«
  1. Ana sayfa
  2. MAKALELER
  3. İzzet Ehli Olabilmek İçin

İzzet Ehli Olabilmek İçin

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle…

Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve Rasûlüdür…

Bundan sonra:

İzzet, üstünlük ve gâlibiyettir. Şüphesiz ki üstün olan ve her şeye gâlib gelen Allâh Subhânehu ve Teâlâ’dır. Çünkü “el-Azîz” olan odur. Bu gerçek, hüküm kaynağımız Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle ifâde olunur:

“Allâh, el-Azîz (üstün ve gâlib) ve el-Hakîm (hüküm ve hikmet sâ­hibi)’dir.” (İbrâhîm: 14/4)

İbrâhîm aleyhisselâm da Rabbimize dua ederken şöyle diyordu:

“Şüphesiz ki Sen, Azîz’sin (üstün ve gâlibsin), Hakîm’sin (hüküm ve hikmet sâ­hibisin).” (Bakara: 2/129)

Mülkü ve gâlibiyeti elinde bulunduran Allâh Subhânehu ve Teâlâ başka bir âyetinde şöyle buyurmuştur:

“İzzet, Allâh’ın, Rasûlü’nün ve mü’minlerindir. Ancak münâfıklar (bunu) bilmiyorlar.” (Munafikun: 63/8)

Allâh’u Teâlâ bu âyet-i kerîmesinde izzetin kendisine ait olduğunu, tevhîdin en büyük davetçisi olan Muhammed aleyhisselâm’a ve bu davete icâbet eden mü’minlere âit olduğunu bildiriyor. Âyetin haberi, dünyâ ve ahiret hayatının tamamı için geçerli olup, dünyâ ve ahiret izzet, “Allâh’ın, Rasûlü’nün ve mü’minlerindir.”

Ancak Rabbimiz Allâh Azze ve Celle, izzeti sadece Müslümanlık söyleminde olanlara değil, tevhîdi yaşayıp, yaşanması uğrunda mücâdele edenlere vermektedir. Âyetteki “rasûl”  kelimesiyle kastedilen kuşkusuz Muhammed aleyhisselâm’dır. O ki, tevhîdi yaşamış ve yaşanması uğrunda mücadelesini ortaya koymuştur. Âyetteki “mü’min”kavramından kasıt ise İslâm’ı yaşamak ve Rasûl’ün takipçisi olarak yaşanması uğrunda tebliğ vazifesini üstlenmektir. Bu da açık olarak göstermektedir ki, izzet; ancak îmân, sâlih amel ve dâvet ile mümkündür. Allâh Subhânehu ve Teâlâ, izzet ehli olacaklarını bildirdiği mü’minlerin vasıflarından bahsederken şöyle buyurmaktadır:

“Rasûl kendisine Rabbinden indirilene îmân etti mü’minler de îmân ettiler.” (Bakara: 2/285)

“Mü’minler, ancak Allâh’a ve Râsûlüne inanmış kimselerdir.” (Nur: 24/62)

“Mü’minler ancak o kimselerdir ki Allâh anıldığı zaman yürekleri ürperir. O’nun âyetleri okunduğunda îmânlarını arttırır ve yalnızca Rablerine tevekkül ederler.” (Enfal: 8/2)

“Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin velîleridir. Marufu (iyiliği) emreder, münkeri ise (kötülüğü)nehyederler. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allâh’a ve Rasûlüne itaat ederler. İşte bunlara Allâh merhamet edecektir. Şüphesiz Allâh azizdir hakîmdir (mutlak güç sâhibidir, hüküm ve hikmet sâhibidir).” (Tevbe: 9/71)

“Tevbe edenler, ibâdet edenler, hamd edenler, (İslâm uğrunda) seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler, marufu (iyiliği) emredenler, münkeri (kötülüğü) nehyedenler ve Allâh’ın sınırlarını koruyanlar; sen (bütün)mü’minleri müjdele.” (Tevbe: 9/12)

“Onlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler. İşte bunlar gerçek mü’minlerdir. Rabbleri katında onlar için dereceler bağışlanma ve üstün bir rızık vardır.” (Enfal: 8/3-4)

“Mü’minler gerçekten kurtuluşa ermişlerdir. Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler. Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler. Onlar ki, zekâtı verirler. Onlar ki, iffetlerini korurlar. Ancak eşleri ve ellerinin sâhib olduğu (câriyeleri) hariç; (Bunlarla ilişkilerden dolayı) kınanmış değillerdir. Şu halde, kim bunun ötesine gitmek isterse, işte bunlar, haddi aşan kimselerdir. Yine onlar (o mü’minler) ki, emânetlerine ve ahidlerine (verdikleri sözlere) riayet ederler. Ve onlar ki, namazlarına devam ederler. İşte, asıl bunlar vâris olacaklardır. Firdevs’e vâris olan bu kimseler (mü’minler), orada ebedî kalıcıdırlar.” (Mü’minun: 23/1-11)

Evet, yukarıdaki âyetlerde dünyâ ve ahiret izzetli olacakları bildirilen mü’min kimselerin vasıfları beyân edilmektedir. İzzet isteyen, hakîki bir mü’min olmalıdır. Bu da tevhîdi kabul ederek İslâm’ı edeblerine varıncaya kadar yaşamakla ve yaşanması uğrunda mücadele etmekle mümkündür. Bu nokta da her bir mükellefin kendisini eleştirmesi ve nefsini hesâba çekmesi gerekir. Her Müslüman şahıs, islâha önce nefsinden başlamalı sonra ailesinin ve İslâm toplumunun izzete layık kişiler olmaları uğrunda el ile dil ile mal ve gerektiğinde can ile mücâdele etmelidir.

“De ki: ‘Ey mülkün sâhibi olan Allâh’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini azîz edersin, dilediğini zelîl edersin. Hayr senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin.” (Ali İmrân: 3/26)

1438 h. / 2017 m.

Abdullâh Saîd el-Müderris.

İktibas Yapacakların Dikkatine!

Bir Cevap Yaz

Bir Cevap Yaz

E-Posta adresiniz paylaşılmayacaktır. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlenmiştir *