«
  1. Ana sayfa
  2. SOHBETLER
  3. İlim Talebelerine Nasihatlar

İlim Talebelerine Nasihatlar

Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh’a, salat ve selâm kendisinden sonraki ümmetine miras olarak ilmi bırakan O’nun şerefli Rasûlü’ne, aline ve ashabının üzerine olsun.

Genç Talebe Kardeşlerim!

Sizlerde görüyorsunuz ki, zamanımızda insanlar maalesef İslâm’dan uzaklaşmışlardır. Her türlü İslâmsızlığı hayat edinerek İslâm’ı yaşantılarından kaldırmışlardır. Bununla birlikle bu devirde Peygamberimizin anlattığı İslâm’ın yaşanamayacağına da inanmaktadırlar. Tâğûtların boyunduruğunda zillet içerisinde yaşamayı tercih eden bu insanımız, “îmân”, “tevhîd”, “islâm” gibi kavramları hiç duymamış, duysalar da önlerine barikat olarak kurmuş oldukları ön yargıları ile hemen; “aşırıcı(!), yobaz(!), gerici(!)lerin” sözleri diyerek kulaklarını vahye kapatmışlardır. İşte Allâh Azze ve Celle böyleleri için şöyle buyurmaktadır:

“İnkar edenlerin örneği bağırıp çağırmadan başka bir şey işitmeyip (duyduğu veya bağırdığı şeyin anlamını bilmeyen ve sürekli) haykıran (bir hayvan)ın örneği gibidir. Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; bundan dolayı akıl erdiremezler.” (Bakara 2/171)

Kardeşlerim!

Unutmayın ki sizler, kâfir, müşrik ve cahillere rağmen İslâm dâvetini yaymak ve Allâh Subhânehu ve Teâlâ’nın dinini öğrenmek zorundasınız. Bu yolda mücadele eden en büyük mücahit, sebat eden ise Cennetin yolu üzeredir. Bundan hiçbir şüpheniz olmasın. Çünkü Allâh Rasûlü sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:

“Kim ilim tahsil etmek için (evinden veya yerleşim yerinden) çıkarsa, geri dönünceye kadar o kişi Allâh yolundadır.” (Tirmizî)

“Her şeyin bir yolu vardır. Cennetin yolu da ilimdir.” (Deylemî)

Buna binaen sizler üzerinize büyük bir yük almış, herkesin üzerine farz olan ilmi, tedris etmek için bir yola çıkmış ve inşallâh Allâh Teâlâ’nın “Allâh içinizde îmân etmiş olanlarla (bilhassa) kendilerine ilim verilmiş bulunanların derecelerini yükseltir.(Mücadele: 58/12) ve “Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?” (Zumer: 39/9) ayetlerinin muhatapları olarak cahillerden ayrılmışsınız.

Genç Muvahhid Kardeşlerim!

Efendimiz Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in “Din nasihattir” [Müslim] buyruğuna binaen siz ilim yolunda ilerleyen kardeşlerime, bu yolda dikkat etmeniz gereken unsurlardan gücümün yettiğince bahsedeceğim. Unutulmamalıdır ki her şeyin bir kuralı ve ona uyulduğunda başarının geleceği şartlar bulunmaktadır. Bu nasihatimdeki doğrular İslâm’dan, yanlışlar ise nefsimden ve şeytandandır (Allâh’ın laneti üzerine olsun ).

 

  1. Niyetlerinizde İhlaslı Olmanız:

Genç Talebe Kardeşlerim!

Müslüman kişi niyetli kişidir. Onun girmesi-çıkması, oturması-kalkması, yemesi ve içmesi… gibi tüm amelleri bir niyete göredir. Rabbimiz Allâh Azze ve Celle böyle tanımlıyor Müslümanı… “Hayatım ve ölümüm arasında ki her şey yalnız âlemlerin Rabbi içindir” (En’am: 6/162) buyurarak bizlerin yaşam felsefemizi belirliyor ‘muciz’ kelamında…

Kur’an-ı hayatı ile tefsir eden, ahlakı Kur’an olan Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ise bunu şöyle ifade ediyor:

“Ameller, niyetlere göredir… Ve herkese niyet ettiğinin karşılığı verilir.” (Buhâri, Müslim)

Bu Sebeple Genç Kardeşlerim!

