«
  1. Ana sayfa
  2. Fıkıh Soruları
  3. İkâmet halinde namazları cem ederek kılmak câiz midir?

İkâmet halinde namazları cem ederek kılmak câiz midir?

Soru: İkâmet halinde namazları cem ederek kılmak câiz midir?

Sorunun tam metni: Bazı kimselerden namazlarını yolcu olmadıkları ve herhangi bir zorluk içinde de bulunmadıkları halde cem ettiklerini görüyoruz. Sorduğumuz zaman “hadîs var” diyorlar. Böyle yapmaları câiz midir?

Cevâb: Hamd ve hüküm, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya mahsustur.

Sürekli hak ve hakikatlerle amel edersin inşeallâh kardeşim, bilmelisin ki! Bu mes’ele ümmetin âlimlerinin ihtilâf ettiği mes’elelerden biridir. 

İkâmet halindeyken namazları cem etmek “câiz değildir” diyenler olduğu gibi, câizliği hastalık gibi bir mazerete bağlayanlar da vardır. Ayrıca ihtiyaç halinde alışkanlık edinmemek şartıyla olabileceğini söyleyenler de bulunmaktadır. 

Her görüş sâhibinin kendine delîl aldığı bazı nasslar ve te’vîller mevcuttur. Ancak Allâh katındaki hak birdir. İhtilaflar ise ictihadidir yani zannîdir. Bu sebeble de icithadî yani ihtilaflı bir mes’ele hakkında tarafların birbirlerine hoş görülü davranmaları ve fıkıhta gerçekleşen ihtilâfları akîde birliğinin önüne geçirmemeleri gereklidir. Bu olmazsa olmaz kâidelerden biridir. Rabbim ümmete birlik ve dirlik ihsân etsin Allâhumme Âmîn.

Bundan sonra: 

Mukimken namazları cem etmenin câiz olduğunu savunanlar şu hadîsleri delîl olarak zikretmişlerdir: 

1. “İbn Abbâs radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, o, şöyle demiştir: Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem korku hali -ve yağmur- yokken ve yolcu da değilken -Medine de- öğle ile ikindiyi bir arada, akşamla yatsıyı da bir arada kıldı. 

(Ravilerden) Ebû’z-Zubeyr şöyle demiştir: (Hadîsi bana nakleden) Saîd bin Cubeyr’e: ‘Bunu niye yaptı’ dedim. O da: ‘Sen bana sorduğun gibi bende İbn Abbâs’a sordum. O: Ümmetinden hiçbir kimseyi sıkıntıya sokmamayı murad etti’ dedi.” [(SAHÎH HADÎS:) Müslim (705); Ebû Dâvûd (1210)…]

2. “Abdullâh bin Şakik radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, o, şöyle demiştir: İbn Abbas bir gün ikindiden sonra bize akşam güneş batıncaya ve yıldızlar çıkıncaya kadar bir hutbe okudu. İnsânlar da: ‘Namaz, namaz’ demeye koyuldular. Beni Temim’den fütursuz, sözünü eğip bükmeyen bir adam yanına gelip: ‘Namaza, namaza’ dedi.

Buna karşılık İbn Abbâs: ‘Hay anasız kalasın! Bana sünneti mi öğretiyorsun’ dedi ve şöyle devam etti: Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’i öğle ile ikindiyi, akşam ile yatsıyı birlikte kılarken gördüm.’

Abdullâh bin Şakik dedi ki: Bundan dolayı kalbime bir tereddüt düştü. Ebû Hureyre’nin yanına gittim, ona sordum. O da söylediklerini doğruladı.” [(SAHÎH HADÎS:) Müslim (705); Ahmed (2269)…]

3. “Câbir bin Abdullâh radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, o, şöyle demiştir: Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Medine’de korku veya bir illet olmadığı halde, ruhsat olarak öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını cem ederek kıldı.” [(SAHÎH HADÎS:) Ebû Nuaym (Hilye: 7/88); Tahâvî (Şerhu Meâni’l-Âsar: 976) …]

4. “Muâz bin Cebel radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, o, şöyle demiştir: Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’i Medine’de öğle ile ikindiyi ve akşam ile yatsıyı cem ederken gördüm.” [(HASEN HADÎS:) İbn Arabî (Mucem: 193); Muhammed b. İbrahim el-Curcânî, (Emâlî: 217)

İmâm Nevevî rahîmehullâh Müslim’in Şerhi’nde, İmâm Tirmizî’nin “İbn Abbâs hadîsinin terk olunacağı” sözünü naklettikten sonra şöyle demiştir: “İbn Abbâs’ın hadîsine gelince, ümmet bu hadîsle amel etmeyi terk etmek üzerinde icmâ etmemiştir. Aksine onların bu mes’elede çeşitli görüşleri vardır. Aralarından bu hadîsi: ‘Bu, yağmur mazereti dolayısıyla bir cemdir’ diye te’vîl edenler vardır. Bu da mütekaddimûnun büyük âlimlerinden bir topluluktan nakledilmiş meşhur bir görüştür. Fakat diğer rivâyetteki ‘korku hali ve yağmur yokken’ ibâresi sebebiyle bu ibâre zayıf görülmüştür.

Kimi âlimler bu hadîsi: ‘Havanın bulutlu olduğu bir zamanda öğle namazını kıldı sonra bulut açılıp, ikindi namazı vaktinin girdiği anlaşılınca iki namazı da kılmıştır’ diye te’vîl etmiştir. Bu da bâtıldır. Çünkü öğle ile ikindi namazları hususunda bunun en düşük bir düzeyde bir ihtimal bulunmakla birlikte akşam ile yatsı hakkında böyle bir ihtimal yoktur.

Kimi ilim adamları da: ‘Birinci namazı son vaktine kadar geciktirip, son vaktinde o namazı kılmıştır. Onu kılmayı bitirince de ikincisinin vakti girdiği için onu da arkasına kılmıştır. Böylelikle kıldığı bu namazı şeklen bir cem olmuştur’ demiştir. Bu da zayıf yahut bâtıldır. Çünkü böyle bir ihtimal söz konusu olmayacak şekilde ifâdelerin zâhirine muhalif ve aykırıdır. Diğer taraftan İbn Abbâs’ın hutbe verdiği zaman sözünü ettiğimiz fiili uygulaması ile yaptığının doğru olduğunu açıklamak üzere hadîsi delîl göstermesi, Ebû Hureyre’nin de onu doğrulayıp, reddetmemesi de bu te’vîlin kabul edilmeyeceği hususunda gayet açıktır. 

İlim adamları arasında bu: ‘Hastalık ya da buna benzer başka mazeretler sebebiyle yapılmış bir cem olarak kabul edilir’ diyenler de vardır. Bu, Ahmed bin Hanbel’in ve mezheb âlimlerimizden Kâdî Huseyin’in kabul ettiği görüştür. Ayrıca bunu Hattâbî, Mütevellî ve mezheb âlimlerimizden Ruyanî de tercih etmiştir. Hadîsin zâhiri, İbn Abbâs’ın fiili uygulaması ve Ebû Hureyre’nin muvafakati sebebiyle bu, bu hadîsin tevilinde tecih edilen bir yoldur. Çünkü hastalık halinde zorluk, yağmurdan daha ileridir.

İmâmlardan bir topluluğun görüşüne göre de, bunu alışkanlık haline getirmeyen kimse için ihtiyaç dolayısıyla ikâmet haline cem câizdir. Bu da İbn Sirin’in, Mâlik’in ve arkadaşlarından Eşheb’in görüşüdür. Hattâbî bu görüşü ayrıca Kaffâl’dan ve Şâfiî mezhebi âlimlerinden eş-Şaşi el-Kebîr’den, o Ebû İshâk el-Mervezî’den, o hadîs ashâbından bir topluluktan diye nakletmiş, İbn Munzir’de bu görüşü tercih etmiştir. İbn Abbâs’ın: ‘Ümmetinden hiçbir kimseyi sıkıntıya sokmamayı murad etti’ şeklindeki sözü bunu desteklemektedir. Herhangi bir hastalık ya da başka bir sebebi de buna gerekçe göstermemiştir. Allâh en iyi bilendir.” [el-Minhâc: 5/218.]    

İfâde edildiği üzere, mukimken öğle ile ikindiyi, akşam ile yatsıyı cem ederek kılmak ihtilaflı bir mes’eledir. İhtilafın sebebi rivâyetlerin çeşitliliği ve yukarıdaki hadîslerin farklı yorumlanmasıdır. Burada sözü uzatmamak için câiz görmeyenlerin ve diğerlerinin delîllerine ayrıca girmeyeceğim…

Bu mes’ele hakkında delîllerin delâletine binaen tercih edilmesi gereken görüş ise, İmâm Nevevî’nin son olarak zikrettiği, “Âdet haline ve namazın hürmetine zarar getirmeden bir ihtiyaç sebebiyle mukimken cemin câiz olduğu” görüşütür. Çünkü bu noktada rivâyet edilen hadîsler sahîhtir ve açıktır. Cemin illeti de bellidir. İmâm İbn Munzir rahîmehullâh şöyle demiştir: “Buradaki hadîsi (hastalık gibi) herhangi bir özre hamletmek için bir sebeb yoktur. Çünkü İbn Abbâs bu hadîsteki cemin illetini haber vermiştir, o da: ‘Ümmetinden hiçbir kimseyi sıkıntıya sokmamayı murad etti’ diyedir.” [Hattabî, Meâlimu’s-Sunen: 1/265.]  

Bu görüşteki “âdet haline getirmeme” şartı, namazları mukimken cem etmenin âdet haline getirilmesinin bid’ât olmasındandır. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’den ve ashâbından böyle bir şey rivâyet edilmemiştir. 

“İhtiyaç halinde” şartı ise, özür ve ihtiyaç yokken namazları cem etmenin şaz ve bâtıl olmasıdır. Çünkü namaz, belli vakitleri olan bir ibâdettir. Asıl olan onu bildirilen vakitlerde kılmaktır. Hiçbir sebeb yokken onu vakti dışında kılmak câiz değildir. Allâh Azze ve Celle en iyisini bilendir.

 

Nasihat ve Uyarı: 

İfâde ettiğim üzere namazları mukimken de olsa âdet haline getirmeden ve ihtiyaç durumunda cem etmek câizdir. Ancak burada dikkat edilmesi gerekli olan nokta, bunun sünnetmiş gibi algılanmaması ve hiçbir ihtiyaç yokken âdet haline getirilmesinin bid’ât olmasıdır. 

Maalesef bizim şâhit olduğumuz üzere kendilerini selefe nispet eden bazı kimseler bunu sünnetmiş gibi uygulamakta, çaya, çorbaya yahut muhabbete dalıp “nasıl olsa cem ederiz” demekteler. Oysaki bu bâtıldır. İhtiyaca binaen gösterilen ruhsatı umumileştirmektir. Namazın önemine ve vaktinde kılınması gereğine binaen zikredilen hadîslere muhalefet etmektir. Rabbim böylesi bir amel içinde olanlara biran önce bundan tevbe etmeyi nasib etsin. Allâhumme Âmîn…  

 

Başarı, el-Hamîd ve el-Hakîm olan Allâh’tandır. 

O, her şeyin en iyisini bilendir.

Abdullah Saîd el-Müderris.

1436h. / 2015m.