«
  1. Ana sayfa
  2. SÜNNET
  3. İttibâ Risâlesi

İttibâ Risâlesi

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle…

Hamd, -âlemlerin Rabbi olan- Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve rasûlüdür… 

Bundan sonra:

Allâh’ın rahmeti üzerine olsun, bil ki! İttibâ: “İtaat etmek, tâbi olmak, uymak ve arkasından gitmek” gibi mânâlara gelmektedir.

Kayıtsız ve şartsız îmân ederek itaat edilmesi gerekli olan Kur’ân ve -sahîh- Sünnet’in hakîkatlerinden başkası değildir. Yine kayıtsız ve şartsız tâkib ederek tâbi olmanın farz olduğu tek merci, Kur’ân ve Sünnet’in hakîkatleridir. Zîrâ Kur’ân ve Sünnet akîdenin aslı, fıkhın esasıdır. Hüküm Kur’ân ve Sünnet’te aranır. Fetvâ Kur’ân ve Sünnet’e göre verilir. Yaşantı Kur’ân ve Sünnet’e göre belirlenir. Kısacası hayat ile ölüm arasında ne varsa hepsi için söz sâhibi olan Kur’ân ve Sünnet’tir.

Allâh’u Teâlâ, şöyle buyurmaktadır: “Ey îmân edenler! Allâh’a ve Rasûlü’ne itaat edin ve dinlediğiniz hâlde ondan yüz çevirmeyin.” (Enfâl: 8/20)

İmâm İbn Kesîr rahîmehullâh âyet-i kerîmenin tefsîrinde şöyle demiştir: “Allâh’u Teâlâ, mü’min kullarına kendine ve Rasûlüne itaat etmelerini emrediyor. Kendine muhalefet etmemelerini, inkâr ve inat edenlere benzememelerini emrediyor. Bunun içindir ki: ‘Ondan yüz çevirmeyin’ demiştir. Yani bu ‘taatini, emrini yerine getirmeyi ve yasaklarını terk etmeyi bırakmayın’ demektir.” [İbn Kesir, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm: 4/29.]

Allâh’u Teâlâ, şöyle buyurmaktadır: “Ey îmân edenler! Allâh’a itaat edin, Rasûle itaat edin. Amellerinizi boşa çıkarmayın.” (Muhammed: 47/33)

İmâm Kurtubî rahîmehullâh, âyet-i kerîmenin tefsîrinde şöyle demiştir: “Allâh’u Teâlâ, bu ayetiyle mü’minlere kendi emirle­rinde kendisine, Sünnet’leri hususunda da Rasûle itaat etmenin gereğini emretmektedir.” [Kurtubî, el-Camiu li Ahkâmi’l-Kur’ân: 16/254.]

Allâh’u Teâlâ, şöyle buyurmaktadır: “De ki: ‘Allâh’a ve Rasûle itaat edin.’ Eğer (itaatten) yüz çevirirlerse şüphe yok ki Allâh kâfirleri sevmez.” (Ali İmran: 3/32)

Bu âyet-i kerîmelerde Allâh’u Teâlâ’ya ve Rasûlü’ne kayıtsız ve şartsız itaat emredilmiş ve itaatten yüz çevirenlerin amelleri boşa çıkan kâfirler olduğu açıkça ifade edilmiştir.

Ayetlerdeki Allâh’a itaatten maksad Kur’ân’a itaattir. Rasûle itaatten maksad ise yaşıyorken bizzat kendisine, vefatından sonraysa Sünnetine itaat etmek olduğunda Ehl-i Sünnet arasında hiçbir ihtilâf yoktur. Nitekim Allâh’u Teâlâ, şöyle buyurmaktadır: “Rabbinizden size indirilene ittibâ edin. O’ndan başka velilere uymayın. Ne kadar az öğüt alıyorsunuz.” (Araf: 7/3)

İmâm Kurtubî rahîmehullâh, ayet-i kerimenin tefsirinde şöyle demiştir: “Allâh’u Teâlâ’nın ‘Rabbinizden size indirilene ittibâ edin’ buyruğundan maksad: Kitâb ve Sünnet’tir… (Ve) Âyet-i kerîme nassın (Kur’ân ve Sünnet’in) varlığı ile beraber delîlsiz görüşlere ittibâyı terk etmeğe delîldir.” [el-Camiu li Ahkâmi’l-Kur’ân: 7/161.]