Niyetlerinizi ihlaslı kılın ve Rabbimizin rızası için ilim öğrenin ki niyet etmiş olduğunuz şeyin karşılığı size dünyada ve ahirette verilsin. Eğer niyetiniz; Allâh Azze ve Celle’nin Dini’ni yaymak ve bu yolda insanların hidayete ulaşmasına vesile olmak ise; vallâhi Allâh sizlere yardım edecek! Daraldığınız noktada sizleri genişletecek! Görmediniz orduları ile sizleri koruyacak! Tâğûtların size zarar vermesini engelleyecek ve sizleri izzetli kılacak!

Hatırlayın kardeşler!

Mağarada ki “Genç Muvahhidleri” hatırlayın! Onlar ki İsa aleyhisselâm’ın getirişmiş olduğu Tevhîd inancını hayatlarına geçirmişlerdi. Kalpleri ihlasla doluydu. O zamanın tâğûtuna hakkı söylemişlerdi… Rabbimiz söyletmişti… O cesareti, o îmân kuvvetini kalplerine indirmişti… Çünkü onlar tek bir kelimeye inanıyor ve o kelime yücelsin için uğraşıyorlardı. Hedefleri yalnızca buydu… Tüm Nebilerin ortak dâvetini haykırmışlardı… Para istemiyorlardı, insanların kendilerini övmelerini de istemiyorlardı. Sadece bir şey istiyorlardı kavimlerinden; “Lâ İlâhe İllalâh”

İşte bunu istedikleri için kavimleri tarafından öldürülmek istendiler ve onlar mağaraya gizlenmek zorunda kaldı. Ve uykuya daldılar… Kavimleri onların yerlerini buldu… Tâğûtlar seviniyordu… Öldüreceklerdi bu Muvahhid Gençleri… Roma topraklarında İsa aleyhisselâm’ın getirdiği tevhîd inancına sahip kimseyi istemiyorlardı… Rabbimiz izin verdi mi? Hayır! Bir emri ile on binlere emir yağdıran bu tâğûtlar bir mağaraya giremiyorlardı!

Neden kardeşler?

Çünkü mağaranın içerisinde niyetleri sadece ve sadece ilah-î kelimetullâhı yaymak isteyen gençler bulunuyordu. Rabbimiz onları korumuş ve îmânlarını arttırmıştı. Bakın Allâh Azze ve Celle nasıl buyuruyor:

“Şüphesiz onlar, Rablerine îmân eden bir kaç genç yiğitti. Biz de onların îmânlarını arttırmıştık.” (Kehf: 18/13)

Bu sebeple kardeşlerim, eğer niyetinizde ihlaslı olursanız yani Allâh’ın kelimesi yücelsin için ilim öğrenirseniz izzete kavuşursunuz. Mağaradaki gençlere nasip olunan lütuf ve ikram sizlere de nasip olur. Allâh îmânlarınızı artırır ve sizleri salihlerden kılar.

 

  1. Ciddi Çalışmanız:

Genç Kardeşlerim!

Hedeflerinize ulaşmanız için gereken unsurlardan bir tanesi de, ciddi olarak çalışmanızdır. Çünkü başarıya azimli bir gayret ve devamlılık ile ulaşılır. Allâh Azze ve Celle sunnetullâhı gereği çalışana ve gayret edene mükafatını verecektir. Nitekim O Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Kim de ahireti ister ve inanarak ona yaraşır biçimde çalışırsa, öylelerinin karşılığı verilir.” (İsra: 17/19)

Kardeşlerim!

