«
  1. Ana sayfa
  2. Fıkıh Soruları
  3. İslâm’da ölüm cezâsı olarak kısâsın uygulanış şekli nasıldır?

İslâm’da ölüm cezâsı olarak kısâsın uygulanış şekli nasıldır?

Soru: İslâm’da ölüm cezâsı olarak kısâsın uygulanış şekli nasıldır?

Cevâb: Hamd ve hüküm, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya mahsustur.

Kardeşim bilmelisin ki! Ölüm cezâsı olarak kısâsın uygulanış şekli hakkında ümmetin imâmları ihtilaf etmişlerdir. İmâm Ebû Hanîfe ve İmâm Nehâî’ye göre, ölümü gerektiren kısas cezâsı ancak kılıçla uygulanır. İmâm Mâlik, İmâm Şâfiî, İmâm Ahmed’e ve âlimlerin cumhuruna göre, kâtil suçunu nasıl işlemiş, hangi aleti kullanmışsa kısâs cezâsı da o şekilde ve o yolla uygulanır.

Ölümü gerektiren kısâs cezâsı yalnız kılıçla infaz edilir, görüşünü benimseyen İmâm Ebû Hanîfe ve İmâm Nehâî’ye göre, kâtilin öldürme fiilini kılıçtan başka kesici yahut delici herhangi bir aletle işlemesi yahut ölümün hemen ya da açılan bir yara sonucunda sonradan gerçeklemesi arasında fark yoktur. Kısas yalnız kılıçladır. Bu görüşe delîl olarak zikrettikleri hadiste, Numân bin Beşir radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kısas ancak kılıçladır.” [(ZAYIF HADÎS): İbn Mâce (2667)…]

Hadîsi İbn Mâce zayıf bir senedle rivâyet etmiştir. Hadîsin zayıf sayılma nedeni ise, senedinde Câbir el-Cufî’nin bulunmasıdır. Bu râvî hakkında İmâm Heysemi, “kezzâb/çok yalancı” demiştir. Bu hadîs, başka tariklerden de gelmiş olmakla birlikte İmâm İbn Adiy ve İmâm İbn Cezvî’nin de dediği üzere rivâyetlerin hepsinde ya zayıf ya da terk edilmiş râvîler bulunmaktadır. İmâm Ebû Hatim hadîsi “münker” olarak nitelerken, İmâm Beyhakî ise şöyle demiştir: “İsnâdı sâbit olmamıştır.” [İbn Hâcer, Fethul-Bârî: 12/200; İbn Mulakkın, el-Bedru’l-Münîr: 8/390; Şevkânî, Neylu’l-Evtâr: 7/27]

Kâtil suçunu nasıl işlemiş, hangi aleti kullanmışsa kısâs cezâsı da o şekilde ve o yolla infaz edilir, görüşünü benimseyen âlimlerin cumhuruna göre, bir kimse diğerini yakar, suda boğar, üzerine taş atar veya yüksekten yuvarlarsa, maktulün velîleri de kâtili, bu fiillerin benzerleriyle kısâs ederler. Maktülün velîlerinin sucun bir kısmından vazgeçerek kâtili, sadece kılıçla kısâs etmeleri de câizdir.

Cumhura ait olan bu görüş, râcih olan görüş olup, Kur’ân’dan ve Sünnet’ten açık delîllere dayanmaktadır. Nitekim Allâh Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır: “Onun için size kim saldırırsa siz de tıpkı onun size saldırdığı gibi karşılık verin.” [el-Bakara: 2/194]

İmâm Kurtubî, âyetin tefsîrinde şöyle demiştir: “Kısasta uygulamanın misli misline olması gerektiği hususunda bu âyet-i kerîmenin aslî bir delîl olduğu açısından ilim adamları arasında görüş ayrılığı yoktur.

Bir kimse bir başkasını herhangi bir araç ile öldürürse o da o öldürdüğü aracın misli ile öldürülür. Cumhurun görüşü budur. Elverir ki katil maktulü lutîlik, şarap içirmek gibi bir fasıklıkla öldürmüş olmasın. Öyle olduğu takdirde katil kılıç ile öldürülür. Şâfiîlerin bu hususta şöyle bir görüşü vardır: Kâtil de bu şekilde öldürülür. O nitelikte bir sopa yapılır ve ölünceye kadar arkasından o sopa ile dürtülür. Ölünceye kadar da şarap yerine ona su içirilir.

