«
  1. Ana sayfa
  2. MAKALELER
  3. İslamsız Yol

İslamsız Yol

makaleİSLAMSIZ YOL

Ebû Ubeyde el-Muallim

 

‘En güzel isimlerin sahibinin yüce ismiyle…’

Tarikat, kelime olarak yol demektir. Ancak bu kelime bu gün kavramlaşarak bir inanışı ve o inanışa göre yaşamayı temsil eden bir yolun adı olmuştur.

Tarikat denen yapılanmaların İslam’ın ilk dönemlerinde olmadıkları -ehlince- bilinmektedir. Ne Efendimiz sallallahu aleyhi vessellem döneminde, ne sahabe, ne de onları takip eden hayırlı nesillerde böyle bir şey görülmemiştir. Nasılsa zaman içerisinde bir takım kişilerce çıkarılan inanış ve uygulamalar, kendisini vahyin yönlendirmediği halkın dininde yer almıştır. Kendilerini İslam’a nispet ettikleri halde halk, hakkın dininin yerine tarikatları İslam’ın yerine geçirmiş ve buna da İslam demiştir. 

Hatta bu hal kimi zaman kimi yerlerde öyle bir yayılmıştır ki, tarikattan olmayanlar yadırganır hale gelmişlerdir. “Mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır” sözü meşhur sözleri olmuştur. Onlar, Allah subhanehu ve teâlâ’nın Kitabını ve Rasulunun sünnetini mürşid olarak yeterli görmezler. Kuran’a ve sünnete bağlı olanları mürşidsiz ilan ederler. Oysa o seçilmiş Rasul şöyle buyurmuştur: “Size iki şey bırakıyorum. Bunlara sımsıkı sarıldığınız sürece, asla doğru yoldan sapmayacaksınız. Bunlar, Allâh’ın Kitâbı ve Rasûlü’nün Sünneti’dir.” [Mâlik (Muvatta: 1874)] 

Kendilerine mürşid olarak birtakım evliya ismini taktıkları kişileri mürşid edinirler. Dini onların iki dudağı arasından çıkan şey olarak kabul ederler. Küfre fetva verse bile uyacak kadar onlara bağlanırlar. Bu yaptıkları şeylerin onlara Allah subhanehu ve teâlâ tarafından verildiğini ifade eden sözlerini duyabilirsin. Hafif gülerek şeyhleri için; “yerinden söyler, derinden söyler” derler. Yani “sen anlayamasan da, şeriata terste de olsa, ona uy!” demek isterler. Ve ne acıdır ki, arkalarında sorgusuz sualsiz milyonları bataklığa sürüklerler. 

Tarikatlar gayri resmi olarak resmi kurumların destekleyicileri durumundadırlar. Küfrün sunulduğu, küfre destek veren yerleri red etmeyen mürşidiyle, müridiyle tarikatlar, tağuti rejimler için büyük bir destektir. Milyonlarca insanla ayrı ayrı uğraşmak yerine elbette beş, on kişiyle uğraşmak daha kestirme ve daha başarılı bir yoldur. Bunu bilen tağuti rejimler tarikatları -dün kullandıkları gibi bu günde- kullanmaktadırlar.

Tarikat şeyhlerinde ve onların etrafında isminin sonunda hoca olarak anılan kişilerde tağut kelimesini duyamazsınız. Bu kelimeyi daha bağlılarına anlatmayan kişiler nasıl olur da onu redde çağıracaklardır!? Kendileri red edilmeleri gereken tağutlar olmuşlarken, tağuta redde çağırmak gibi bir hedefleri de yoktur zaten. On yıllarca yanlarında kalanlara “tağut nedir?” diye sorduğunuzda, yüzünüze manasızca bakarak hiç duymadıklarını söylerler. Hayatları belli başlı bidatleri yapmakla geçer. Yaptıklarının doğruluğunu Kuran ve sünnetten araştırmadan, kesin doğru olarak kabul ederler. 

Onları küfre fetva verenler olarak bulabilirsiniz; ama Allah subhanehu ve teâlâ’nın otoritesini tanımayan her kurum ve kuruluşun bir tağut olup, reddedilmesi gerektiğini onlardan duyamazsınız.

Allah subhanehu ve teâlâ’nın indirdikleriyle hükmetmeyenler hakkında apaçık ayetler varken, teşride bulunup sonrasında da Allah subhanehu ve teâlâ’nın indirdiğiyle hükmetmeyenlere Kuran’ın hükmü olan “kâfirler”dir dediklerini duyamazsınız. 

Rejimin partilerini desteklemenin demokrasiyi desteklemek olup, demokrasinin de bir küfür sistemi olduğunu onlardan duyamazsınız. 

Hükmü Allah subhanehu ve teâlâ ve Rasulune döndürmenin iman, tağutlara döndürmenin ise küfür olduğunu onlardan duyamazsınız.

Küfür mekteplerinde kafalarına küfür doldurulan, hayâyı katlederek ahlaksızlığa batırılan yavruların buralara gitmemesi gerektiğini onlardan duyamazsınız. 

En büyük düşmanımız irtica yani İslam diyenlerin safında bulunmanın, küfre destek olmak olup, böyle bir davranışın asla ve asla yapılamayacağını onlardan duyamazsınız. 

Allah subhanehu ve teâlâ’yı kullarına, kullarını da Allah subhanehu ve teâlâ’ya benzetmenin, İslam’da yerinin olmadığını duysanız da, uygulamada bunu göremezsiniz.

Aracılarla Allah subhanehu ve teâlâ’ya iman ettiklerinden, Allah subhanehu ve teâlâ’ya aracısız bir şekilde yalvarmak gerektiğini onlardan duyamazsınız.

Kendileri Kuran ve sünnetin önüne geçtiklerinden, ‘insanları Kuran ve sünnetin önüne geçirmeyin’ dediklerini duyamazsınız. Yarım ağız, bazı bulanık cümleler ve bir iki menkıbeyle delilsiz, mesnetsiz inandırırlar insanları. İnsanların Kur’an’ı ve sünneti bilmelerine gerek yoktur! Şeyhler ve yanındakileri nasıl olsa Kur’an ve sünneti -derinlerden- anlamışlar! Nasıl olsa onlar âlimdirler! Hatta “sen ne yapacaksın hadis sahihmiş, mevzuymuş, sen ne anlarsın! Biz anlatırız sende inanırsın!” Derler… Derler… Derler…

Sonuçta; küfrün insanlar arasında yayılmasına sebep olan bu yapılanmalar, reddedilmesi gereken tağuti yapılanmalar olmuşlardır. Kurtuluş onlardan uzak durmakla mümkündür. 

Bir Cevap Yaz

Bir Cevap Yaz

E-Posta adresiniz paylaşılmayacaktır. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlenmiştir *