:13-14.]

Ehl-i Sünnete göre, kelime-i tevhîd olan Lâ İlâhe İllallâh’ın, ilim, yakîn, ihlâs, sıdk, muhabbet, inkıyâd ve kabul olmak üzere yedi şartı vardır. Şart: “Yok olması halinde hükmünde yok olacağı, var olması halinde ise bizatihi hükmün varlığının veya yokluğunun gerekli olmadığı şeydir.” [Mevsûatu’l-Fıkhiyye: 23/109.]

Buna göre kelime-i tevhîd’in zikredilen şartları gerçekleşmediği sürece, kelime-i tevhîd de bu şartlara bağlı olarak gerçekleşmeyecek, Lâ İlâhe İllallâh kelimesi söyleyen kişiye fayda vermeyecektir. Bu şartlar hakkında Şeyh Hafız el-Hakemî şu beyitleri söylemiştir:

 “Yedi şarta bağlanmıştır ve vahiy nasslarında gerçekten yer almıştır.”

 “Onu söyleyen kişi bunları tamamlamadıkça fayda görmez.”

Bu beyitleri şerh ederken ise şöyle demiştir: “Tamamlamaktan maksat, hepsinin kişide bulunması ve bunlara aykırı şeyler yapmaksızın yerine getirmesidir. Kişiden istenen, Lâ İlâhe İllallâh kelimesinin lafızlarını saymak ve ezberlemek değildir. Bu kelimenin bütün şartlarını yerine getiren ancak bunları teker teker sayamayacak olan niceleri vardır. Yine bunları ezberleyen ve bir çırpıda sayabilen niceleri de vardır ki bu şartları bozan şeyler yaparlar. Başarı Allâh’tandır.” [el-Hakemî, Meâricu’l-Kubûl: 2/418.]

KELİME-İ TEVHÎD’İN ŞARTLARI:

Ehl-i Sünnet’e göre, kelime-i tevhîd olan Lâ İlâhe İllallâh’ın, şartları ve bu şartların delîlleri şöyledir:

1. İLİM:

Lâ İlâhe İllallâh’ın mânâsını bilmektir. Bu kelimeyi mânâsını bilmeden söylemek, kişiye fayda vermez. Çünkü kelime-i tevhîd’i manasını bilmeden söyleyen bir kimse, bu kelimenin neyi red, neyi kabul ettiğini bilip, buna inanamaz. Böyle bir kimsenin durumu yabancı bir dili konuşup ta hiçbir şey anlamayan kimse gibidir. Allâh Tebâreke ve Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

“Bil ki! Allâh’tan başka (ibâdete layık) ilâh yoktur.” (Muhammed: 47/19)

“O’nun dışında taptıkları şefaatte bulunmaya malik değildirler. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler bunun dışındadır.”  (Zuhruf: 43/86)

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ise şöyle buyurmuştur:

“Her kim Lâ İlâhe İllallâh’ın mânâsını bilerek ölürse Cennete girer.” [(SAHİH HADİS): Müslim (43); Ahmed (464)…]

Şeyh Süleymân bin Abdullâh rahîmehullâh, kelime-i tevhîd’i söylemekten maksadın ne olduğunu açıklarken şöyle demiştir:“Kim bu kelimeleri, mânâsını bilerek bâtın ve zâhir olarak ge­rekleriyle amel ederek telaffuz ederse demektir. Nitekim ‘Bil ki! Allâh’tan başka ibâdete layık ilâh yoktur.’ ‘Ancak bilerek hakka şahitlik edenler bunun dışındadır’ âyetleri de buna işaret ediyor. Fakat mânâsını bilmeden ve gerek­leri ile amel etmeden bunu ifâde etmenin faydasız olaca­ğında icmâ vardır. Çünkü kişi bilmediği şeye nasıl şehâdet etsin? Kaldı ki mücerred olarak bir şey­den bahsetmeye, ona dair şehâdet etmek denilmez.” [Teysîru’l-Azîzi’l-Hamîd: 51.]

