«
  1. Ana sayfa
  2. MAKALELER
  3. İlme Karşı İstek ve Devamlılık

İlme Karşı İstek ve Devamlılık

makaleİLME KARŞI İSTEK VE DEVAMLILIK

Esedullâh Saîd

 

Her şeyin bir ilmi olur da kulluğun ilmi olmaz mı? Elbette var. Kulluk ilminin iki ana kaynağı: Allah’ın kitabı ve peygamberinin sünneti… Öyleyse kullar, Kur’an ve Sünnet merkezli okumalar yaparak, bunları açıklayan rabbani âlimler ve onların kitaplarıyla yola devam etmeliler. Okumaya, öğrenmeye ne zaman başlamalı? Eğer daha başlamadıysak, hemen şimdi… Yarınlara bırakmadan, sonralara ertelemeden, hemen şimdi… Peki, ne kadar süreyle insan okuyacak, öğrenecek ve bir yerden sonra öğretecek? Cevap: Bir ömür boyu… Ömür ne kadar sürerse…

Bilindiği üzere Allah’ın son nebisi Muhammed aleyhisselam’da; ilim tahsil etmenin yani kulluk ilmini bilmenin farzı ayn olduğunu bizlere bildirmiştir.

“İlim taleb etmek her Müslüman erkek ve kadın üzerine farzdır.” (İbn Mace)

Aksi zaten düşünülemez. Müslüman neye-nasıl inanacağını ve neye inanmayıp red edeceğini bilmeli. Nasıl amel edilip, ibadetlerin nasıl yapılacağı, Müslüman ahlakının nasıl olacağı ve benzerleri elbette tahsil etmeli. Tahsil etmeli ki ilmi, ameli ve ahlakıyla Müslüman olsun.

Ancak unutulmamalıdır ki; ilim, beşikten mezara kadardır. Bir müddet bir şeyler öğrendin iş bitti mi? Hayır! Akademik kariyerin yahut medresede hocalığın vardı ayrıldın ya da emekli oldun diye kitaplarını mı satacaksın? Hayır! Veyahut mektep-medrese talebesiydin yıllarca okudun, mektep-medrese bitti, derste-ilimde bitti mi? Hayır! İlim bitmez, bitmemeli… “Yeter bu kadar!” “Bu kadar öğrendik yetmez mi?” diyerek ilmi meşguliyeti bırakmak büyük bir hatadır.

Hatalardan dönmek hatalarda ısrar etmemek gerek… Hiç bir şey için geç değildir; yeter ki insan istesin. Zamanı ilimle değerlendirmeyi istemek, vakti iyi değerlendirmenin yollarını aramak gerek… İlmin ve öğrenmenin yaşı yoktur. Sadece istemek ve azmetmek gerekli…

Bir şiirde geçtiği gibi:

Geçen artık geçip gitti

Âtiye ümid mechuldür

Sana şimdi artık gerekli

Hali değerlendirmendir

İlme devamlılık gösteren, vakte karşı son derece hassas olan Alûsi’nin torunu, edebiyatçı, Ebu’l-Meâli Mahmud Şükrü el-Alûsi el-Bağdadi’nin talebesi Behçet el-Eseri hocasıyla ilgili bir olayını şöyle aktarır:

Çok rüzgârlı, son derece yağmurlu, her tarafın çamur olduğu şiddetli bir gün, ‘hocamızda medreseye gelmez’ diyerek derse gitmedim. Ertesi gün gittiğimde kızgın bir şekilde şu şiiri okuyordu:

Sıcak ve soğuk dersten alıkoyuyorsa

Hayır yoktur o talebede gelmiyorsa

Evet, ömür sermayesinden her gün harcayan insana ne demeli? Acıyarak bakmalı ki, onu boşa harcıyorsa… Yok, geçen vakti iyi değerlendiriyorsa, o zamanda sevinmeli… Malumdur ki insanoğlu, sıhhat ve boş vakti değerlendirmede bir gaflet ve aldanmışlık içerisinde… Allah Rasulü’nün buyurduğu gibi:

“İki nimet vardır. İnsanların çoğu onlar hususunda aldanmıştır:  Sıhhat ve boş vakit!” (Buhari)

Bakınız! Ömürde yılın mevsimleri gibi dört mevsim olabilir. Bazen yazın o sıcak günleri sonbaharın o soğuk rüzgârlarına devredebilir. Gençlik ve sıhhat, yaşlılık ve hastalığa dönüşebilir. Bundan dolayıdır ki, vakti güzel değerlendirmek gerekir. Özellikle ilim tahsilinde bu önemlidir. Yazın sıcağı kışın soğuğu, yazın güneş çarpması, kışın gribi gibi bahanelerle ilim tahsiline ara verilmemelidir. Filolog imam Ahmed bin Haris “bahane ehli” için şöyle demiştir:

Yazın sıcağı, güzün serinliği

Kışında soğuğu seni üzüyor

İlkbaharın o güzelim dönemi

Bu seferde seni engelliyor

Peki, bana söyler misin şimdi:

Senin ilme arzun ne zamandır

İnsan, bahane aramak isterse her şey için bir bahane bulur. İnternetin başında saatlerce vakit geçirip iki satır okumamaya bile bahanesi hazırdır insanın. Bahaneler, mazeretler ne kadar geçerlidir, ne kadar geçersiz orası ayrı…

Ey zamane insanları! Gerçekten zor bir zamandayız; ağzı olanın konuşup, eli olanın yazdığı bir keşmekeş çağdayız. Yapılması gerekli falanların-filanların dediğini, onların hatırına demek değil. Allah, insana akıl vermiş. Bu aklı güzel değerlendirmeli insan. Güzel değerlendirenlere ne mutlu!

Ayrıca bilmemiz gerekir ki, dinimizi öğrenirken ve öğretirken -yani ilimle- geçen zamanlarımız boşa giden, öldürdüğümüz anlar değildir. İlim, dünyadayken yanımızdaki en sadık dostumuz olup bizimle birlikte yaşar. Öldüğümüzde de bıraktığımız eserlerle, onun yolunda yaptığımız hizmetlerle yaşayıp; sadırlarımızda bizimle birlikte kabre girer.

Sonuç olarak; ilmi sevmek ne güzel bir sevgidir; ilmi istemek ne güzel bir istek… İlimle geçen zaman ne güzel bir zamandır; ilim ve ihlâs üzere bir amel ne güzel bir amel… İlmi sevin, ilmi isteyin, ilme çalışın ve öğrendiklerinizle amel edin. İnşallah kazanan sizler olacaksınız.

Selam ve dua ile…