«
  1. Ana sayfa
  2. Akaid Soruları
  3. Kâfirler de ibâdet etmekle mükellef midir?

Kâfirler de ibâdet etmekle mükellef midir?

Soru: Kâfirler de ibâdet etmekle mükellef midir?

Cevâb: Hamd ve hüküm, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya mahsustur.

Müslüman olsun ya da olmasın tüm insânlar, îmân etmekle mükellef oldukları gibi ibâdet etmekle de mükelleftirler. Bu görüşün doğruluğuna dair birçok sarih delîl bulunmaktadır. Nitekim İmâm Şevkânî rahîmehullâh, kâfirlerin de şeriatın fürusu ile mükellef olduklarına dair delîl olan -aşağıda zikredeceğim- âyetlerden bazılarına değindikten sonra şöyle demiştir: “Gerçekten bu konuyla ilgili olarak pek çok âyet ve hadîs bulunmaktadır.” [Şevkânî, İrşâdu’l-Fuhûl: 1/34 vd.]

Allâh Subhânehu ve Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:  “Ey insânlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibâdet edin.” (Bakara: 2/21)

Allâh Subhânehu ve Teâlâ, âyet-i kerîmesinde “ibâdet edin” emrini sadece Müslümanlara değil, “ey insânlar” buyurarak tüm insânlara vermiştir. Bu sebeble insânların tamamı, en büyük ibâdet olan Allâh’u Teâlâ’nın tevhîd edilmesinden başlayarak, emredilen diğer ibâdet çeşitlerini de yerine getirmekle mükelleftirler.

Allâh Subhânehu ve Teâlâ, başka bir âyetinde şöyle buyurmaktadır: “Ona bir yol bulup güç yetirenlerin beyti haccetmesi Allâh’ın insânlar üzerindeki hakkıdır. Kim de inkâr ederse, şüphesiz Allâh, âlemlerden müstağnidir (kimseye muhtaç değildir, bilakis her şey O’na muhtaçtır).” (Ali İmran: 3/97)

Allâh Subhânehu ve Teâlâ, âyet-i kerîmesinde beytin haccedilmesi gereğini “Allâh’ın insânlar üzerindeki hakkı” olarak beyân etmiştir. Âyette beytin haccedilmesi “…insânlar…” buyruğu ile onun yoluna güç yetiren her bir kimseyi kapsamaktadır. Bu da göstermektedir ki, beytin hac edilmesi kulların tamamı üzerine farz olan bir şer’î emirdir. [Burada kâfirlerin hacc ile mükellef kılınmasıyla onların Mescid-i Haram’a girmelerine izin vermenin ayrı şeyler olduğu karıştırılmaması gerekli olan önemli bir noktadır. Zîrâ kâfirlerin îmân etmedikçe Mescid-i Haram’a girmelerine izin verilemez. Bununla birlikte küfürlerinden dolayı Mescid-i Haram’a giremeyecek olmaları hacc etme mükellefiyetliklerini üzerlerinden düşürmez.]  

Allâh Subhânehu ve Teâlâ, başka bir âyetinde şöyle buyurmaktadır: “Mücrimlere, ‘sizi sekara (şu yakıcı ateşe) sokan nedir?’ diye sorarlar. Onlar şöyle cevâb verirler: ‘Biz namaz kılanlardan değildik.” (Müddessir: 74/42-43)

Allâh Subhânehu ve Teâlâ, âyet-i kerîmelerinde mücrimlerin cehennem ehlinden olmalarının nedenini namaz kılanlardan olmamaları olarak açıklamıştır. İlerleyen âyetlerde ise mücrimlerin üç vasfı daha konu edilmemektedir. Bunlar: Yoksulu yedirmemek, batıla dalmak ve dîn gününü yalanlamak. Sıralama itibariyle namaz diğer üç vasıftan önce zikredilerek dîndeki önemi ve tüm kullar üzerindeki mükellefiyetliği ifâde edilmiştir. Yoksa din gününü yani âhireti yalanlayan bir kimsenin Müslüman olamayacağı açık olup, başlı başına cehennemde ebedî kalmaya bir sebebtir.

Allâh Subhânehu ve Teâlâ, diğer bir âyetinde şöyle buyurmaktadır: “Veyl olsun o müşriklere! Onlar, zekâtı vermezler ve onlar âhireti de inkâr ederler.” (Fussılet: 41/6-7)

Allâh Subhânehu ve Teâlâ, âyet-i kerîmelerinde müşrikleri zekât vermediklerinden ve âhireti de inkâr ettiklerinden dolayı kınamaktadır. Eğer ki müşrikler, tevhîd ile birlikte zekât vermekle de mükellef olmasalardı, âyette müşriklerin kınanmasının nedeni olarak zekât vermemeleri ve âhireti de inkâr etmeleri gösterilmezdi.

İmâm Nevevî rahîmehullâh şöyle demiştir: “Muhakkiklerin ve çoğunluğun üzerinde olduğu doğru görüşe göre, kâfirler de şeriatın füru hükümlerini yerine getirmekle muhâtabtırlar. Buna göre Müslümanlara haram olduğu gibi, kâfirlere de içki içmek haramdır.” [el-Minhâc fî Şerhi Müslim: 14/39.]

Binaenaleyh mükellefiyetlik açısından tüm beşeriyet, yaratılışın gayesi olarak dînin hem usulü hem de füruu ile sorumlu olup, tevhîd, namaz, zekât, oruç ve hac gibi ibâdetleri yapmakla; içki, kumar, fâiz ve zina gibi haramlardan da kaçınmakla mükelleftirler. Bu hakikat, Ehl-i Sünnet’in cumhuruna ait olup, doğruya isâbet görüştür. [Burada dikkat edilmesi gerekli olan nokta, bu ümmet arasında icmâ edilen mes’elelerden değildir. Bu görüşe Hanefîlerin çoğunluğu ile er-Râzî gibi bazı kelamcılar muhalefet etmişlerdir. Ancak bu ihtilaf ve bu ihtilafa dayanan mes’eleler itikadî bir ayrılığı gerektirmez.]  

 

Başarı, el-Hamîd ve el-Hakîm olan Allâh’tandır. 

O, her şeyin en iyisini bilendir.

Abdullah Saîd el-Müderris.

1436h./2014m.