«
  1. Ana sayfa
  2. MAKALELER
  3. İrfan Mektebi

İrfan Mektebi

el-Hayy ve en-Nur olanın ismiyle…

Ruhi bir aydınlanmaya ihtiyacımız var. Ruhlarımız kısmen karanlıkta. İrfanî boyut hayatımızdan çıktı çıkalı, maddenin karanlıklarına hapsolduk. Hikmeti kaybettiğimizden beri, ruhlarımız kemâlâta yol alamıyor.

Oysa bir derinlik var bedenlerimizi aşıp, ruhlarımıza yol alan. Bir derinlik var ruhlarımızdan taşan. Biz ise sığ bakış açımızla, maddenin kıyılarında dolaşmaktan, irfanı ve hikmeti hiç göremedik, göremediğimize de sırt çevirdik. Sonuçta ne oldu? Ruhsuz cesetler, kuklalar olarak ortalığa çıktı.

Bizim medeniyetimiz irfan mektebinde okuyanlarla kurulmuşken, öyle bir hale geldik ki, ruhsuz uygarlığın canavar nesilleri irfanımıza savaştılar. İrfan mekteblerimizi kapattılar. Şimdilerde ise mideleri şişkin ölüler arasında, ruhlarımız aç olarak, şuursuzca oradan oraya sürüklenir olduk.

İslâm dünyası, isyan dünyası oldu olalı, kan ve gözyaşı içinde inliyor. İslâm toprakları işgal topraklarıyken, maneviyat dünyamız da işgal altında; ruhlarımızsa sekeratı mevt halinde kanlı gözyaşlarıyla inliyor.

Bizler ruhsuz kuklaların arasında, tüm ibadetlerimizi otomatiğe bağlamışız sanki. İbadetlerimizde ruhsuz, bizim gibi. Namazlılarımızda bile maneviyat yoksunuyuz. Maneviyatımız çöktü çökeli hamlıkta istikamet sahibiyiz! Pişmeyi beklemek bir yana, onun ne olduğundan bile habersiziz.

Peki, ne yapacağız?

Nasıl olmalı da çıkmalıyız bu ruhsuzluk labirentinden?

Yolcular, yolu gösterenlerin adımlarını tam tamına izlemeden nasıl olacakta vuslata erilecek?

Rehbersiz varılamayacağı gibi, rehberi tüm yönleriyle takip etmeyenler hedefe nasıl varacaklar?

İrfan mekteblerinde dareyn saadeti için ilmeyni tahsil etmeyenler nasıl saadete erecekler?

Ey rehberi belli olan! Amacında belli! Rehberinin amacı senin amacındır. Âlemlere rahmet rehber, sana sadece zahiri önder değil biliyorsun değil mi? O, sana sadece şekilsel bir takım ibadetler öğretmedi. O, madde ve manadan, beden ve ruhtan oluşan bir canlıya iki taraflı rehberlik yaptı. Biz ise bunun ne kadar farkındayız?

Aslında bizler de rehberimizin önderliğinde, ruh ve beden el ele, gönül gönüle bir irfan yolcu olarak Hakka yürümeliyiz. Ardından da irfan erlerinin önderliğinde İslâmi cemiyette yürüyüşünü sürdürmeli. Öyle ki Allah’ın razı olduğu insanlar, Allah’ın razı olacağı toplumu mayalamalı.

Ancak bilinmeli ki, bu mayanın özünde irfan mayası var. O olmazsa bu maya tutmuyor. Maneviyat fukarası bir cemiyetin irfan mayası ile mayalayacak irfan erleri yoksa ortaya başka şeyler çıkıyor. İstenmeyen, örneklikten uzak şeyler.

İrfan mektebinde okuyanlar, ihsan şuurunu kazanıyorlar. Hakkıyla da teslim olabiliyorlar. İslâm bize teslimiyeti öğretiyor, Müslüman da her haliyle teslim olan.

Bu teslimiyet ile bir yol açılıyor, Hâlik ile kul arasında. Şah damarından daha yakın olana bir manevi yolculuk başlıyor, her bir ibadet ile. Aslında hakiki Müslüman, hayatı ibadetleştiren insan. Öyle ki kurbiyet merdivenlerini çıkıyor, adım adım. O, Rabbini andıkça, Rabbi de onu anıyor, kendi azametine yakışırca. O, ibadetlere sarıldıkça, Rabbi de rahmetiyle onu sarıyor.

Rahmet dini İslâm da, bizleri kabuktan öze bir yolculuğa çıkartıyor. Çıkamayanların ise birçok noksanı var. Bir tanesi de irfan mektebinin kapısını dahi görmemişler. Görmemişler ki içeri girebilsinler. İçeri girebilsinler ki o mektebte okusunlar. Okusunlar ki, hakikatin hakiki yolcuları olsunlar.

Öyleyse ne yapmalı?

Bir bitmez kargaşanın, kan ter içinde ki bir harala gürelenin ortasında kendini bile duyamayan insanımıza bu mektebin varlığını nasıl duyuracağız?

Dini noksan algılayanlara, dinin manevi boyutunu nasıl göstereceğiz?

İrfan mektebinden daha haberi bile olmayanları, nasıl bu mektebin talebesi yapacağız?

Acizliğimin bir göstergesi olarak, üzülerek verdiğim cevap: “Bilemiyorum.”

Bildiğim şey ise; irfan mektebinde okumadan olmadığı ve olamayacağı; kaba, katı, yüzeysel, sığ, bedevi, şekilci, cahil, maneviyatsız kuklalarla İslâm medeniyetinin (ne kalplerimizde, ne de hayatlarımızda) inşa edilemediği ve edilemeyeceği gerçeği…    

Dertlenip, dertletenlere selâm ve dua ile…

Esedullâh Saîd el-Muallim