«
  1. Ana sayfa
  2. MAKALELER
  3. İki Dîn

İki Dîn

İKİ DÎN

Ebû Berâ b. Kâsım 

 

Rahman ve Rahim olan Allah’ın ismiyle…

Dinini bütün dinlere üstün kılmak için Rasulünün hak din ile gönderen Allah’a hamd olsun. Salat ve selam hak ve hidayet ile gönderilen Rasulüne aline ve ashabına olsun.

Bu yazımızda iki dinden bahsedeceğiz. Bunlardan birincisi tek ve ortaksız Allah’ın hak dini olan İslam dinidir. O İslam ki hak ilah olarak yalnız kendisine ibadet olunan Hakkın dinidir. İkincisi ise Hakkın dininin dışında olan batıl uyduruk dindir. Bu din hangi isimlerle isimlerle anılsın Allah’ın dışında başka batıl ilahları olan dindir.

Evet, birincisi Hakkın dini ve ikincisi ise halkın dinidir. Tağutların iktidarda olduğu yerlerde kavram kargaşalarının sonucunda kendilerini Hakkın dinine nispet eden nice insan aslında halkın dini üzerindedirler. Ancak bunun şuurunda değildirler. Bu da onların aslında dinin mahiyetini anlayamadıklarından ileri gelmektedir.

Konunun kısaca anlaşılması için emirler ve yasaklarıyla Hak dinin kanunlarını bizlere sunan  kitabımıza bir bakalım. şüphesiz ki O’nun kitabı bizlerin anlaması zorunlu olan kanun kitabıdır. Ancak gerektiği gibi anlaşılmadığı da gözlerden kaçmayan bir gerçektir.

Bakınız! Hak dinin sahibi olan Rabbimiz Yusuf suresinde Yusuf aleyhisselâm ve kardeşinden bizlere bahseder. Yusuf aleyhisselâm kardeşi Bünyamin’in yanında kalması için yaptırdığı olay sonrasında ona hırsızlık suçu isnat edilmiş ve hukuk olarak kardeşinin yanında kalması karara bağlanmıştı. Ayette ise: “Melikin dininde kardeşini alı koyamazdı” (Yusuf: 76) buyrulmaktadır. Burada bizlere dinin ‘kanun’ olduğu bildirilmektedir. O zaman ki İslam kanunlarında/dininde hırsızlığın cezası hırsızlığı yapanın alıkoyulmasıydı. Oysa melikin kanunlarında ise hırsızlığın cezası farklıydı.

Yine başka bir ayeti kerimede: “Yine bunun gibi onların ortakları müşriklerden çoğuna çocukları öldürmeyi süslü gösterdiler.  Hem onları helake düşürmek hem kendi aleyhlerinde dinlerini karmakarışık kılmak için…” (Enam: 137) diye geçmektedir. Rabbimiz müşriklerin koymuş oldukları kız çocuklarını öldürme hükmünün onların dinlerinden bir kanun olduğunu bizlere bildirmektedir.

Ve yine Rabbimiz, Rasulullah’ın Mekke Kureyşilerine: “Sizin dininiz size benim dinim bana.” (Kafirun: 6) demesini emretmiştir. Aslında onların isimce bilinen veya semavi kaynaklı bir dinleri yoktur. onlar Ehli kitabın dinlerinden haberdar olmakla birlikte ayrı bir din üzereydiler. Yani ayrı kanunları, ayrı emir ve yasakları vardı.

Örnekleri uzatmak mümkünse de varmak istenen yer aynı olacaktır. Yani dinin emir ve yasaklardan oluşan kanunlar olduğu gerçeğine. Evet, İslam’ın nazarında kendi kanunları olan her sistem bir dindir. Oysa günümüz halkın dinin müntesipleri bu gerçekten habersiz olarak yerler, içerler, gezerler, eğlenirler… onlara sorarsanız adları Müslümandır ancak İslam’ın kanunları, emirleri ve yasakları onlardan, onlar da bu kanunlardan uzaktırlar. Onlara belirlenen kanunları yani dini yaşarlar. Krallar, melikler, sultanlar, başkanlar… hayatı düzenlemek için Allah’ın indirdiklerinin dışında kanunlar koyarlar; emirler ve yasaklar belirlerler. Ancak bu yaptıklarının aslında insanlara din belirlemek olduğunu söylemezler. Hâlbuki biz kitabımızda onların bu yaptıkları şeyin yani kendilerine tabi olunacak kanunlar çıkararak emir ve yasaklar belirlemenin din olarak adlandırıldığını görmekteyiz.

