«
  1. Ana sayfa
  2. MAKALELER
  3. İslam’da Ana-Baba Hakları

İslam’da Ana-Baba Hakları

İSLÂM’DA ANA-BABA HAKLARI

Esedulâh Saîd

 

El-Rauf olan Allah’ın ismiyle…
İslam’da tüm haklar hak sahiplerine verilir ve kimseye haksızlık yapılmaz. Onlardan biriside anne ve babadır. Bu yazımızda anne ve babanın tüm haklarını, onlar ile ilgili rivayetleri inceleme imkânımız olmamakla birlikte, yine bazı rivayetleri ele alıp, konuyu kısaca bir değerlendirelim.
Öncelikle Rabbimizin kelamında, anne ve babaya iyilik edilmesi il ilgi ayetlere bakalım:
“Biz, insana, ana-babasına iyilik etmesini emrettik. Eğer onlar seni, hakkında bilgin olmayan şeyi bana ortak koşman için zorlarlarsa, o zaman onlara itaat etme. Dönüşünüz banadır. Yapmakta olduklarınızı size haber vereceğim.” (Ankebût: 29/8)
“Rabbin kendinden başkasına kulluk etmemenizi ve ana-babaya iyilik etmenizi emretmiştir.  İkisinden birisi ya da her ikisi, senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara; “öf!” bile deme. Onları azarlama. Onlara güzel söz söyle. Onlara rahmet ve şefkat dolu tevazu kanadını ger. Onlara alçak gönüllü ve şefkatli davran ve onlar hakkında dua edip şöyle de: “Ey Rabbim! Bunlar küçükken beni nasıl yetiştirip büyüttülerse, sen de onlara merhamet et, acı!” (İsra: 23-24)
“Biz, insana ana-babasını (onlara karşı iyiliği) tavsiye ettik. Anası onu zayıflık üstüne zayıflık çekerek karnında taşımıştır. Onun sütten kesilmesi de iki yıl içindedir. Hem bana, hem anne ve babana şükret, dönüş yalnız Banadır.” (Lokman:31/14)
 “Allah’a ibadet edin ve O’na hiç bir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve ellerinizde ki kölelere de güzellikle davranın. Şüphesiz ki Allah, kendini beğenen ve büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.” (Nisa: 4/36)
Ayetlerde görüldüğü üzere Rabbimiz ana-babaya iyiliği emrettiğini görmekteyiz. Yine Rabbimizin emirlerini harfiyen uygulayan Nebimiz aleyhiselâm’da, konu ile ilgi olarak, sahabesine ve tüm ümmetine nasihatler etmiş ve ana-babanın haklarının gözetilmesi gerektiğini bildirmiştir.
Abdullah İbni Mes’ud şöyle demiştir:
“Amellerin hangisi, şanı aziz ve yüce olan Allah’a daha sevgilidir? diye sordum. Buyurdular ki: “Vaktinde namaz kılmak”. Sonra hangisidir? dedim. “Sonra, ana-babaya iyilik etmek”, dedi. Sonra hangisidir? dedim. “Sonra, Allah yolunda cihad etmektir”, dedi. (Buhari, Müslim)
Şunu hemen belirtelim ki, Rasulullah’ın farklı şahıslara faziletli ameller için vermiş olduğu cevaplar faklı olsa da buradaki rivayette namazdan sonra cihadtan önce ana babaya iyilik gelmiştir. Aslında buradan anneye ve babaya nasıl davranılması gerektiği de ortaya çıkmaktadır.
Yine asrısaadette ashaptan birisi Rasulullah’ın yanına gelerek:
“Ya Rasulullah! Kime iyilik edeyim? Diye sordu. Rasulullah: “Annene” diye cevap verdi. Adam: Sonra kime iyilik edeyim? Dedi. Rasulullah: “Annene” diye cevap verdi. Adam tekrar: sonra kime? dedi. Rasulullah: “Annene” diye cevap verdi. Adam tekrar sordu. Sonra kime: Rasulullah: “Babana” diye cevap verdi. (Müslim)
Başka bir rivayette dört defa “annene” dedikten sonra beşince “babana” olarak geçmektedir. Şüphesiz anne ve baba hakları İslam’da önemlidir. Ancak buradan zahmetin çoğunu yüklenen annelerin babalardan daha önde olduklarını görmekteyiz. Zaten Nebimizde; “cennet annelerin ayaklarının(rızalarının) altındadır, (Ahmed) buyurmuşlardır.
Peki, ya anne ve baba çocuklarına iyi davranmasalar da çocuk yine onlara iyi davranmak zorunda mıdır? diye soracak olursak… Cevap olarak yine konuyla ilgi bir rivayetimize bakarız.
İbn-i Abbas’dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:
“Müslüman ana-babaya sahip olan bir Müslüman, Allah’tan sevab bekleyerek onların hizmetinde bulunursa, Allah ona muhakkak Cennet’ten iki kapı açar. Eğer ana-babadan biri bulunursa, bir kapı açar. Eğer onlardan birini kızdırırsa (gazaba getirirse), onun rızasını kazanmadıkça, Allah o çocuktan razı olmaz.” İbn-i Abbas’a soruldu: Eğer ana-baba, o çocuğa zulüm etmiş olsalar da mı?
