«
  1. Ana sayfa
  2. KUR'ÂN
  3. İslâm’ın İki Temel Kaynağı: Kur’ân ve Sünnet

İslâm’ın İki Temel Kaynağı: Kur’ân ve Sünnet

Müslümanca bir hayatı yaşamak ancak kulluk şuûrunun gönüllere yerleşmesiyle mümkündür. Kulluk şuûruna varan kişi de, kulluğunu nasıl hayatına geçireceğini -öncelikli olarak- Kur’ân-ı Kerim’den ve Sünneti Seniye’den öğrenmelidir.

Kur’ân-ı Kerim’i ve Sünnet’i bilmeyenler, birçok şeyi öğrendikleri halde bunları öğrenmeyenler, nasıl ve neye göre kulluk edeceklerdir?

Hiç şüphesiz ki, Allâh subhânehu ve teâlâ’nın Kitâbı ve Rasûlü’nün Sünneti, İslâm Dîni’nin değişmez iki temel kaynağıdır. Bu iki kaynağa sımsıkı sarılanlar Allâh subhânehu ve teâlâ’nın izniyle sapmaktan korunan kişilerdir.

Zira Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve selem şöyle buyurmuştur:

“Size iki şey bırakıyorum. Bunlara sımsıkı sarıldığınız sürece, asla doğru yoldan sapmayacaksınız. Bunlar, Allâh’ın Kitâbı ve Rasûlü’nün Sünneti’dir.” [(SAHÎH HADÎS): Mâlik (1874); İbn Abdilberr (Câmiu: 1389)…]

Öyleyse doğru yola girmek ve batıla saplanmayıp, kurtuluş üzere kalmak Kur’ân ve Sünnet ile mümkündür. Bizler, bu ikisinin arasını bir birinden ayıramayız. Kur’ân ve Sünnet’i birbirinden ayırmak, vahiy ile hayatı birbirinden ayırmaktır ki, buna kimsenin hakkı yoktur.

Bilinmelidir ki Sünnet, Nebimizin Kur’ân-ı Kerim’i; sözü, fiili ve takririyle tefsiridir. Yani Sünnet, vahyin hayata yansımasıdır. Sünneti göz ardı etmek demek, vahyin hayata yansımasını göz ardı etmek demektir.


Bakınız yol gösterici Kitâbımızda, Rabbimiz bizlere şöyle buyurur: 

“De ki: Eğer Allâh’ı seviyorsanız bana uyun; Allâh da sizi sevsin ve günâhlarınızı bağışlasın. Allâh Gafurdur (bağışlayandır), Rahîm’dir (esirgeyendir).” (Ali İmran: 3/31)

Rabbimiz bu âyet-i kerimeyle, Allâh subhânehu ve teâlâ’yı sevenlerin ve sevdiklerini iddia edenlerin Rasûlüne uymaları gerektiğini bildirmektedir. Bu ‘uyma emri’ Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in hayatında geçerli olduğu gibi, vefatından sonra da geçerlidir. Vefatından sonra da bizler, bu uyma emrini onun Sünnetine uyarak gerçekleştiririz.

Yine Rabbimiz diğer bir âyet-i kerîmesinde şöyle buyurmuştur: 

“Kim Rasûl’e itaat ederse, gerçekte Allâh’a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, Biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik.” (Nisa: 4/80)

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ise şöyle buyurmuştur:

“Her kim bana itaat ederse (bana itaati Allâh emrettiği için) Allâh’a itaat etmiş olur ve her kim bana isyan ederse gerçekten Allâh’a isyan etmiş olur.” [(SAHÎH HADÎS): Buhari (2957); Müslim (1835)…]

Âyet-i kerîmede ve hadîsi şerîfte, Allâh subhânehu ve teâlâ’nın rasûlüne itaatin, Allâh subhânehu ve teâlâ’ya itaat olduğu beyân edilmiştir. Çünkü Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem kendinden konuşmayan kişidir.

Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: 

“O, hevâdan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz.” (Necm: 53/3)

Kur’ân ve Sünnet ilâhî kaynaklıdır. Biri “vahy-i metluv” iken, diğeri “vahy-i gayri metluv”dur. Öyleyse, Allâh subhânehu ve teâlâ’ya itaat, Kur’ân’ın emir ve yasaklarına itaatken, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e itaatte hem hayatında, hem de vefatından sonra Sünnetine itaat etmektir.

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve selem Sünnetin de kendisine verildiğini şöyle ifade eder: 

“Dikkat edin! Bana Kitâb ile birlikte benzeri (Sünnet) de verilmiştir.” [(SAHÎH HADÎS:) Ebû Dâvud (4604); Ahmed (17174)…]

Övülmüş olan, en hayırlı nesiller, Kur’ân’a ve Sünnete yapışmışlar ve “Kur’ân bize yeter diyerek!” Sünneti terk etmemişlerdir. Yapılması gereken hayırlı nesillerin izinde, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve selem’in Sünnetine sımsıkı yapışarak, dosdoğru yol üzere yaşamaktır.

Rabbimiz bizlere şöyle buyurmaktadır: 

“Kim kendisine ‘dosdoğru yol’ apaçık belli olduktan sonra, rasûle muhalefet ederse ve mü’minlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü şeyde bırakırız ve cehenneme sokarız. O ne kötü bir yataktır!..” (Nisa: 4/115)

Kur’ân ve Sünnete iman edip, yaşantılarına geçirenlere ne mutlu! Rabbim bizleri de onlar arasına dâhil eylesin. Allahûmme âmin.