«
  1. Ana sayfa
  2. Fıkıh Soruları
  3. Kadının yabancı erkekler karşısında yüzünü örtmesinin hükmü nedir?

Kadının yabancı erkekler karşısında yüzünü örtmesinin hükmü nedir?

Soru: Kadının yabancı erkekler karşısında yüzünü örtmesinin hükmü nedir?

Cevâb: Hamd ve hüküm, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya mahsustur.

Allâh sana rahmet etsin bilmelisin ki! Bütün mü’min kadınların yüzleri de dâhil olmak üzere bedenlerinin tamâmını yabancı erkekler karşısında örtmeleri farzdır.  Bundan ancak hastalık gibi zarûret halleri istisnâ edilir.

Allâh Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır: “Ey îmân edenler! Nebî’nin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Böyle davranmanız hem sizin kalbleriniz, hem de onların kalbleri için daha temizdir.” [el-Ahzâb: 33/53]

Bu âyetin nâzil olmasıyla birlikte Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ve ashâbı kirâm, yabancı erkeklerin hanımlarının yanına girmelerini engellediler. Hanımlarına ihtiyaç için evden çıktıklarında tâm bir hicâb ile örtmelerini emrettiler. Onlar da Allâh’ın kendilerine farz kıldığı hicâb emrine itaat ederek örtündüler. İşte bu, kıyâmet gününe kadar tüm mü’min kadınlar üzerine Allâh’ın muhkem bir emridir. Âyetin tefsîrinde İmâm İbn Kesîr rahîmehullâh şöyle demiştir: “Âyetin: ‘Bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin’ buyruğundan maksat: Sizi onların yanına girmekten men ettiğim gibi onlara doğrudan bakmayın. Eğer birinizin ihtiyacı olur da size vermesini isterse ona bakmasın. İhtiyacını perde arkasından istesin.” [İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm: 6/30.]

Allâh Azze ve Celle başka bir âyetinde şöyle buyurmaktadır: “Ey Nebî! Zevcelerine, kızlarına ve mü’minlerin hanımlarına de ki: Cilbâblarını üzerlerine giysinler. Bu, onların tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur. Allâh bağışlayandır, merhamet edendir.” [el-Ahzâb: 33/59]

Allâh Azze ve Celle bu âyeti kerîmesinde Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’e hicâb emrini bildirmesi için: “Ey Nebî! Zevcelerine, kızlarına ve mü’minlerin hanımlarına de ki…” buyurarak hicâbı açık olarak emretmiştir. Buna dair İmâm Suyûtî rahîmehullâh şöyle demiştir: “Bu hicâb âyeti kadınlar hakkındadır. Bu âyette onların baş ve yüzlerini örtmelerinin farz olduğu hükmü belirtilmektedir.” [Suyûtî, el-İklîl fî İstinbâti’t-Tenzîl: 214.]

Allâh Azze ve Celle’nin âyeti Müslüman hanımlar için hicâbın farz olduğunu, onların câhiliye kadınları gibi açık saçık giyinmekten men edildiklerini ve yüzleri de dâhil olmak üzere tüm bedenlerini yabancıların görmesinden korumaları gereğini sarahaten ortaya koymaktadır. Nitekim İbn Abbas radîyallâhu anh şöyle demiştir: “Hür kadınlar da cariyeler gibi giyiniyordu. Bunun üzerine Allâh mü’minlerin kadınlarına cilbâblarıyla kaşlarının üstüne kadar olan bölümü örtmelerini emretti.” [Taberî, Câmiu’l-Beyân fî Te’vîli’l-Kur’ân: 20/325.] Yine şöyle demiştir: “Allâh, mü’minlerin kadınlarına, bir ihtiyaçları için evlerinden çıktıklarında, başlarının üzerinden örtecekleri örtüleriyle yüzlerini örtmelerini ve sadece bir gözlerini açmalarını emretmektedir.” [İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm: 6/425.]