Çocuğa (dünya işlerinde) zulüm etmiş olsalar dahi (rızalarını almadıkça, Allah ondan razı olmaz), cevabını verdi.” (Buhari, Edebu’l-Müfred)
Elhamdülillah! Burada Müslümanlara müjde var. Hem de büyük bir müjde ancak bu müjdeye ermek için anne ve babanın haklarının gözetilmesinden bahsedilmekte. Aksi olunduğunda ise büyük bir ikaz var: Allah’ın razı olmaması. (Rabbim korusun!)
Müslüman olan anne ve babaya (hoşa gitsin gitmesin)meşru olan her şeyde itaat edilir. Ancak müşrik olan anne ve babaya nasıl muamelede bulunulmalıdır denirse… Yine onu da şu rivayet ile değerlendirelim.
Ebu Bekir radıyallahu anhu’nun kızı Esma’dan:
“Rasulullah’ın (Hudeybiye) anlaşması zamanında, annem (kendisine iyilik ve ihsan etmeme) rağbet eder olduğu halde bana geldi. Ben de Peygamber (s.a.v.)’e sordum: Ona iyilik edeyim mi (hediyelik bir şey vereyim mi)?
Rasulullah: “Evet” buyurdu. (Buhari)
İbn-i Uyeyne demiştir ki: Bu olay üzerine üzerine Cenabı Hak şu ayeti göndermiştir:
Allah, din hususunda sizinle savaşmamış, sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış kimselere sadâkat göstermenizden, onlara iyilik etmenizden, onlara adalet yapmanızdan sizi yasaklamaz. Çünkü Allah, adalet yapanları sever.” (Mümtehine: 60/8) ayetini Allah (cc) indirdi. (Buhari, Edebu’l-Müfred)
Tabi bu ayeti yine şu ayetle anlamamız gerekir:
Eğer onlar seni, hakkında bilgin olmayan şeyi bana ortak koşman için zorlarlarsa, o zaman onlara itaat etme. Dönüşünüz banadır. Yapmakta olduklarınızı size haber vereceğim.” (Ankebût: 29/8)
Müslüman olmayan anne ve babaya İslam’a muhalif olmayan şeylerde itaat edilse de İslam’a aykırı olan şirk ya da haram olan konularda onlara itaat edilmez.
Ayrıca onlar küfür üzere öldülerse onlara dua da edilmez:
“Şirk üzere ölüp de, cehennemlik oldukları mü’minlere belli olduktan sonra akraba bile olsalar böyle müşrikler için; Allah’tan bağışlanma dilemek, ne Peygambere, ne de mü’minlere yaraşmaz.” (Tevbe: 9/113)
Ancak Müslüman olan anne ve baba için, çocuklarının yapmış oldukları iyilikler, hem onlar dünyada iken hem de vefatlarından sonra da yapılabilir. Rasulullah aleyhiselâm’ın şöyle dediği aktarılmıştır:
“Bir insan vefat edince, bütün amelleri kesilir; ancak üç ameli müstesnadır: (Bunlardan birincisi) Sadak-i cariyedir. (İkincisi) Kendisi ile faydalanılan şerefli bir ilimdir. (Üçüncüsü) Kendisine dua eden Salih çocuktur.” (Müslim)
Ebu Hureyre şöyle demiştir:
“Ölümünden sonra, ölünün derecesi yükseltilir. Ölü der ki: “Ya Rab!  Bu derecemin yükseltilmesi nasıl bir şeydir? Ona: Çocuğun, senin için istiğfar etti (Allah’tan mağfiret diledi), denir.” (Buhari, Edebu’l-Müfred)
Burada da Rabbimizin Müslüman kullarına olan rahmetini görmekteyiz. O kul ki, “Rabbim Allah!” dedikten sonra Allah’ın rızası doğrultunda bir ömür sürmüş ve çocuklarını da İslam ile yetiştirmişse, o ölse dahi hayırlı evlatların duaları ona ulaşacaktır. İnşaAllah.
Şimdi bir gün anne babayı hatırlayanlarla, hem dünyada, hem de vefatlarından sonra dahi sürekli olarak onları hayırla yâd edenler aynı olabilirler mi?
BİR NASİHAT:
Buradan tevhid ehli kardeşlerime de anne ve babalar hakkında bir nasihat etmek istiyorum. Kardeşler! Anne ve baba velev ki, tevhid üzere olmasalar da yine de onların haklarını iade etmek gerekmektedir. Oysa bu gün tevhidi öğrenen genç kardeşlerimiz, ilk olarak anne babalarına saldırmaktadırlar. Bu elbette ki hatadır. Belki de bu süreç tüm Muvahhid gençlerin az ya da çok hatalar yaptıkları bir dönemdir. Bu dönemde de yapılması gereken İslam’a göre davranmaktır. Tebliğinde bir üslubu vardır. Bu üslubu bilmeyenlerin tebliğ adına yaptıkları şey faydadan çok zarar vermekte, açılan yaralar kolay kolay kapanmamaktadır. Bu durumda olan kardeşlerimiz, sabretmeli, hallerini düzeltmeli ve tebliği kendileri değil, tebliğin usulünü bilenlere yaptırmalıdırlar.
 

Esedullâh Saîd el-Muallim.

1437/2016