Allâh’u Teâlâ, şöyle buyurmaktadır: “Rasûl size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allâh’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allâh’ın azabı çetindir.” (Haşr: 59/7)

İmâm Mâverdî rahîmehullâh, âyet-i kerîmenin tefsîrinde şöyle demiştir: “Bunun genel olarak Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in tüm emir ve yasakları için olduğu söylenmiştir. Çünkü o, ancak salâh bir işi emreder ve ancak fesâd olan bir işten nehyeder.” [el-Camiu li Ahkâmi’l-Kur’ân: 18/17.]

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, şöyle buyurmuştur:

“Size iki şey bırakıyorum. Bunlara sımsıkı sarıldığınız süre­ce, asla doğru yoldan sapmayacaksınız. Bunlar, Allâh’ın Kitâbı ve Rasûlü’nün Sünneti’dir.” [(SAHİH HADÎS): Mâlik (1874); İbn Abdilberr (Câmiu: 1389)…]

“Her kim bizim bu işimizde (dinimizde) olmayan bir şeyi sonradan ortaya çıkarırsa (ihdas ederse) o merdûddur (reddedilir).” [(SAHİH HADİS:) Buhari (2697); Müslim (1718)…][/quote]

Bu sebeble ihtilaflı mes’elelerin hükmü Kur’ân ve Sünnette aranır. Bu iki kaynağın gösterdiği doğrultuda îmân ve amel edilir. Allâh’u Teâlâ, şöyle buyurmaktadır: “Ey îmân edenler! Allâh’a ve Rasûlü’ne itaat edin. Ve sizden olan (Müslüman) ulu’l-emre (yani idareci ve âlimlere) de (Allâh’a ve Rasûlü’ne isyanı emretmedikleri sürece) itaat edin. Eğer (büyük veya küçük) herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz Allâh’a ve ahiret gününe gerçekten îmân ediyorsanız onu Allâh’a ve Rasûlü’ne (Kur’ân ve Sünnete) götürün (çözümü onlarda arayın); bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.” (Nisa: 4/59)

İmâm İbn Kesîr rahîmehullâh, âyet-i kerîmenin tefsîrinde şöyle demiştir: “Mücâhid ve seleften birçokları: (“Allâh’a ve Rasûlü’ne götürün” âyeti hakkında) ‘Allâh’ın Kitâbı’na Rasûlü’nün Sünneti’ne’ demişlerdir. Bu da dînin usûl ve fürunda tartışılan her şeyin Kitâb ve Sünnet’e götürülmesine dair emirdir. Nitekim Allâh’u Teâlâ, şöyle buyurmuştur: ‘Hakkında ihtilâfa düştüğünüz herhangi bir şeyin hükmü Allâh’a aittir.’ (Şûrâ: 42/10) Kitâb ve Sünnet’in hükmettiği ve doğruluğuna şehâdet ettikleri hak ve gerçektir. Hakkın dışında dalâletten (sapıklıktan) başka ne vardır? Bu sebeble Allâh’u Teâlâ ‘Allâh’a ve âhiret gününe gerçekten îmân ediyorsanız’ buyurmaktadır. Yani: ‘Davaları ve bilinmeyen şeyleri Allâh’ın Kitâbı’na, Rasûlü’nün Sünneti’ne götürün, aranızda çıkan ihtilâflarda o ikisine başvurunuz’ demektir. ‘Allâh’a ve âhiret gününe gerçekten îmân ediyorsanız.’ Bu da gösteriyor ki: Kim ihtilâf halinde Kitâb ve Sünnet’in hakemliğine gitmez ve o ikisine müracaat etmezse, o Allâh’a ve âhiret gününe îmân etmiş değildir.” [İbn Kesîr, Tefsîru’l Kur’ân’il-Azîm: 2/304.]