Allâh Azze ve Celle diğer bir âyet-i kerîmesinde şöyle buyurmaktadır:

 “Mü’min kadınlara da söyle: Gözlerini (haramdan) sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar. Kendiliğinden görünen hariç ziynetlerini göstermesinler. Başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar. Ziynetlerini kendi kocalarından ya da babalarından ya da oğullarından ya da kocalarının oğullarından ya da kendi kardeşlerinden ya da kardeşlerinin oğullarından ya da kız kardeşlerinin oğullarından ya da kendi kadınlarından ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya da kadına ihtiyacı olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden ya da kadınların henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri ziynetleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte Allâh’a tevbe edin ey mü’minler, umulur ki felâh bulursunuz (kurtuluşa erersiniz).” [en-Nûr: 24/31]

Allâh Azze ve Celle: “Kendiliğinden görünen hariç ziynetlerini göstermesinler” buyruğu ile mü’min kadınlara kendiliğinden görülenleri istisnâ ederek ziynetlerini yabancılara asla göstermemelerini emretmektedir. Ziynet, zâhir ve bâtın yani açık ve gizli olmak üzere iki kısma ayrılır. Zâhir ziynet, kadın için herkesin görmesi mubah olan dış elbisesi olup, âyetteki “kendiliğinden görünen hariç” buyruğuyla ifâde olunandır. Zîrâ kadının dışarıda giydiği elbiseyi gizlemesi mümkün değildir. Buna kasıtsız olarak, bilinç dışı yahut bir zarûret sebebiyle açılanlar da dâhildir. Kadın bundan dolayı sorumlu olmaz. İşte bu, kadının kastı olmadan rüzgârın açtığı elbisesi, nikâh talep edene açmasına izin verilen veya tedavi zarûreti sebebiyle açtığı ziynetidir. İmâm Beydâvî rahîmehullâh şöyle demiştir: “Eller ve yüzün  (örtülmesi gerekli olan yerlerden) istisnâ edilmesi, namaz içinde avret olmadığındandır. Yoksa bakma bakımından hür kadının tüm vücudu avrettir. Kocası ile mahremlerinden başkası, tedavi ve şâhitlik gibi zarûretler dışında onun hiçbir yerine bakamaz.” [Beydâvî: Envâru’t-Tenzîl: 4/104.]

Bâtın ziynet ise “ziynetlerini göstermesinler” buyruğuyla ifâde olunandır. Yaratılıştan gelen ve sonradan kazanılan olmak üzere iki kısımdır. Yaratılıştan gelen ziynet kadının yüzüdür. Ziynetin aslını, yaratılışın güzelliğini ve hayati­yetin manasını o ifâde eder. Çünkü pek çok menfaat ve ilim edinme yolla­rı yüzde toplanmıştır. Sonradan kazanılan ise kadının kendi hilkatini güzelleştirmek için giriştiği çaba­lar sonucu ortaya çıkandır. Ev içi giyilen elbiseler, bi­lezik, yüzük ve küpe gibi ziynet eşyaları ve sürme ve kına gibi yüz ve ellerine süründüğü şeylerdir. Kadının bunları yabancılara göstermesi haramdır. Nitekim İbn Mesud radîyallâhu anh şöyle demiştir: “Ziynet iki türlüdür. Zâhir ziynet ve sadece kocasının görebileceği bâtın ziynet. Zâhir ziynet: Arab kadınlarının giymeyi âdet edindikleri elbiseleri üzerine giydikleri örtüler ile elbiselerdir. Gizli ziynet ise kocasından başkasına göstermesi câiz olmayan; sürme, yüzük, bilezik gibi şeylerdir.” [Suyûtî, ed-Durru’l-Mensûr: 6/179.]

Ayetteki: “Ziynetlerini kendi kocalarından ya da babalarından ya da oğullarından ya da kocalarının oğullarından ya da kendi kardeşlerinden ya da kardeşlerinin oğullarından ya da kız kardeşlerinin oğullarından ya da kendi kadınlarından ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya da kadına ihtiyacı olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden ya da kadınların henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler” buyruğu ile kadınların yabancı erkeklerden bâtını ziynetlerini korumaları emredilmiştir. Kadının bu emre uyması farz, terk etmesi ise açık bir haramdır. Burada zikredilenlerden koca, karısının tüm bedenine herhangi bir kayıt ve şart olmaksızın bakabilir. Diğerleri ise bilinen şart ve kayıtlara tabidirler.

