«
  1. Ana sayfa
  2. AKAİD
  3. İslâm Dîni’nin Aslı Ve O’nun Kâidesi Metni ve Tercümesi

İslâm Dîni’nin Aslı Ve O’nun Kâidesi Metni ve Tercümesi

İSLÂM DÎNİNİ ASLI VE ONUN KÂİDESİ
METNİ VE TERCÜMESİ

Abdullâh Saîd el-Müderris

 

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’In ismiyle.

Hamd, Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed aleyhisselâm O’nun kulu ve Rasûlü’dür. 

“Ey îmân edenler! Allâh’tan korkulması gerektiği gibi korkun ve sizler ancak Müslümanlar olarak ölün!” (Âli İmrân: 3/102)

“Ey insânlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının. Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allâh’tan ve akrabalık haklarına riâyetsizlikten sakının! Şüphesiz Allâh sizin üzerinize gözetleyicidir.” (Nisâ: 4/1)

“Ey îmân edenler! Allâh’tan sakının ve sözün en doğrusunu söyleyin ki Allâh, amellerinizi ıslah etsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allâh’a ve Rasûlü’ne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur.” (Ahzâb: 33/70-71)

Bundan sonra:

Muhakkak ki sözlerin en doğrusu Allâh’ın kelâmı, yolların en hayırlısı ise Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in yoludur. İşlerin en kötüsü sonradan uydurulanlardır. Sonradan uydurulup dîne sokulan her şey bid’ât, her bid’ât dalâlet, her dalâlet ise ateştedir.

أَصْلُ دِينِ الْإِسْلَامِ وَقَاعِدَتُهُ

قَالَ الْإِمَامُ الْمُجَدِّدُ مُحَمَّدٍ بْنِ عَبْدِ الْوَهَّابِ رَحِمَهُ اللَّهُ

أَصْلُ دِينِ الْإِسْلَامِ، وَقَاعِدَتُهُ: أَمْرَانِ؛ الْأَوّلُ :الْأَمْرُ بِعِبَادَةِ اللهِ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ؛ وَالتَّحْرِيضُ عَلَى ذَلِكَ، وَالْمُوَالَاةُ فِيهِ، وَتَكْفِيرُ مَنْ تَرَكَهُ. الثاني :الْإِنْذَارُ عَنْ الشِّرْكِ فِي عِبَادَةِ اللهِ، وَالتَّغْلِيظُ فِي ذَلِكَ، وَالْمُعَادَاةُ فِيهِ، وَتَكْفِيرُ مَنْ فَعَلَهُ

وَالْمُخَالَفُونَ فِي ذَلِكَ أَنْوَاع

فَأَشَدَّهُمْ مُخَالَفَةً: مَنْ خَالَفَ فِي الْجَمِيعِ؛

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ عَبَدَ اللهَ وَحْدَهُ، وَلَمْ يُنْكِرِ الشِّرْكَ، وَلَمْ يُعَادِ أَهْلَهُ

وَمِنْهُمْ: مَنْ عَاَداهُمْ، وَلَمْ يُكَفِّرْهُمْ

وَمِنْهُمْ: مَنْ لَمْ يُحِبّ التَّوْحِيدَ، وَلَمْ يُبْغِضْهُ

وَمِنْهُمْ: مَنْ كَفَّرَهُمْ، وَزَعَمَ أَنَّهُ مَسَبَّةٌ لِلصَّالِحِينَ

وَمِنْهُمْ: مَنْ لَمْ يُبْغِضِ الشِّرْكَ، وَلَمْ يُحِبَّهُ

وَمِنْهُمْ: مَنْ لَمْ يَعْرِفِ الشِّرْكَ، وَلَمْ يُنْكِرْهُ

وَمِنْهُمْ: مَنْ لَمْ يَعْرِفِ التَّوْحِيدَ، وَلَمْ يُنْكِرْهُ

وَمِنْهُمْ: – وَهُوَ أَشَدُّ الْأَنْوَاعِ خَطَراً – مَنْ عَمِلَ بِالتَّوْحِيدِ، لَكِنْ لَمْ يَعْرِفْ قَدْرَهُ، وَلَمْ يُبْغِضْ مَنْ تَرَكَهُ، وَلَمْ يُكَفِّرْهُمْ

وَمِنْهُمْ: مَنْ تَرَكَ الشِّرْكَ، وَكَرِهَهُ، وَلَمْ يَعْرِفْ قَدْرَهُ، وَلَمْ يُعَادِ أَهْلَهُ، وَلَمْ يُكَفِّرْهُمْ

وَهَؤُلَاءِ: قَدْ خَالَفُوا مَا جَاءَتْ بِهِ الْأَنْبِيَاءُ، مِنْ دِيِنِ اللهِ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى، وَاللهُ أَعْلَمْ

 

İslâm Dîni’nin Aslı Ve O’nun Kâidesi

Şeyhu’l-İslâm Muhammed bin Abdulvahhâb rahîmehullâh şöyle dedi:

İslâm Dîni’nin aslı ve kâidesi iki önemli hususu ihtiva etmektedir.

Bunlardan birincisi:  Tek ve şeriki olmayan Allâh’u Teâlâ’ya ibâdet edip insânları buna davet etmek, bunu kabul edenleri dost edinip sevmek ve bunu terk edenleri ise tekfîr etmektir.  

İkincisi: Allâh’u Teâlâ’ya ibâdet hususunda insânları şirkten sakındırmak ve bu hususta sert davranmak, düşmanlığı bundan dolayı yapıp, şirk işleyenleri tekfîr etmektir.

Bu iki esasa muhâlefet edenler çok çeşitlidir:

(1) Bu iki esasa muhâlefet edenlerin en şiddetli olanları, bu hususların tamâmına muhâlefet edenlerdir.

(2) Bu iki esasa muhâlefet eden insânlardan bazıları ise sadece Allâh’u Teâlâ’ya ibâdet ederler, fakat bununla birlikte şirki reddetmez ve şirk işleyenlere de düşmanlık göstermezler.

(3) Yine onlardan bazıları şirk işleyenlere düşmanlık ederler, fakat onları tekfîr etmezler.

(4) Onlardan bir kısmı tevhîdi sevmez, fakat ona buğz da etmezler.

(5) Onlardan bir kısmı tevhîd ehlini tekfîr eder ve bu yaptıklarını da sâlih kimselere sövmek olarak isimlendirirler.

(6) Onlardan bir kısmı şirke buğzetmez ve aynı zamanda onu da sevmezler.

(7) Onlardan bir kısmı şirki bilmez ve dolayısıyla inkâr da etmezler.

(8) Onlardan bir kısmı da tevhîdi bilmez ve dolayısıyla inkâr da etmezler.

(9) Bu iki esasa muhâlefet edenlerin en tehlikeli olanları ise, tevhîd ile amel eden fakat onun değerini tâm olarak bilmemesi sebebiyle tevhîdi terkedenlere buğzetmeyen ve onları tekfîr etmeyenlerdir.

(10) Onlardan bazıları ise şirki terkeder, onu çirkin görür ve inkâr ederler, fakat şirkin kötülüğünü tâm olarak bilmez ve bu sebeble şirk ehline düşman olmaz ve onları tekfîr etmezler. 

Burada zikredilen kimselerin tümü, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’nın nebîlerine gönderdiği dîne muhâlefet eden kimselerdir. Allâh en iyisini bilendir.

Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh’a mahsustur. Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashabının üzerine olsun.