Allâh’u Teâlâ, şöyle buyurmaktadır: “Hayır! (kesinlikle ve kesinlikle hayır) Senin (yaratan, yaşatan ve yöneten) Rabbine andolsun ki; onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde (ihtilâf ettikleri herhangi bir mes’elede) seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe îmân etmiş olmazlar.” (Nisa: 4/65)

İmâm İbn Kayyim rahimehullâh âyet-i kerîmenin tefsîrinde şöyle demiştir: “Allâh’u Teâlâ, bu âyette, usûlde, füruda, şer’î hükümlerde, bütün sıfatlarda ve daha başka konularda meydana gelebilecek bütün ihtilâflarda, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’i hakem tayin etmedikçe hiç kimsenin îmân etmiş olmayacağını, (Allâh Azze ve Celle) mukaddes nefsine yemin ederek te’kid etmiştir. Îmân, ancak bütün mes’elelerde Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hakem tayin edildiğinde gerçekleşmiş olur. Ayrıca, bütün mes’elelerde Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hakem tayin edilse de ver­diği hükme karşı kalblerinde bir sıkıntı duymadan tamamen tes­lim olmadıkça, kalbler de verilen hükümden dolayı mutmain olmadıkça ve bu hükümleri tamamen kabul etmedikçe yine de mü’min olmayacaklarını bildirmiştir. Dahası, bütün bunlar sağlansa bile, verilen hükme tamamen rızâ ve teslimiyet göstermediklerinde, bu hükme karşı gelip itiraz ettikleri veya bu hükümler dışında başka hükümler istediklerinde de yine mü’min olamayacaklarını bildirmiştir.” [İbn Kayyim, et-Tıbyan fi Aksâmi’l-Kur’ân: 430.]

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Süslü koltuğuna yaslanmış kişiye, benim hadîslerimden birisi okunduğunda onun -vaziyetini hiç bozmadan-: ‘Bizlerle sizler arasında Allâh Teâlâ’nın Kitâbı vardır. Onda bulduğumuz helâl şeyleri, helâl sayıyoruz, haram olarak bulduğumuz şeyleri de haram kabul ediyoruz’ diyebilme zamanı yaklaşmıştır. Sizleri uyarıyorum! Allâh Rasûlü’nün haram kıldığı şeyler Allâh’u Teâlâ’nın haram kıldığı şeyler gibidir.” [(SAHİH HADİS:) Tirmizî (2663); İbn Mâce (12)…]

Sahâbelerden -radıyallâhu anhum- Kur’ân ve Sünnet’e ittibâ ile alakalı birçok eser rivayet olunmuştur; onlardan bazıları şöyledir:

Ebu Bekir radıyallâhu anh kendisine bir dava geldiğinde Kur’ân-ı Kerîm’e bakar bulamazsa Sünnet ile hüküm verirdi. Eğer Sünnet’te bulmakta güçlük çekerse: “Siz Rasûlullâh’ın Sünnet’in-den bu hususta bir şey biliyor musunuz?” diye sahâbelere sorardı. Sünnet’te de hüküm bulamazsa insânların en hayırlılarını toplar ve istişare ederdi. Onların görüşleri bir noktada toplanınca da karar verirdi. [Dârimî, Sünen: 1/262 (163).] O şöyle demiştir: “Ben Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in yapmakta olduğu hiçbir şeyi terk edecek değilim. O neyi yaptıysa bende onu yaparım. Ben onun emirlerinden birini bile terk edecek olsam doğru yoldan ayrılacağımdan korkarım.” [Buhârî, Sahîh: 4/79 (3093); Müslim, Sahîh: 3/1381 (1759)…]

Ömer radıyallâhu anh Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in yaptıklarını sebebini araştırmaksızın aynen yapardı. Bir gün Haceru’l-Esved’e gelip onu öpmüş ve şöyle demiştir: “Ben kesinlikle biliyorum ki sen sadece bir taşsın, ne zararın ne de faydan var. Eğer Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in seni öptüğünü görmeseydim ben de öpmezdim.” [Buhârî, Sahîh: 2/149 (1597); Müslim, Sahîh: 2/925 (1270)…]

Osman radıyallâhu anh, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hayatta iken O’na hizmet ve bağlılıkta nasıl hassas idiyse, vefatından sonra da Sünnetine ittibâda o ölçüde titiz ve gayretli olmuştur. Ahkâmla ilgili konularda olduğu gibi günlük işlerinde de Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’i kendisine örnek almıştır. Bir defasında Mescid-i Nebevî’nin ikinci kapısında oturup, kesilmiş hayvanın bir kürek kemiğini getirip yemiş, sonra kalkıp namaz kılmış ve şöyle demiştir: “Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in oturduğu yerde oturdum, O’nun yediğinden yedim ve O’nun yaptığı gibi yaptım.” [Ahmed, Müsned: 1/495 (441); Heysemî, Mecmau’z-Zevâid: 1/251 (1312).]