Biz ahireti isteyenler değil miyiz? Ebedi saadet için değil mi bütün çabalarımız? İlmi, bizi cehennem azabından kurtarıp Allâh’ın rızasına eriştirsin için öğrenmiyor muyuz? O zaman sevinin ve Allâh’ın vaadine koşun! Ahireti isteyenler olarak O’nun rızası için ciddi bir şekilde İslâm ilimlerini öğrenin! Ve Rabbinize çalışmanızı beğendirin. Nitekim O Azze ve Celle şöyle buyuruyor:

“Hanginizin daha iyi iş işlediğini belirtmek için, ölümü ve hayatı yaratan O’dur.” (Mülk: 67/2)

Bizlere en güzel şekilde örnek olan alimlerimizin –Allâh onlara rahmet etsin- hayatlarına baktığımızda onların ilim elde etmekteki ciddiyetlerini görmekteyiz. İşte onlardan Abdullah b. Mübarek… Bakın genç kardeşlerim kendisinden nasıl bir söz naklediliyor:

“Öleceğim haber verilse de, kalkar ilim öğrenirim.” (Minhâcu’l-Muallim)

SubhanAllâh! Bu nasıl bir aşktır? Öleceği haber verilse yine de ondan ayrılmak istemiyor! Buna binaen kardeşlerim, eğer biz de bu samimiyet içerisinde olursak Allâh Azze ve Celle’de bizi izzetli kılar ve ilmimize bereket verir. O zaman ne duruyoruz? Haydi gençler! Rabbimize ellerimizi açalım ve dua edelim:

 

“Biz aciziz Sen Kadir. Biz cahiliz Sen Âlim. Biz fakiriz, Sen Ğanisin (zengin) Allâh’ım!

Bizlere ilmi sevdir, onunla bizlere rahmet et ve bizi onunla amel edenlerden kıl!”

 

  1. Kötü Arkadaşlardan Uzak Durmanız:

Genç Kardeşlerim!

İlim yolunda ilerleyebilmeniz için gerekli olan unsurlardan bir tanesi de kötü arkadaşlardan uzak durmanızdır. Peki, kötü arkadaş kimdir?

Kötü arkadaş; ahlakı bozuk, Allâh’ın haram kıldıklarını işleyen, ibadetlerini aksatan ve dilinden hayır söz çıkmayan kişidir. Bununla birlikte sizleri ilimden alıkoyan boş ve yararsız işlerle meşgul etmeye çalışan kişi de kötü arkadaştır. Mesela; sürekli sizinle gezmek isteyen bir arkadaşınız var ise bu, siz ilim talebeleri için iyi bir arkadaş değildir. Çünkü her gezmek istediğinde onunla birlikte olduğunuzda zamanınızı kaybedecek ve ilimle meşgul olamayacaksınız. İlimden uzak kaldıkça da ilme olan şevkiniz azalacak ve o kötü arkadaşlarınız gibi olacaksınız. Nitekim Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor:

“Kişi arkadaşının dini üzeredir. O halde her biriniz kimin ile dostluk ettiğine baksın!” (Ebû Davûd)

Bu sebeple kardeşlerim sizi ilme teşvik eden, hayır söyleyen ve sâlih amelde bulunan kişilerle birlikte olun. Mescitler ayrılmaz bir parçanız ve sürekli ziyaret etmeniz gereken bir mekan olsun. Eğer siz ilim meclislerinde sâlih kişilerle birlikte olursanız hayra ulaşır ve Rabbimiz Allâh Azze ve Celle’nin bize olan emrine uymuş olursunuz. Nitekim Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Ey îmân edenler! Allâh’a karşı gelmekten sakının ve sâdıklarla beraber olun.” (Tevbe: 9/119)

  1. İlminiz İle Amel Etmeniz:

Genç Kardeşlerim!