Abdullâh İbn Mesud radîyallâhu anh’dan rivâyet olunduğuna göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kadın avrettir. O dışarı çıktı mı şeytan onu kendisine yakınlaştırır. Kadının rabbine en yakın olduğu hal, evinin içerisinde bulunduğu zamandır.” [Tirmizî (1173); İbn Hibbân (5598)…]

İmâm Tirmizî ve İmâm İbn Hibbân’ın sahîh olarak rivâyet ettikleri bu hadîs-i şerifte kadın, yabancılar için tüm bedeniyle avret olarak ifâde olunmuştur. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in bu sözü, kadının yüz de dâhil olmak üzere tüm bedenini yabancılardan örtmesi gereği hakkında açık bir delîldir. Zîrâ avret ismi verilen şeyin örtülmesi gereği hakkında hiçbir ihtilaf söz konusu değildir. Bu sebeble Ebû Bekir Abdurrahmân bin Haris ve İmâm Ahmed şöyle demişlerdir: “Kadın tırnağına kadar avrettir.” [Ahmed Bin Hanbel, Ahkâmu’n-Nisâ: 31; İbn Abdilber, İstiskâr: 2/201.]

Âişe radîyallâhu anhâ’dan rivâyet olunduğuna göre o, şöyle demiştir: “Bizler Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte ihramda bulunuyor iken kafileler yanımızdan geçip giderdi. Bizim hizamıza geldiklerinde bizden herhangi bir kadın cilbâbını başından yüzü üzerine sarkıtırdı, yanımızdan geçip gittiler mi onu açardık.” [Ebû Dâvud (1833); Ahmed (24021)…]

İmâm Ebû Dâvud ve İmâm Ahmed’in sahîh olarak rivâyet ettikleri bu hadîs-i şerif de yine kadınların yabancılara karşı yüzleri de dâhil olmak üzere örtünmeleri gereği hakkında açık bir delîldir. Nitekim Âişe radîyallâhu anhâ ve beraberindeki hanım sahâbeler, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte ihrama girmişler ve ihramlıyken dahi yabancı erkekler karşısında örtünmüşlerdir. Yabancı erkek olmadığında ise yüzlerini açmışlardır. Bunun sebebi ise aslî olan hükmü uygulamalarıdır. Bu hüküm ise hicâbın farz olduğudur. Esmâ binti Ebû Bekir radîyallâhu anhâ da şöyle demiştir: “Bizler erkeklere karşı yüzlerimizi örterdik. Bundan önce de ihramlı iken saçlarımızı tarardık.” [İbn Huzeyme, es-Sahîh: 2/1276 (2690)]

İfâde olunduğu üzere kadının yüzü de dâhil olmak üzere tüm bedenini yabancı erkeklerin görmelerinden koruması farzdır. Zamanımızdaki gibi fitnelerin ayyuka çıktığı ve zinanın sokaklara yayıldığı bir ortamda Ehl-i Sünnet imâmları arasında yüzün de örtülmesinin hükmü hakkında hiçbir ihtilaf söz konusu dahi değildir. Hanefi imâmları da dâhil olmak üzere hiçbir Ehl-i Sünnet âliminin genç bir kadının fitne ortamında yüzünü açabileceğine dair fetvâsı yoktur. Bu sebeble tüm mü’min kadınların Allâh’ın hicâb emrine tabi olarak yüzleri de dâhil olmak üzere tüm bedenlerini yabancı erkeklerin görmelerinden korumaları, terki büyük ve ağır bir azâbı gerektiren farzdır.

 

Başarı, el-Hamîd ve el-Hakîm olan Allâh’tandır. 

O, her şeyin en iyisini bilendir.

Abdullah Saîd el-Müderris.

1438h./2017m.