Ali radıyallâhu anh da her konuda Sünnete tâbi olur, onu her şeyin önüne geçirirdi. O, şöyle demiştir: “Eğer dîn, şahsi görüş ile olsaydı ben, ayakların üstündense altını meshetmenin daha uygun olacağını düşünürdüm. Fakat Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in üstüne meshettiğini bizzat gördüm.” [Ebu Davud, Sünen: 1/42 (162)…]

İbn Abbâs radıyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, o şöyle demiştir: “Başınıza gökten taş inmesinden korkuyorum. Ben size ‘Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem dedi’ diyorum! Siz bana ‘Ebu Bekr ve Ömer dedi ki’ diyorsunuz!” [İbn Hazm, el-İhkâm: 2/17, 4/237; İbn Teymiyye, el-Fetâvâ el-Kubrâ: 5/126.]

İbn Ömer radıyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, o şöyle demiştir: “İlim üçtür: (Birincisi) Beyan edici kitâb, (ikincisi) geçmişte uygulanan sünnet, (üçüncüsü) bilmiyorum (sözü).” [Heysemî, Mecmau’z-Zevâid: 1/172 (801)…]

Abdullah bin Me’sûd radıyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, o şöyle demiştir: “Selefe tâbi olur bid’âtçi olmazsanız, bu size yeter. Bütün bid’âtler dalâlettir.” [İbn Batta, el-İbâne: 1/327 (175)…]

Salim bin Abdullah radıyallâhu anh şöyle demiştir: “İttibâ etmeyi, tâbi olmayı daha fazla hak eden, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in sünnetidir.” [Buhârî, Refu’l-Yedeyn Fi’s-Salât: 72 (102)…]

Ehli Sünnet’in imâmlarından -rahimehumullâh- Kur’ân ve Sünnete ittibâ ile alakalı birçok eser rivayet olunmuştur; onlardan bazıları şöyledir:

Adil halife Ömer bin Abdülazîz rahîmehullâh, şöyle demiştir: “Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in sünnetine karşı hiç kimsenin reyi (görüşü) geçerli değildir.” [İbn Kayyim, İlâmu’l-Muvakkıîn: 2/2 01 …]

Kadı Şureyh rahîmehullâh, şöyle demiştir: “Sünnet sizin kıyasınızdan öncedir. O halde tâbi ol, bid’âtçi olma.” [Beğavî, Şerhu’s-Süne: 1/216; Alîyyu’l-Kârî, Mirkâtu’l-Mefâtîh: 1/260.]

Tâbiinin büyüklerinden İmâm Mücâhid rahîmehullâh, şöyle demiştir: “Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den başka hiç kimse yoktur ki; onun sözü alınır da, red de edilir. Ancak Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in sözü bunun dışındadır.” [Buhârî, Refu’l-Yedeyn Fi’s-Salât: 73 (103); İbn Abdilberr, Câmiu’l-Beyân: 2/925 (1761).]

Tâbiinin büyüklerinden İmâm Şa’bî rahîmehullâh, şöyle demiştir: “Şunların sana Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sel­lem’den rivayet ettiklerini al, kabul et. Kendi görüşleriyle söylediklerini ise helâya at!” [Dârimî, Sünen: 1/284 (206); el-Kasımî, Kavâidu’t-Tahdîs: 336.]

İmâm Ebu Hanîfe rahîmehullâh, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e ittibâ hakkında şöyle demiştir: “Hadîs sahîh olduğunda, o benim mezhebimdir.” [İbn Hacer, Telhisu’l-Habir: 1/20; el-Fullânî İkâzu’l-Himem: 52; el-Kasımî, Kavâidu’t-Tahdîs: 91; İbn Abidin, Reddu’l-Muhtar: 1/67.]

Yine şöyle demiştir: “Nereden aldığımızı bilmedikçe hiç kimseye bizim sözümüzle amel etmesi helâl değildir.” [el-Fullânî İkâzu’l-Himem: 53; el-Kasımî, Kavâidu’t-Tahdîs: 281; el-Albânî: Sıfatu Salâti’n-Nebî: 46.]