Bilmeniz gerekir ki, ilim; Allâh’ın rızâsını kazanmak ve amel etmek için öğrenilir. İlimle amel etmenin gerekliliği İslâm Dîni tarafından şiddetle bildirilmiş, bildikleriyle amel etmeyenler kitap yüklü eşeklere benzetilmiştir (Cuma: 62/5). Bu sebeple Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem faydasız ilimden Allâh’a sığınmıştır. Ondan rivayet edilen hadisi şeriflerde şöyle dualar ettiği zikredilmektedir:

“Allâh’ım, bana öğrettiklerinle beni faydalandır; bana fayda sağlayacak ilmi öğret, ilmimi artır.” (Tirmizi)

“Allâh’ım! Fayda vermeyen ilimden, kabul olunmayan duadan, korkmayan kalpten ve doymayan nefisten sana sığınırım.” (Tirmizi, İbn Mace)

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in dularında geçen “faydasız ilim”den kasıt; kendisi ile amel edilmeyen, dünya ve ahirete faydası olmayan ilimlerdir. Bu sebeple kardeşlerim, ilmi, amele dökmeden öğrenmek, insanlar görsünler, övsünler, kürsülere çıkarsınlar için değil yalnızca Allâh’ın rızâsını kazanmak için öğrenmeliyiz. Allâh’ın rızâsı ise Kur’an ve Sünnet’in bildirdiği şekle uygun yaşayarak kazanılır. Eğer bu şekilde ilim öğrenirsek ilmimiz bereketlenir ve bize faydası dokunur. Nitekim numune-i imtisal olan ashab-ı kiram radiyallâhu anhum efendilerimiz bize bu konuda önder olmuşlardır. Onların ilim öğrenme metodları hakkında bize şu bilgi ulaşmıştır:

Ebû Abdurrahman es-SüIemî radiyallâhu anh’dan: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından bize öğretenler, şunu anlattılar:

“Onlar Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’den on âyet alıp ezberlerlermiş. Onu iyice öğrenip içindeki bilgileri ve hükümleri hayatlarına tatbik etmedikçe diğer on âyete geçmezlermiş. Dedi ki: ‘İşte ilim ve ameli onlardan böyle öğrendik.’” (Ahmed b. Hanbel)

Bununla birlikte ilimle amel etmek, talebenin hafıza kuvvetini geliştirerek öğrendiklerini unutmasının önüne geçmektedir. Nitekim bununla ilgili Rasûlullâh sallalâhu aleyhi ve sellem’den şu rivayet nakledilmiştir:

Yezîd İbn Seleme el-Cûfî radiyallâhu anh anlatıyor: “Ey Allâh’ın Rasûlü! Ben senden pek çok hadis işittim. Ancak bunlardan, sonradan işittiklerimin, önceden işittiklerimi unutturacağından korkuyorum. Bana (hepsinin yerini tutacak) câmî bir kelime söyle!’

“Bildiklerinde Allâh’a karşı muttakî ol (bu sana yeter)!” (Tirmizî) buyurdular.

Rezîn şu ziyadeyi yaptı: “…ve onunla amel et!”

Zamanımızda ise öğrendikleri ile amel etmeyen tv’lerde şov peşinde koşan, insanları uyarıp kendileri fısk ve küfür içerisinde olan bir ilim ehli(!) bulunmaktadır. Bu sebeple Allâh ilimlerine bereket vermemekte, ne kendileri ne de dinleyenler bundan istifade edememektedir. İşte Allâh Azze ve Celle böyleleri hakkında şöyle buyurmaktadır:

“Siz Kitab’ı okuduğunuz (gerçekleri bildiğiniz) halde, insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz?” (Bakara 2/44)

Oysa Peygamberimizin arkadaşları ilmin hikmetini kavramış ve onun bereketinin hayata geçirmekle mümkün olduğunu görmüşlerdir. Bu sebeple onlar hem kendilerine hemde ümmete faydalı olmuşlardır.

Bu sebeple Genç Kardeşlerim!

Şeytanın hilelerinden yüz çevirip ilmi ona kalkan olarak kullanın. Eğer siz ilminizle amel ederseniz vallâhi o sizle baş edemeyecektir. Çünkü ilmiyle amel edenler ilmin hikmetini anlamış fâkihler zümresine dahil olmuşlardır. Zaten Kur’an ve İslâm’ın istediği ilim, vicdanları harekete geçiren, pratiğe dönük faydalı ilimdir.

Unutmayın kardeşlerim!

