«
  1. Ana sayfa
  2. Akaid Soruları
  3. İsim sıfât tevhîdinde ehli sünnetin menheci nasıldır?

İsim sıfât tevhîdinde ehli sünnetin menheci nasıldır?

Soru: İsim sıfât tevhîdinde ehli sünnetin menheci nasıldır?

Cevâb:  Hamd ve hüküm, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya mahsustur.

Kardeşim bilmelisin ki! İsim, Kur’ân ve Sünnet’te Allâh’u Teâlâ’nın isimlendirdiği şeydir. Sıfât ise yine Kur’ân ve Sünnet’te Allâh’u Teâlâ’nın vasfedildiği şeydir.Kur’ân ve Sünnet’in Allâh Azze ve Celle hakkında bildirdiği isim ve sıfâtlara îmân etmek tevhîdin gereğidir. Allâh Azze ve Celle, Kur’ân ve Sünnet’e kayıtsız ve şartsız; mutlak ve muayyen olarak îmân ve itaat edilmesi gereğine binaen şöyle buyurmaktadır:

“De ki: ‘Allâh’a ve Rasûle itaat edin.’ Eğer (itaatten) yüz çevirirlerse şüphe yok ki Allâh kâfirleri sevmez.” (Ali İmran: 3/32)

“Ey îmân edenler! Allâh’a itaat edin, Rasûle itaat edin. Amellerinizi boşa çıkarmayın.” (Muhammed: 47/33)

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ise şöyle buyurmaktadır:

“Size iki şey bırakıyorum. Bunlara sımsıkı sarıldığınız süre­ce, asla doğru yoldan sapmayacaksınız. Bunlar, Allâh’ın Kitâb’ı ve Rasûlü’nün Sünneti’dir.” [(SAHÎH HADÎS): Malik (1599); İbn Abdilber (Camiu: 1389)…]

İmâm İbn Abdilberr rahîmehullâh, şöyle demiştir: “Ehl-i Sünnet, Kitâb ve Sünnet’te geçen sıfâtları kabul etmek ve onları mecâzî anlamları ile değil de hakikat anlamlarına göre kabul etmek hususunda icmâ halindedir. Şu kadar var ki onlar bunlardan hiçbir şeyi keyfiyetlendirmezler. Cehmiyye, Mutezile ve Hâricilerin hepsi ise bu sıfâtları inkâr eder ve bunların hiçbirisini hakikat anlamına göre açıklamaz, bunları kabul edenlerin müşebbihe olduğunu ileri sürerler. Ancak onlar da bu sıfâtları kabul edenlere göre mâbûd olanı kabul etmemiş oluyorlar.” [Zehebî, Muhtasaru’l-Uluv: 38.]

İmâm İbn Kudâme rahîmehullâh şöyle demiştir: “er-Rahmân’ın Kur’ân-ı Kerim’de geçen ve (Muhammed) Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem’den sahîh olarak sâbit olmuş sıfâtlarına îmân etmek, onları teslimiyetle kabul etmek, red, te’vîl, teşbih ve temsîl etmekle onlara itiraz etmeyi terk etmek (her mükellefe) farzdır.” [İbn Kudâme, Lumatu’l-İtikâd: 5.]

Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye rahîmehullâh şöyle demiştir: “Sıfâtlar konusundaki tevhîde gelince, bu konuda tâkib edilmesi gereken esas şudur: Allâh’ın bizzat kendisi ve Rasûllerinin gerek isbât ve gerekse nefyetme açısından vasıflandırdıkları şeylerle vasıflandırılmasıdır. Kendisinin, kendisi hakkında isbât ettiğinin kabul edilmesi ve nefyettiğinin de red edilmesidir. Şu bir vakıadır ki, ümmetin selefi ve imâmlarının yolu, tekyif (keyfiyetlendirme), temsîl (benzetme), tahrif (değiştirme) ve ta’til (işlevsizleştirme)  olmaksızın Allâh’ın kendisi hakkında isbât ettiği (bildirdiği) sıfâtları isbât etmektir.” [İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ: 3/3.]

Anlaşılacağı üzere Ehl-i Sünnet’in isim ve sıfât tevhîdindeki menheci (yolu), Kur’ân ve Sünnet ile bildirilen tüm isim ve sıfâtları geldikleri gibi Allâh Azze ve Celle’ye yakışır bir şekilde kabul etmek esası üzerine kurulmuştur. 

 

Başarı, el-Hamîd ve el-Hakîm olan Allâh’tandır. 

O, her şeyin en iyisini bilendir.

Abdullâh Saîd el-Müderris.

1436h./2015m.