Elbette ki Müslüman bir kişi hak dini yaşayan ve batıl dinlerden beri olan kişidir. Batıl din sahipleri her ne kadar çok olsalar, hatta geçici iktidarı ne kadar şatafatlı olsa da  onlar hak ehli nazarında hüsran ehlidirler.

Hakkın karşısında batılın gücü sabun köpüğü gibidir. Allah, hak dini tüm batıl dinlere üstün kılmak için yollamıştır.

“O öyle bir Allah’tır ki rasulünü hidayetle ve hak dinle bütün dinlere üstün gelsin diye göndermiştir. Müşrikler hoşlanmasalar da.” (Tevbe: 33)

Evet, ayette geçtiği üzere Rasulullah’ın gönderilişiyle batıl dinlerin iktidarı sallanmış müşriklerin batıl dinleri ortadan kaldırılmıştır. Allah’ın muradı müşrikler istemeseler de ilahi kanunlarının müşriklerin kanunlara galebe gelmesi, ilahi emir ve yasakların müşriklerin emir ve yasaklarını ortadan kaldırmasıdır. Böyle de olmuştur. Bu hakikat diğer peygamberler içinde geçerli bir olaydır.

Hak batıl mücadelesinde İbrahim aleyhisselâm nemrudun dinine, Musa aleyhisselâm firavunun dinine, İsa aleyhisselâm hahamların dinine karşı mücadele etmişlerdir. Peygamberler hak dinin müntesibi iken, nemrut ve firavun gibileri batıl dinin müntesibiydiler. Bu ayrım dün olduğu gibi bu günde sürmektedir. Tüm rasullerin ortak bildirisi olan la ilahe illallah ile batıl dinlere bir meydan okuma varken, meydan okuyanlar da tevhid ehli olmuştur. La ilahe illallah sözüyle tüm batıl ilahlar, onların halka koyduğu kanunlar, emirler ve yasaklar ayaklar altına alınmış, tüm uyduruk değerler paramparça edilmiştir. aynı zamanda bu sözle hak ilah birken, din-kanun, emirler ve yasaklar belirleyenin de bir olduğu bildirilir.

Bir olanın dinini de birdir. O Hak ilahın katında bir tek geçerli din vardır; o da İslam’dır.

“Muhakkak ki Allah katında hak din İslam’dır.” (Ali İmran: 19)

Ve bu dinden başka dinler kabul edilmeyip bu din sahipleri helak olacaklardır.

“Kim İslam’dan başka din ararsa ondan kabul edilmeyecek ve o ahirete zarar edenlerden olacaktır.” (Ali İmran: 85)

Şimdi kendimize bir soralım: ‘Ben kimin dinini yaşıyorum?’

Eğer dinimiz İslam diyor ve hayatımızda İslam ile çatışan kanunları red ediyorsak o zaman Hakkın dinindeyiz demektir. Yok, kendimize Hakkın dinindeyiz diyor ancak İslam dışı kanunları benimseyip yaşıyorsak o zaman da halkın dinindeyiz demektir. Vakit geç olmadan can kuşu beden kafesinden uçmadan halkın dininden biran önce tevbe edip ayrılarak Allah’ın hak dinine tabi olmalıyız.

Bu karar hayatımızın kararıdır; diğer kararların çok üstünde olan. Bu karar bizim ahiretimizi etkileyecek karardır; dünyevi kararlara benzemeyen… Öyleyse durmanın, ertelemenin, boş vermenin sırası değildir. Biran önce Hakka ve Hakkın dinine dönmenin zamanıdır.

Allah’ım Rab olarak Senden, din olarak İslam’dan, rasul olarak Muhammed aleyhisselâm’dan razı olduk. Sen de bizleri razı olduğun din üzere yaşat ve canımızı da razı olduğun şekilde al. Allahûmme âmin.