2. YAKÎN:

Lâ İlâhe İllallâh sözüne ve gerektirdiği mânâlara kesin bir şekilde inanmak olup, şek ve şüpheye engeldir. Allâh Tebâreke ve Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

“Mü’minler ancak, Allâh’a ve Rasûlü’ne îmân edip, sonra da îmânlarında şüpheye düşmeyen Allâh yolunda malları ve canları ile cihâd eden kimselerdir. İşte onlar, sadıkların (doğru olanların) ta kendileridir.” (Hucurât: 49/15)

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ise şöyle buyurmuştur:

“Lâ İlâhe İllallâh’a ve benim Allâh’ın rasûlü olduğuma şehadet ederim. Allâh’ın huzuruna bu ikisinde şüphe etmeden çıkan her kul Cennete girer.” [(SAHİH HADİS): Müslim (44); İbn Hibbân (6530)…]

Şeyhu’l-İslâm İbn Teymiyye rahîmehullâh şöyle demiştir: “Bu ve benzeri hadîslerde şehâdet eden kimse için: ‘Anlatılan ve bilgi verilen esaslar çerçevesinde inanır, söyler ve böylece vefat ederse’ denilmektedir. [Teysîru’l-Azîzi’l-Hamîd: 63.]

Farz olan îmân bilgisi insânın kalbinin ayrılmaz bir sıfatı niteliğinde değilse, kişiye yarar sağlamaz ve sadece insânın içinden geçenler mesabesinde olur. Hâlbuki kurtuluş, zerre kadar da olsa ancak kalbteki yakîn ile mümkündür.” [İbn Teymiyye, es-Sârimu’l-Meslûl: 370.]

3. İHLÂS:

Lâ İlâhe İllallâh sözünde ve gerektirdiği mânâlarda samimi olmak olup, şirke engeldir. Âdetten ve taklitten uzak bir şekilde Allâh Tebâreke ve Teâlâ’ya karşı ihlâslı olmaktır. Nitekim O, şöyle buyurmaktadır:

“Hâlis dîn ancak Allâh’ındır.” (Zumer: 39/3)

“Oysa onlar, dini yalnızca Allâh’a hâlis kılan hanîfler (Allah’ı birleyenler) olarak sadece Allâh’a kulluk etmek, namazı dosdoğru kılmak ve zekatı vermekten başkasıyla emrolunmadılar. İşte bu, dosdoğru dîndir.” (Beyyine: 98/5)

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ise şöyle buyurmuştur:

“Kıyamet Günü şefaatimle insânların en mutlu olacak olanı, kalbinden ya da içinden ihlâs ile ‘Lâ İlâhe İllallâh’ diyen kimsedir.” [(SAHİH HADİS): Buhari (99); Ahmed (8858)…]

Şeyh Abdurrahmân bin Hasen rahîmehullâh ihlâs ile söy-lenemeyen kelime-i tevhîd’in onu söyleyene fayda vermeyeceği hakkında icmâ zikrederek şöyle demiştir: “Bir kimse bu kelimeleri (kelime-i tevhîd’i), anlamını bilmeden, yakîn sahibi olmadan, gereğiyle amel etmeden, şirkten beri olmadan, söz ve amelleriyle ihlâs üzere bulunmadan söylese, bunun kendisine icmâ ile hiçbir yararı yoktur.” [Abdurrahmân bin Hasen, Fethu’l-Mecîd: 35.]

İmâm İbn Receb rahîmehullâh ise tevhîdin ve de tevhîdin gerektirdiği amellerin ancak ihlâs ile yapıldığı takdirde sahîh olabileceğini ifâde ederek şöyle demiştir: “Her kim Allâh’u Teâlâ’ya hakkıyla ibâdet etmez ve tabi olmazsa muhakkak ki bu kişi şeytâna tabi olarak ona ibâdet etmektedir. Allâh’u Teâlâ yalnız kendisine ihlâslı olarak ibâdet edip, şeytâna ibâdet etmeyen kulları hakkında şöyle diyor: ‘Muhakkak ki kullarım üzerinde senin hiçbir etkin yoktur.’ (Hicr: 15/42)…

Allâh’u Teâlâ’ya ibâdeti tam anlamıyla yerine getiren o kulların sözü Lâ İlâhe İllallâh’tır ve bu sözde ihlâslıdırlar. Onlar sözlerinin doğruluğunu fiilleriyle isbât ederler. Onlar Allâh’tan başkasına sevgi, minnet, korku, itaat ve tevekkül ile yönelmezler. İşte bu Lâ İlâhe İllallâh sözünde sadık olan kimseler, Allâh’ın gerçek kullarıdır. Ancak dilleri ile Lâ İlâhe İllallâh deyip de sonra Allâh’u Teâlâ’ya isyânda ve muhalefette hevâlarına ve şeytâna itaat eden kimseler; işte onların fiilleri söylemiş oldukları sözde yalancı olduklarını ortaya koymuştur. Kişi şeytâna ve hevâya itaat etmekle Allâh’u Teâlâ’ya ne kadar isyân ederse O’nun tevhîdinin bütünlüğü de o kadar fesâda uğramıştır.” [İbn Receb, Kelimetu’l-İhlâs: 27.]

4. SIDK:

Lâ İlâhe İllallâh sözünde ve gerektirdiği mânâlarda yalan ve aldatma olmadan doğru olmak olup, nifağa engeldir. Allâh Tebâreke ve Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

“Elif. Lâm. Mîm. İnsânlar, ‘îmân ettik’ demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannediyorlar. Andolsun, biz onlardan öncekileri de imtihan etmiştik. Muhakkak ki Allâh, doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya koyacaktır.” (Ankebut: 29/1-3)

“Doğruyu getiren ve onu tasdik edene gelince, işte onlar sadıklardır.” (Zumer: 39/33)

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ise şöyle buyurmuştur:

“Sevinin ve ardınızdan gelenlere müjde verin. Lâ İlâhe İllallâh’a sıdk ile şehâdet eden cennete girecektir.”[(SAHİH HADİS): Ahmed (19597); Tahâvi (4003)…]

Şeyhu’l-İslâm İbn Teymiyye rahîmehullâh, şehâdetin geçerlilik şartları hakkında şöyle demiştir: “Şehâdet: Şehâdet eden kimsenin şehâdet ettiği şeyleri bilmesini,  şehâdetinde sıdk ehli olmasını ve bu şehâdeti açıklamasını talep eder. Bu şartlar yerine getirilmezse o zaman bu şehâdet geçerli olmaz.” [İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ: 14/187.]

5. MUHABET:

Lâ İlâhe İllallâh sözünü ve gerektirdiği mânâları sevmek olup, bu söze ve ehline buğzetmeğe engeldir. Allâh Tebâreke ve Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

“İnsânlardan bazıları Allâh’tan başkasını Allâh’a eşler tutar, onları Allâh’ı sevdikleri gibi severler. Îmân edenler ise en çok Allâh’ı severler.” (Bakara: 2/165)

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ise şöyle buyurmuştur:

“Üç şey kimde bulunursa îmânın tadını bulur. Bunlar: (1) Allâh ve Rasûlünü başka her şeyden çok sevmek; (2) Sevdiği kişiyi yalnızca Allâh için sevmek; (3) Küfre dönmeyi, ateşe atılmak kadar kötü görmek.” [(SAHİH HADİS):Buhari (16); Müslim (6)…]

Şeyh Abdurrahmân bin Hasen rahîmehullâh şöyle demiştir: “Lâ İlâhe İllallâh kelimesi, şirkin her çeşidini reddetmekte, sevgi ve muhabbetin yalnızca Allâh Azze ve Celle için olması gerektiğini bildirmektedir. İşte bu, tevhîd kelimesinin mutabakat anlamında ifâde ettiği mânâdır. Bu kelimenin ne mânâya geldiğinin kesinlikle bilinmesi, buna inanılması, zâhir ve bâtın anlamda bu kelimenin gereklerine göre amel edilmesi gerekir.” [Abdurrahmân bin Hasen, Fethu’l-Mecîd: 110.]

Şeyhu’l-İslâm İbn Teymiyye rahîmehullâh muhabbetin tevhîdin gereklerinden olduğu hakkında şöyle demiştir: “Tevhîde şahitlik etmek sadece Allâh için sevmeyi, sadece Allâh için buğzetmeyi, Allâh için dost olmayı, Allâh için düşman olmayı Allâh’ın sevdiklerini sevmeyi, Allâh’ın buğzettiklerine buğzetmeyi, Allâh’ın emrettiklerini emretmeyi, yasakladıklarını yasaklamayı, sadece Allâh’tan ümit etmeyi ve sadece Allâh’tan korkmayı gerektirir. [İbn Teymiyye, el-İhticacu bi’l-Kader: 62.] 