İmâm Mâlik rahîmehullâh, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e ittibâ hakkında şöyle demiştir: “Ben bir insânım; doğruya ulaştığım da olur, yanıldığım da olur. Benim görüşlerime bakın; onlardan Kitâb ve Sünnet’e uyanları alın, onlara uymayanları bırakın.” [İbn Abdilberr, Câmiu Beyâni’l-İlim: 1/775 (1435); el-Albânî: Sıfatu Salâti’n-Nebî: 49.]

Yine şöyle demiştir: “Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’den başka herkesin sözü alınır da, terk edilir de.” [Subkî, Fetevâ: 1/138; el-Albânî: Sıfatu Salât: 49.]

İmam Şâfiî rahîmehullâh, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e ittibâ hakkında şöyle demiştir: “Her insâna Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in istisnasız tüm sünneti ulaşmamıştır. Dile getirdiğim görüşlerde ve belirlediğim kurallarda, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in sünnetine aykırı bir durum varsa, bu durumda Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in hadîsi, benim görüşümdür.” [İbn Kayyim, İlâmu’l-Muvakkıîn: 2/204; el-Fullânî, İkâzu’l-Himem: 99; el-Albânî: Sıfatu Salâti’n-Nebî: 50.]

Yine şöyle demiştir: “Müslümanlar şu konuda icmâ etmişlerdir: Hiçbir kimseye Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in Sünnet’i açıkça belli olduktan sonra onu başka birinin sözü için terk etmesi helâl değildir.” [İbn Kayyim, İlâmu’l-Muvakkıîn: 1/6; el-Fullânî, İkâzu’l-Himem: 58; ed-Dürerü’s-Seniye: 4/56; el-Albânî, Sıfatu Salâti’n-Nebî: 50.]

Yine şöyle demiştir: “Hadîs sahîh olduğunda, benim (hadîse muhâlif olan) sözümü alın duvara vurun.” [İbn Teymiyye, el-Fetâvâ el-Kübrâ: 7/212; Mübârek Fûrî, Tuhfetu’l-Ahvezî: 4/450; Şevkânî Neylü’l-Evtâr: 5/399; ed-Dürerü’s-Seniye: 4/28.]

İmâm Ahmed rahîmehullâh, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e ittibâ hakkında şöyle demiştir: “İttibâ, kişinin, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’den ve ashabından gelene tâbi olmasıdır. Tabiinden sonra kişi, dilediğine tâbi olmakta serbesttir.” [İbn Kayyim, İlâmu’l-Muvak-kıîn: 2/139; el-Fullânî, İkâzu’l-Himem: 113; el-Albânî: Sıfatu Salâti’n-Nebî: 53.]

Yine şöyle demiştir: “Kim Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in hadîsini kabul etmezse helakin eşiğindedir.” [el-Lalekâî, Şerhu Usûli İ’tikâd: 3/477; İbn Batta, el-İbânetü’l-Kübrâ: 1/260; el- Hallâl, es-Sünen: 1/214; el-Albânî: Sıfatu Salâti’n-Nebî: 53.]

Âcizane bu konuda bir sözde ben söyleyecek olursam: “Kitâb ve Sünnete muhâlif bir sözümü bulduğunuzda, onu, hemen duvara vurun; Kitâb ve Sünnette ittibâ edin.”

Yukarıda zikredilen ayet, hadîs, sahâbe kavli ve imâm sözlerinden anlaşıldığı üzere akidede, fıkıhta ve ahlakta yani hayatın her alanında ittibâ edilmesi farz olan Allâh’ın Kitâbı ve Rasûlü’nün sünnetinden başkası değildir. Allâh’ın Kitâbı’nı ve Rasûlü’nün Sünneti’ni her şeyin önüne geçirerek îmân ve amel edenlere müjdeler olsun. Allâh’u Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

“Kim Allâh’a ve Rasûle itaat ederse, işte onlar, Allâh’ın kendilerine nimet verdiği nebîlerle, sıddıklarla, şehidlerle ve sâlihlerle birliktedirler. Bunlar ne güzel arkadaştır.” (Nisa: 4/69)

Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh’a mahsustur. Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashabının üzerine olsun.

 

1433 h. / 2012 m.

Abdullâh Saîd el-Müderris.

 

İktibas Yapacakların Dikkatine!