«
  1. Ana sayfa
  2. AHLAK
  3. İmtihanda Sabır

İmtihanda Sabır

İMTİHANDA SABIR

Esedullâh Saîd

 

Bil ki ey nefs! Her zorluktan sonra bir kolaylık vardır. Elbet zorluk anı sabrın anıdır. O sabır ki, başı acıdır, sonu ise tattı. İnsan, imtihan dünyasında her gün ve her an sınanır. İmtihanın soruları her gün ve her an değişir. Ama kul, farkındadır ki bu daru’l teklifteki bulunma amacı zaten bu imtihandan güzelce geçmektir. Rabbimiz, belalar ve sıkıntılarla karşılaştığında sabredenleri över, onları sever. Sabredenlerin yanında olduğunu, seçilmiş has kullar olan elçilerin de sabırlı kullar olduklarını bizlere bildirir. Onları bize güzel örnekler olarak tanıtır.

Peygamberlerin kıssalarıyla Rabbimiz, peygamberlerin hayatlarını, onların tevhid mücadelelerini, onların başlarına gelenleri ve onların nasıl hareket ettiklerini bizlere bildirir. Biz, ilmin hale geçirilerek, ahlaklaşmasını onların hayatlarından öğreniriz.

Tüm peygamberlerin davası; ilahî, tevhid davasıdır. Bu davayı ne olursa olsun yılmadan, çekinmeden anlatırlar. Onun uğrunda başlarına her ne geliyorsa katlanırlar. Sabrı hayat yaparlar. Büyük belalar, şiddetli sıkıntılar da en çok onlara gelir; ardından da onların yolundan gidenlere…

Ümmet-i Muhammed’ten nice faziletli kişi vardır ki, el üstünde tutulması gerekiyorken, ayaklar altına alınmış; kendilerine karşı sevgi beslenilmesi gerekiyorken, düşmanlık yapılmıştır. Ancak onlar yine de nebilerin ve son nebinin izinde sabredip, tevekkül etmişler, yapabileceklerini yapıp boş durmamışlardır.

Bakınız büyük müctehid İmam Ahmed, kendi zamanında büyük imtihanlarla karşılaşmıştır. Fitne zamanları zor zamanlarıdır. O, bu zamanların çileli imtihanından geçerken sabretti. Ve gün geldi Yüce Allah, onu zorluktan sonra kolaylığa çıkardı. Ona fitneden sonra afiyet verdi.

O büyük imam, haktan dönsün, kendi batıllarını söylesin ve savunsun diye her gün kırbaçlanırdı. Subhanallah! Ümmetin önder şahsiyetine yapılana bakar mısınız? Eli öpülesi, omuzlarda gezdirilesi büyük müctedin imtihanına bakar mısınız? O tüm yapılanlara rağmen hakta sabretti, hakta diretti. Ve o kazandı.

Allah, sabrının karşılığını vererek, onu sıkıntısından kurtardığı gibi ilmine de ilim kattı. Düşmanlarını bertaraf ederek, onun yolunu açtığı gibi onu insanlara da sevdirdi. Sen, Allah için sabredersen, Allah seni sevip, kullarına da sevdiriyor. Biz İmam’ın hayatından bunu görüyoruz. Allah, kendisine rahmet eylesin.

Yine ömrü çilelerle geçen bir büyük âlim: İbn Teymiye. Nasıl bir çığır açtı ki; onu o zaman rahat bırakmadılar, şimdi de rahat bırakmıyorlar. O zaman ona düşman olanların yolundan giden zihniyet bugün de ona düşman. Onu ne kadar tanıyor, ne kadar biliyorlar burası mechul? Birileri bir takım ağızlardan çıkan iftiraları dinleyip, gerçekten tanımayıp, hakkıyla bilmedikleri insanlara düşman olup, onlar hakkında ileri geri konuşabiliyorlar. Kul hakkından dem vuran, ölü eti yemekten bahseden, gıybeti ve iftirayı bilen insanlar neler demiyorlar ki? El insaf… El vicdan…

lafü güzaf, kelam eyle oradan buradan

dedikodu kahvesinde yudumla gıybeti

günaha devam eyle, azaba aldırmadan

kitabında yer çok var, haydi doldur hisseni

Bu gün ağızlarından ehlisünneti düşürmeyenler, İmam’ı en büyük ehlisünnet düşmanı olarak görmekteler. Ey tuttukları bidat yoluna ehlisünnet diyenler! Bilin ki! İmam İbn Teymiye, İmam Ahmed’in mezhebi üzerine yetişen, büyük bir müctehidtir. Ne Mücessime’dir, ne de herhangi bir bidat fırkasından. Bilakis o, ehlisünnetin imamıdır. Ha diyorsanız ki; “bidat yolumuzla tek ehlisünnet biziz.” Biz de size; “bu ne cüret!” deriz.