Açıktan ve gizli olarak Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in sünnetine ve şeriatına uymak Allâh sevgisinin bir gereği olduğu gibi, yolunda cihâd etmek, dostlarını dost, düşmanlarını düşman kabul etmek de bu sevginin isbâtıdır.” [et-Tuhfetu’l-Irakıyye: 101.]

İmâm İbn Receb rahîmehullâh ise muhabbetin önemi hakkında şöyle demiştir: “Lâ İlâhe İllallâh sözü Allâh’tan başkasını sevmemeyi gerektirir. Çünkü ilâh ancak kendisine olan sevgiden, korkudan ve ummaktan dolayı itaat edilip, isyân edilmeyen kimsedir. O’nun sevdiği şeyleri sevip sevmediği şeyleri sevmemek Allâh’ın sevgisini tamamlayan şeylerdendir.

Allâh’ın sevmediği ve râzı olmadığı şeyleri seven, O’nun emrettiği, râzı olduğu, sevdiği şeyleri sevmeyip kerih gören kimsenin îmânı ve bu îmânındaki doğruluğu tam olarak gerçekleşmemiştir. Bu kimsede Allâh’ın sevmediği şeyleri sevmesine sevdiği şeyleri de sevmemesine kadar gizli şirkten bir eser vardır. Allâh’u Teâlâ şöyle buyuruyor: ‘Onlar Allâh’ı gazablandıracak şeylere uydular. Ve O’nun rızasını hoş karşılamadılar. Böylece Allâh da onların amellerini boşa çıkarı verdi.’(Muhammed: 47/28) ” [İbn Receb, Kelimetu’l-İhlâs: 29.]

6. İNKIYÂD:

Lâ İlâhe İllallâh sözünün gerektirdikleriyle amel etmek olup, bu sözü ve gerektirdiklerini terk etmeğe engeldir. Tam bir teslimiyet ve boyun eğişin gereği olup, Allâh Azze ve Celle’nin rızasını kazanmak amacıyla, ihlâsla yapılan tüm ameller buna dâhildir. Allâh Tebâreke ve Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

“Rabbinize yönelin ve O’na teslim olun.” (Zumer: 39/54)

“Kim muhsin (ihsân sahibi) olarak kendini Allâh’a teslim ederse, o kopmayan bir kulba (kelime-i tevhîde) yapışmıştır.” (Lokman: 31/22)

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ise şöyle buyurmuştur:

“Allâh’a îmân ettim, de ve istikamet üzere (emrolunduğun gibi) yaşa.” [(SAHİH HADİS): Müslim (41); Ahmed (14990)…]

Allâme Şevkânî rahîmehullâh, şöyle demiştir: “Lâ İlâhe İllallâh sözünü sadece dille söylemek, fakat bununla birlikte mânâsıyla amel etmemek insâna Müslüman sıfatı vermez. Çünkü cahiliyye ehlinden bir adam bu sözü söylese ve bununla birlikte puta ibâdet etmeye davam etse, Müslüman sayılmaz.” [ed-Durru’n-Nedîd fî İhlâs Kelimetu’t-Tevhîd: 40.]

İmâm İbn Receb rahîmehullâh ise şöyle demiştir: “Dîndeki kardeşlik ancak tevhîd ile beraber diğer farzların da edâsıyla gerçekleşir. Şirkten tevbe ise ancak tevhîd ile mümkün olabilmektedir.” [İbn Receb, Kelimetu’l-İhlâs:18-19.]

Şeyhu’l-İslâm İbn Teymiyye rahîmehullâh, inkıyadın gereğine ve önemine binaen şöyle demiştir: “Müslüman olmanın zımnında, yalnızca Allâh’a teslim olmak vardır. (İslâm Dîni sâdece Allâh’a teslim olmayı içerir.) Hem Allâh’a hem de O’ndan bir başkasına teslim olan kimse müşriktir. O’na (ve hükümlerine) teslim olmayan kimse ise O’na ibâdet hususunda tekebbür göstermiş (kibirlenip ibâdet etmekten yüz çevirmiş)tir. O’na şirk koşan ve ibâdeti hususunda tekebbür gösteren kimse kâfirdir. Yalnızca O’na teslim olmak, yalnızca O’na ibâdet ve itaat etmeyi de içinde barındırır. İşte Allâh’ın başka bir dîni kabul etmediği İslâm Dîni budur. Teslim olup Müslüman olma, Allâh’ın emrettiği her şeyi emrettiği zaman zarfında (diliminde emrettiği şeklide) yapmak sûretiyle itaat etmekle gerçekleşir. [İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ: 3/91.]

Kelime-i şehâdeti söyleyen kişi, bununla beraber farzları yerine getirmese ve yasaklardan kaçınmasa da cennete girer ve bu durumdaki hiç kimse ateşle azap görmez diye iddia eden (söyleyen) kişi mürted bir kâfirdir. Bu kişinin tevbeye dâvet edilmesi gerekir. Tevbe ettiyse iyi, yoksa öldürülür. Aksine şehadeteyni telafuz edenler gruplara ayrılır (sınıf sınıftır). Bunlardan münafık olanlar, ateşin en derin yerinde bulunurlar.” [İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ: 35/106.]

7. KABUL: 

Lâ İlâhe İllallâh sözünü ve gerektirdiklerini, kalb ve dil ile kabul etmek olup, amellerle yalanlamamaktır. Lâ İlâhe İllallâh sözünü ve gerektirdiklerini reddetmeye engeldir. Zîrâ Allâh Tebâreke ve Teâlâ kâfirlerin azaba uğramalarının sebebini, bu kelimeyi ve gerektirdiklerini reddetmek olduğunu şöyle haber vermiştir. Allâh Tebâreke ve Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

“Çünkü onlara: ‘Lâ İlâhe İllallâh (Allâh’tan başka hak ilâh yoktur) denildiği zaman, büyüklük taslarlardı. Ve: ‘Biz, mecnun bir şâir için ilâhlarımızı mı terk edeceğiz?’ derlerdi.” (Saffat: 37/35-36)

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ise şöyle buyurmuştur:

“Nefsim, elinde olan Allâh’a yemin ederim ki; arzusu benim getirdiğime tâbi olmadıkça hiç biriniz îmân etmiş olmaz.” [(SAHİH HADÎS:) İbn Ebi Âsım (Sünne: 15); İbn Batta (İbâne: 210)…]

Şeyh Abdurrahmân bin Hasen rahîmehullâh şöyle demiştir: “Lâ İlâhe İllallâh kelimesinin söyleyen kimseye fayda verebilmesi için, bu kelimenin içerdiği mânânın olumlu ve olumsuz yönlerinin açık bir şekilde bilinmesi gerekir. Bilmenin yanında kişi buna îmân etmeli, kabullenmeli ve gereğiyle de amel etmelidir. İşte ancak bu durumda bu kelime kendisine fayda sağlayabilir. Kim de bu kelimeyi gerçekten ne anlama geldiğini bilmeden, inanmadan ve gereğiyle de amel etmeden söylerse, kendisi için hiçbir yararı yoktur.” [Abdurrahmân bin Hasen, Fethu’l-Mecîd: 38.]

İmâm İbn Kayyim rahîmehullâh şöyle demiştir: “İslâm Allâh’ı birlemek, sadece O’na ibâdet etmek, O’na hiçbir şeyi ortak koşmamak, Allâh’a ve Rasûlü’ne îmân etmek, Rasûlün getirdiklerinde ona tâbi olmaktır. Kul bunu yapmadığı sürece Müslüman olamaz. Eğer inatçı (yani bilerek inkâr eden) ve zorba bir kâfir değilse de, en azından câhil bir kâfirdir.” [İbn Kayyım, Tarîku’l-Hicreteyn: 411.]

HÂTİME:

Açıklandığı üzere Ehl-i Sünnete göre, kelime-i tevhîd olan Lâ İlâhe İllallâh’ın, ilim, yakîn, ihlâs, sıdk, muhabbet, inkıyâd ve kabul olmak üzere yedi şartı vardır. Bu şartlar yerine gelmediği sürece Lâ İlâhe İllallâh onu söyleyen kimseye fayda vermez ve sahibinin tevhîd ehli olması için yeterli olmaz.

Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh’a mahsustur. Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashabının üzerine olsun.

1435 h. / 2014 m.

Abdullâh Saîd el-Müderris.

İktibas Yapacakların Dikkatine!