İbn Macuşûn şöyle demiştir: Ateş ile yakarak ya da zehir vererek öldüren kimse bu şekilde öldürülmez. Çünkü Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: ‘Ateş ile ancak Allâh azâb eder.’ [SAHÎH HADÎS: Buhârî (2954); Tirmizi (1571)…] Zehir ise gizli bir ateştir.

Cumhurun görüşü ise âyet-i kerîmenin umum ifâde etmesi dolayısıyla bu şekilde öldürüleceği şeklindedir… Şu kadar var ki, sahîh olan cumhurun kabul ettiği görüştür.

İlim adamlarımız ittifakla şunu kabul ederler: Kâtil öldürdüğü kimsenin elini ayağını kesse, gözünü çıkarsa ve bunları işkence kastıyla yaparsa ona aynı şey uygulanır. Tıpkı Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in çobanlarını öldürenlere yaptığı gibi. Eğer bu işi (karşısındaki) kendisini savunurken yahut dövüşürken yapmış ise o takdirde kâtil, kılıç ile öldürülür.

Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in: ‘Ateşin rabbi dışında hiç kimse ateş ile azâb etmez’ [SAHÎH HADÎS: Ebû Dâvûd (2673); Ahmed (16034)…] buyruğuna gelince; eğer kâtil maktulü yakmamışsa sahîh ve doğrudur, fakat yakmış ise o da yakılır, buna da Kur’ân-ı Kerîm’in genel hükümleri delalet etmektedir.

Şâfiî şöyle demiştir: ‘Kasten maktulü ateşe atmış ise o da ölünceye kadar ateşe atılır.’ el-Vakâr, ‘Muhtasar’ında bu görüşü Mâlik’ten nakletmektedir. Aynı zamanda bu Muhammed bin Abdulhakem’in de görüşüdür…” [el-Câmi li Ahkâmi’l-Kur’ân: 2/358-359’dan özetle.]

Enes bin Mâlik’ten rivâyet edildiğine göre, o, şöyle demiştir: “Yahûdî birisi bir câriyeyi gümüş zinetleri dolayısıyla öldürmüştü. Onu taşla öldürmüştü. O câriye Nebî sallallâhu aleyhi sellem’e henüz can çekişirken getirildi. Nebî sallallâhu aleyhi sellem ona: ‘Seni filân mı öldürdü?’ diye sordu. O da başıyla ‘hayır’ işareti yaptı. İkinci defa (başkasını) sordu, o da başıyla hayır işareti yaptı. Sonra üçüncü bir defa sordu, bu sefer ‘evet’ mânâsında başıyla işâret yaptı. Bunun üzerine Nebî sallallâhu aleyhi sellem’de kâtili [bir rivâyette sucunu ikrâr ettirdikten sonra] (başını) iki taş arasında ezerek öldürdü.” [(SAHÎH HADÎS:) Buhârî (6877); Müslim (1672)…]

Hadîsi Kütüb-i Sitte imâmları sahîh olarak rivâyet etmişlerdir. İmâm Nevevî, hadîsin şerhinde şöyle demiştir: “Kasten cinâyet işleyen bir kimse, öldürdüğü şekilde kısâs edilerek öldürülür. Eğer kılıçla öldürürse, o da kılıçla öldürülür. Taş yahut ahşap ya da benzer bir şeyle öldürmüşse o da onun gibi bir şeyle öldürülür. Çünkü Yahûdî, kadının başını ezmiş, buna karşılık onun da başı ezilmiştir.” [el-Minhâc fi Şerhi Sahîhi Müslim: 11/158]

Anlaşılacağı üzere, bu mes’ele hakkındaki râcih olan görüş, kâtile işlediği öldürme fiilini kısâs olarak uygulamaktır. Allâh Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır: “Eğer cezâ verecekseniz, size yapılanın misliyle cezâlandırın.” [en-Nahl: 16/126]

Bu sebeble, yakarak öldüren, yakılarak öldürülür. Boğarak öldüren, boğularak öldürülür. Yüksekten atarak öldüren, yüksekten atarak öldürülür… Ölüm cezâsı olarak kısâsın uygulanış şekli böylece yerine getirilir. 

 

Başarı, el-Hamîd ve el-Hakîm olan Allâh’tandır. 

O, her şeyin en iyisini bilendir.

Abdullah Saîd el-Müderris.

1436h. / 2015m.