Müallimlerin önderi Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Şeytana karşı bir fâkih, bin abidden daha güçlüdür.” (Tirmizi, İbn Mace)

  1. Hizmet Yoluyla İlmi Yaymanız:

Talebe Kardeşlerim!

Size Cenneti kazandıracak ve sizi şereflilerden kılacak bir ameldir hizmet… İslâm dâvâsına hizmet bilmelisiniz ki Adem aleyhisselâm’dan bu yana insanoğlunun yapabileceği en şerefli işlerdendir. Nitekim bu amel uğrunda kanlar akıtılmış ve ömürler vakfedilmiştir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ ilmi ile hizmet edenleri övmüş ve şöyle buyurmuştur:

“Allâh’ın dinine dâvet eden, sâlih amel işleyen ve: ‘Muhakkak ki ben Müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kim vardır?” (Fussilet: 41/33)

Peygamber efendimiz ise vedâ hutbesinde hizmetin ve dâvetin gerekliliğini şöyle bildirmiştir:

“Burada bulunanlarınız, burada bulunmayanlara (yeni nesillere) bunları (söylediklerimi) tebliğ etsin. Olabilir ki, hazır olan kimse, bunu daha iyi anlayan bir kimseye tebliğ etmiş olur.” (Buhâri)

Hadisi şerifte bildirildiği üzere hizmet ve dâvet sayesinde yeni nesillere İslâm tebliğ edilmiş olacak ve içlerinden belki de dini daha iyi anlayan fâkihler çıkacaktır. Böylece İslâm yayılacak ve tevhid tüm dünyayı (inşAllâh) kuşatacaktır.

Bu sebeple kardeşlerim, ilminizin bereketlenmesi ve şerefliler olarak bu dünyadan ebedi diyara göç etmek için ilminiz ile İslâm dâvâsına hizmet edin! Eğer siz ilminiz ile İslâm dâvâsına yardım ederseniz Allâh Azze ve Celle size yardım eder ve ayaklarını din üzere sabir kılar. Nitekim O Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Ey îmân edenler! Eğer siz Allâh’ın dinine yardım ederseniz, O’da size yardım eder ve ayaklarınızı din üzere sabit kılar.” (Muhammed 47/7)

Unutmayın ki kardeşler, sizin hizmetinizle îmân edecek, takvası artacak, Allâh’ın râzı olacağı amelleri işlecek insanların olması sizin için yat ve katlardan daha değerlidir. Çünkü biz “Muvahhid Gençler”, dünyadan ziyade ahiret saadeti çalışan insanlarız (inşAllâh). İşte dâvetçilerin efendisi olan Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem bununla alakalı şöyle buyurmuştur:

“Allâh’a yemin olsun ki, senin hidayete vesile olman sayesinde Allâh’ın bir adama hidayet vermesi, senin için kırmızı develerden (maddi olarak değeri yüksek olan şeylerden) daha hayırlıdır.” (Buhâri, Müslim)

Son olarak Kardeşlerim!

Allâh Azze ve Celle’nin bana vermiş olduğu güç oranında siz “Genç Muvahhid” kardeşlerime nasihat etmeye çalıştım. Eğer bu nasihatlere bu fakir kardeşinizle birlikte sizlerde uyarsanız; sonu cennetle mükâfatlandırılacak bir mücadeleyi kazananlardan olacaksınız. Allâh Azze ve Celle tüm Müslümanları bu konuda başarılı kılsın. Allâh Subhânehu ve Teâlâ’dan tüm kardeşlerim ve kendim için dileğim, sonu şehadetle biten bir ömür ve İslâm’ın dünyayı yönettiğini gören gözleri bizlere nasip etmesidir…

Bu sebeple;

Hayatın anlamı ve amacı olan Tevhid dâvâsına dâvet yolunda, zindan hücrelerinde, cihad ve dâvet meydanlarında tüm varlığıyla emek harcayıp, ömür tüketen Muvahhid dâvâ erlerine selam olsun…

 Talebe Kardeşiniz…

Ebû Hanîfe Mustafa b. Sezgin el-Muhâcir