«
  1. Ana sayfa
  2. AHLAK
  3. Kabul Edilen Tevbe

Kabul Edilen Tevbe

makaleKABUL EDİLEN TEVBE

Mustafa bin Sezgin

 

Tevbeleri kabul eden, kusurları örten, rahmeti ile muamele eden, bize din olarak İslam’ı seçen Allah Azze ve Celle’nin yüce ismi ile…

Her bir insanoğlunda kötülüğü emreden, şeytanın askerlerinden bir asker olan nefis bulunmaktadır. Gaflete düşüp nefsine uyanlar –Allah bizleri korusun- bazen küfür, bazen haram, bazen de kerih (çirkin) görülen işleri yapmaktadırlar. Bu işlerden pişman olanlar, yaptıklarından dolayı Allah’tan mağfiret isteyenler için “hayatımızın her alanına çözüm kaynağı olan Kur’an ve Sünnet”, ilahi bir affolunma aracı sunmuştur; bunun adı tevbedir.

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Muhammed aleyhisselâm, Allah Azze ve Celle’den Peygamber olmasına rağmen, günde 100 defa tevbe istiğfar talep etmiş ve ashabına: “Ben günde 100 defa istiğfarda bulunurum” (Müslim) diyerek onlara dillerini ve bedenlerini tevbe ve istiğfara alıştırmalarını tavsiye etmiştir. Çünkü tevbe, yanlışlarını hatırlayıp Allah’a yönelip af dileme aracıdır.

Peki, Tevbe ne anlama gelmektedir?

Tevbe kelimesinin sözlük manası; ‘ilk asla dönmek’tir. Bu mana ile bağlantılı olarak tevbe; kula nispet edildiği zaman, ârizî (sonradan olan) olan günah halini bırakıp aslî olan salah (en iyi) haline dönmektir. Allah Azze ve Celle’ye nispet edildiği zaman ise; tâlî (geçici) olan gazab nazarından aslî olan rahmet nazarına dönmek anlamına gelir.

Yani kısaca ifade edilirse tevbe, Allah Azze ve Celle’den uzaklaştıran ve şeytana yaklaştıran her türlü şeyden dönmek demektir. İstiğfar ise; işlenmiş olan günahlardan bağışlanma dilemektir. İstiğfarın hayata geçmiş şekline tevbe denir.

Allah Subhânehu ve Teâlâ kitabı olan Kur’an-ı Kerimde, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ise Sünnetinde, Müslümanların günahlarından tevbe etmeleri ve her daim Allah Azze ve Celle’nin rahmetine sığınmalarını tavsiye etmiştir. Çünkü Allah Subhânehu ve Teâlâ daima tevbe bilincinde olan kuluna yardım etmekte ve onu katından rızıklandırmaktadır. Nitekim Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Allah’u Teâlâ istiğfara devam edeni her sıkıntıdan kurtarır, her darlıkta ona bir genişlik verir ve onu ummadığı yerden rızıklandırır.” (Nesai)

 Allah Azze ve Celle, kulunun, kendisinden başkasının fayda ve zarar veremeyeceğine inanarak ellerini açıp tevbe etmesinden hoşnut olur. Nitekim Allah Rasûlu sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Çölde devesini kaybedip sonra bulan kimsenin sevinmesinden çok, Allah Azze ve Celle kulunun tevbe etmesine sevinir.” (Buhari)

Bu sebeble Allah’ın razı olmuş olduğu kullardan olmak için tevbelerimizi arttırmalı ve rabbimizin bizi bağışlamasını ummalıyız. Eğer çokça tevbe edersek; inşallah Allah Azze ve Celle amel defteri sağ tarafından verilenlerin zümresine bizi de dâhil eder. Nitekim Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Amel defterinde çokça istiğfar bulunana ne mutlu!” (Beyhaki)

Tevbeleri kabul edecek olan yalnız Allah Azze ve Celle’dir. Çünkü O işiten, fayda ve zarara, mükâfat ya da cezaya hükmedendir. Bu sebeple aracılar edinerek “ey filan şu günahımı affeyle” diyerek dua etmek caiz değildir. Fakat zamanımızda bazı insanlar şeyhlerinin sarıklarını veyahut ellerini tutarak, Allah Azze ve Celle’ye tevbe etmektedirler. Haşa! Şeyhleri aracı olmadan tevbe ederlerse, Allah katında bu tevbenin kabul olmayacağına da inanmaktadırlar. Hiç şüphesiz ki bu, İslam akidesinde sahibini müşrik yapan bir inançtır. Bu Müslümanlar arasında şüphe edilmeyen bir gerçektir.

Bir diğer konu ise tevbe ederken veyahut Allah Azze ve Celle’den istekte bulunurken, “yüzü suyu hürmetine, hakkı için” lafızlarını kullanarak dua etmektir. İslam hukuk ekollerinden Şafi, Maliki ve Hanbeli mezheplerine göre bu şekilde dua etmek haramdır. Hanefi mezhebinde ise İmam Ebu Hanife dışındaki imamlarda haram olacağına dair ictihat etmişlerdir. İmam Ebu Hanife bu ameli tahrimen mekruh (haram olan mekruh) görmüştür.

Fakat burada dikkat edilmesi gerekli olan bir husus bulunmaktadır. İmamların bu fetvaları peygamber veya salih olan kişilerin Allah Azze ve Celle katındaki konumlarına binaen, onların hatırı için Allah’u Teâlâ’dan istekte bulunulmasıyla ilgilidir. Eğer bu zikredilen salih ve peygamberlerin fayda ve zarara sebep olabilecek olduklarına inanılırsa bu, kişiyi İslam Milletinden çıkaran bir şirk inancıdır.

Öyleyse bu hakikatten sonra kabul edilen tevbe hangisidir?

Öncelikle Müslüman yapmış olduğu amellerde Kur’an ve Sünnet’e uygunluk ilkelerini yerine getirmelidir. Çünkü Kur’an ve Sünnet’e uymayan her amel batıl olup İslam Dininde hiçbir değeri yoktur.

Allah Azze ve Celle Kur’an-ı Kerimde kabul edecek olmuş olduğu tevbeyi “Nasuh tevbe” olarak zikretmiştir. Sahabelerden Muaz b. Cebel radiyallahu anh’a nasuh tevbenin ne olmuş olduğu sorulmuş o ise şöyle cevap vermiştir:

“Tevbe-i Nasuh; işlenen günahtan pişman olmak, Allah’u Teâlâ’dan mağfiret dilemek ve bir daha öyle bir günah işlememek demektir.” (Beyhaki)

Allah Azze ve Celle kabul etmiş olacağı tevbenin vasıflarını Kur’an-ı Kerim’de şöyle bildirmiştir:

“Ey iman edenler! Allah’a Nasuh tevbe edin. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter.” (Tahrim: 66/8)

“Allah katında kabul olunan tevbe, ancak bilmeyerek günah işleyip sonra derhal tevbe edenlerin tevbesidir. İşte Allah böylelerinin tevbelerinin kabul eder.” (Nisa: 4/17)

Bu iki ayeti kerime ve tevbe ile ilgili diğer ayetler incelendiğinde nasuh tevbe, zikredilen bütün şartları kendisinde barındırmaktadır. Buna göre öncelikle tevbenin kabul olması için yapılan kabahatten pişman olmak gerekmektedir. Zira Peygamberimizin “Pişmanlık tevbedir” (Buhari) hadisinde bu görülmektedir. Bunun akabinde Allah’tan mağfiret dilemek ve bir daha o günahı işlememek gerekmektedir.

Zamanımızda bazı gaflet ehli insanlar küfür ve haram olan fiilleri –maalesef- işlemektedir. Kendileri bu amellerinden dolayı uyarıldıklarında,  her akşam -işlediklerini terk etmeyi kesin olarak azmetmeden- tevbe ettiklerini söylemektedirler. Yani her akşam bağışlanma istedikleri fiilleri, gündüz tekrar bile bile yapmaktadırlar. Bu amellerine binaen bağışlanacaklarını da ummaktadırlar. Bu, kesinlikle kabul olunmayacak olan tevbe çeşitlerindendir. Çünkü ifade edildiği üzere tevbe ancak nasuh bir tevbe olduğu zaman Rabbimiz katında makbuldür.

Peki, Tevbenin kabul olması için gereken şartlar nelerdir?

Tevbenin makbul olması için çeşitli vesileler sahabenin –Allah onlardan razı olsun- hayatında ve Ehli Sünnetin imamlarının kavillerine bakıldığında bulunmaktadır.

Bir gün Allah Rasûlu sallallâhu aleyhi ve sellem Bilal radiyallahu anh’ı çağırdı ve ona:

-“Ey Bilal hangi amelinden ötürü cennete girdin? Dün akşam ben cennete girdim. Önümde senin ayak sesini işittim.” Dedi. Bilal:

-“Ey Allah’ın Rasûlu ben bir günah işlediğimde mutlaka onun peşinden abdest alır ve iki rekât namaz kılarım” dedi. (İbn Huzeyme)

Burada sahabenin büyüklerinden Bilal radiyallahu anh’ın günahtan hemen sonra abdest alıp iki rekât namaz kılarak rabbinden af dilediği ve Rasûlullâh’ın bu şekildeki ameli takriri olarak onaylaması görülmektedir.

Ehli Sünnetin muteber imamlarından imam Nevevi rahîmehullâh Kur’an ve sünnetten istinbat ederek tevbenin kabul olması için şu şartları zikretmiştir:

  • Önce maddi sadaka vermek,
  • Abdestli olarak tevbe etmek,
  • Mübarek mekânlarda ve mübarek zamanlarda tevbe ve istiğfar da bulunmak,
  • Tevbeye salavatla başlamak, salavatla bitirmek,
  • Kur’an ve hadiste geçen tesirli tevbelerle tevbe etmek,
  • Tevbe ederken Allah’tan başka kimsenin günahları bağışlamayacağını bilmek.

Son olarak tevbe bizim için günahlardan arınma aracı ve kalbimizin temizlenmesine vesile olan bir ameldir. Biz aciz kullar olarak Allah’tan ümidimizi kesmeden tevbe etmemiz gerekmektir. Nitekim Rabbimiz Allah Azze ve Celle “Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” (Zümer: 39/53) buyurmaktadır. Buna binaen Allah Azze ve Celle tevbekar kullarını sevmiş, onlara ummadığı yerlerden rızıklandırmış ve rızıklandıracaktır. Tüm dileğim bütün insanların rahmani bir inkılab yaparak şirki yok edip yerine tevhid sistemini getirmeleri ve çokça tevbe ederek günahlarından arınmalarıdır. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in buyurduğu üzere:

“Günah kalpte bir iz bırakır, tevbe ve istiğfar edince o leke kaybolur ve kalp cilalanır.” (Tirmizi)

Hamd âlemlerin rabbi olan Allah’a, salat ve selam yaratılmışların en hayırlısı olan Muhammed aleyhisselâm’a onun aline, ashabına ve tüm tevbekâr olan Muvahhid kardeşlerimin üzerine olsun…