Bakınız, burada İmam Şafi’yi hatırlayacak olursak, o büyük imama da türlü türlü iftiralar atılmış, Rafizi yani Şii olmakla itham edilmişti. Suçu neydi? Ehli beyti sevmek! Ne büyük bir suç! Ehli beyti sevmek neden Rafizilik olsun? Kim sorar, kim anlar? Gerçi İmam beridir Rafizilikten. O, yapılan ve söylenenlere bir tepki olarak şöyle demiştir:

Âl-i Muhammedi sevmek Rafizilikse eğer

Şahid olsun Rafiziliğime insanlar, cinler.

Biz de ehlisünnetin imamlarına saldırma yolunu kendilerine mezheb edinenlere tepkimizi gösteriyor ve diyoruz ki:

Siz ehlisünnetseniz, geçiyorsa mezhebiniz ehlisünnetten

Bilsin ki tüm ehli dünya, beriyiz biz sizden ve mezhebinizden

Subhanallah! Nedir bu âlimlerin çektiği cahillerden? İmam İbn Teymiye’de az çekmemiştir. Yeri geldiğinde kendisinden istifade edilen, Tatarlara karşı savaşılırken kendisine en önde yer verilen mücahid âlim, defalarca da zindana atılmıştır. O ise, halinden memnundur. Sabredip, Allah’a tevekkül eder. Hapishane onun gözünde Allah’ın ikramlarına mazhar olduğu yerdir. Hapsi halvet, sürgünü hicret ve öldürülmeyi şehadet olarak görür. Ve her esaret sonrası daha bir birikimle çıkar zindandan. Allah sana rahmet eylesin ey İmam! Eserlerinle nice faziletli kişi yetişti ve yetişmekte… Yarın boynuzlu koçtan boynuzsuz koçun hakkını alacağı zaman ve yerde, sana düşmanlık edenleri de, Allah elbette senin karşına dikecektir.

Ve daha kimler yok ki, imtihanı zindanlardan geçen… Nice âlime yaşarken biçtikleri rol: Esaret ve eziyet… Yine onlardan bir tanesi: İmam Serahsi. O, Hanefi fıkhının büyük eserlerinden olan yirmi ciltlik el-Mebsut’u kendisi kuyu hapsindeyken dışarıda duran talebelerini yazdırmıştır. Bu gün ona düşmanlık yapanların adı bile geçmiyor. Ancak o hayırla anılıp, eseriyle yaşıyor. Allah kendisine rahmet eylesin.

Evet, o büyük insanların çileli hayatlarından birkaçını zikrettik. Onlar bu imtihanlarla imtihan olurlarken sabrettiler. Sabrettiler ve ümmete yazdıkları ve yaşadıklarıyla örnek oldular. Allah onlardan razı osun.

İmtihan sırası şimdi bizlerdedir; imtihana tabi tutulan bu gün biziz. Onlara farklı yüzleriyle çıkan hayat, bize de farklı yüzleriyle çıkmakta bu gün; kimi gülmekte, kimi kızmakta… Biz de kimi gülerken, kimi ağlamaklıyız. Ne olursa olsun insan, İslamî gaye ve insanî özelliklerini kaybetmeden hayatına devam etmeli. Hayatın bir imtihan yeri olduğunun bilinciyle, sabrı kalkan edinerek yola revan olmalı.

Akrep zehri, yılan zehrine karşı panzehirdir. Bedeni yılan zehrine karşı korur ve bağışıklık kazandırır. Bizse nice akrebin kıskacında kalırız hayatımız boyunca. Niceleri zehirler bizi; ama ölmediysek, acısı geçtikten sonra beden, zehre karşı bir o kadar bağışıklık kazanır. Hayatta daha neler yaşayıp, neler göreceğiz; hangi akrebler yolumuza çıkacak, bunu şimdiden bilemiyoruz. Her şeyi bilene mâlum, biz acizlere meçhul. Ancak hangi imtihanın zorluklarından geçiyorsa geçsin, hangi akreblerin zehriyle zehirlensin insan, kendi kalbine bakmalı. Zindanları gülistan eden insanın kendisidir. Sabır da gül yetiştiren mahir bahçıvan…