«
  1. Ana sayfa
  2. EDEBİYAT
  3. İfâde Sanatı

İfâde Sanatı

Tüm mülkün sahibi ve kâinattaki tek hükümdâr olan Allâh’ın ismiyle…

Canlıların hemen hemen hepsi kendilerini ifâde etmeye ihtiyaç duyarlar. İnsanlar hatta hayvanlar bile kendilerine özgü birtakım sesler çıkartarak iletişim kurmaya ve kendilerini ifâde etmeye çalışırlar.

Kendilerini ifâde etmeye çalışan bu canlılardan, hayvanların fıtratına Allâh Subhânehu ve Teâlâ tarafından bazı özellikler yerleştirilmiştir. Ve irâdesiz bir şekilde kendilerine has anlayış ve anlatışlarla isteklerini, hâllerini ifâde edebilirler. Ancak Yüce Yaratan insanları, hayvanlardan farklı sûret ve özelliklerde yaratmıştır. En önemlisi de insan teklif ehlidir, yâni mükelleftir. Çünkü Allâh Azze ve Celle ona yaratılmış en özel varlıklardan olan akıl nimetini vermiştir. Ve böylece tüm insanlık aklını kullanarak kendisini en iyi şekilde ifâde etmeye çalışır. Çünkü bu günlük yaşamın idâmesi ve iyi bir iletişim için şarttır.

Evet, biz Müslümanlar da kendimizi iyi bir şekilde anlatabilmek ve en önemlisi de dâvâmızı en iyi şekilde tebliğ edebilmek için “İfâde Sanatını” öğrenmeliyiz. Çünkü yoluna baş koyduğumuz inancı yaşayabilmek için iyice öğrenmeli, öğrenip yaşadığımız bu yüce davayı yaymak ve çağrıda bulunmak için de ifâde etmeyi, ifâdeleri anlamayı öğrenmemiz gereklidir.

Bu yazıda iyi bir ifâde için gerekli olan bazı öğelerin -konuşma dili, beden dili, jest ve mimik vb…- üzerinde duracağım.

İfâde sanatında ilk ve en önemli olan şey, “dil ve dili kullanabilmektir.” Dil en geniş anlamıyla, varlıklar arasında anlaşmayı sağlayan birtakım konuşma ve işaretleri kapsayan sistemdir. Bu aslında ifâde unsurlarının hepsini kapsamaktadır.

Bizim anlatacağımız mânâsıyla dil, insanların duygu, düşünce ve isteklerini karşısındakine aktarmak için kullandığı iletişim aracıdır. Dil, duygu ve düşünceler için âdeta bir kap mesâbesindedir. Milletin duygu ve düşünce hazinesi dil kabına dökülür ve bu dil kabı nesilden nesile aktarılır. Bu bakımdan ifâde araçlarının içinde en etkili ve güçlü olanı dildir. Peki dilimizi nasıl kullanmalıyız? Ve kullanırken nelere dikkat etmeliyiz?…

Her Müslüman özellikle de dâvetçi bir müslüman, insanlarla iletişim hâlindeyken ve tebliğ yaparken, yumuşak aynı zamanda da etkileyici bir şekilde konuşmaya dikkat etmelidir. Nitekim biricik örneğimiz Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem efendimiz insanları İslâm’a dâvet ederken hep yumuşak ve sakin konuşmuş, bu şekilde kulaklardan çok kalplere hitâb etmiştir. Allâh Azze ve Celle, Rasûlü için kelâmında şöyle buyurmuştur: “Şayet sen kaba ve katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz senin etrafından dağılıp giderlerdi.” (Âli İmrân: 3/159) Bu âyet-i kerîme’den Allâh Rasûlü’nün yumuşak kalbli ve hoş sözlü olduğu anlaşılmaktadır.

Sahâbelerden Muaviye bin El-Hakem Es-Sülemî radîyallâhu anh şöyle anlatmaktadır: “Bir gün Rasûlullâh ile namaz kılıyordum. Bir adam aksırdı, ben de ‘Yerhamukellâh’ dedim. Herkes bana dik dik baktı. Ben ‘Eyvahlar olsun, niçin bana öyle bakıyorsunuz’ dedim. Bu sefer de ellerini uyluklarına vurdular. Beni susturmak istediklerini anlayınca sustum. Allâh Rasûlü namazı bitirince, Allâh’a yemin ederim ki beni ne azarladı, ne de dövdü. Şöyle dedi: ‘Namazda insan (dünya) kelâmı etmek uygun değildir. Namaz sadece tesbih, tekbir ve Kur’ân okumaktan ibârettir.” (Müslim)

Biz de anlatmaktan sıkılmamalı, karşımızdaki insanlara karşı yumuşaklık ve ağırbaşlılıkla muamele etmeliyiz. Yumuşaklığı yalnız kelimelerimizle değil, ses tonumuzla da göstermeliyiz. Nitekim en önemli ifâde araçlarından birisi “ses tonu”dur. Kişilerin anlatılan meselelerden etkilenmesinde ses tonunun rolü çok büyüktür. Anlatımın gidişatına göre sesi ayarlamak, gerektiği yerde coşkun bir ruh katarak gerektiği yerde de sesi kısmak anlatımı etkileyici kılan bir unsurdur.

Konuşma dilindeki başka bir unsur ise “açık ve tane tane konuşmaktır.” Çünkü tane tane ve akıcı konuşmak, konuşma sırasında kelimelerimizi toparlamaya çalışırken fazla duraksamamak için daha önceden konuşacaklarımızı zihnimizde tasarlamak karşılıklı iletişimde dikkat edilmesi gerekli olan şeylerdendir. Zira Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem de dikkatli ve açık (anlaşılması kolay) bir şekilde konuşurdu. O’nun fesâhati ve hitâbı her zaman etkileyiciydi. Sahâbelerden Enes radîyallâhu anh diyor ki: “Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bir şey konuştuğu zaman anlaşılması için üç defa tekrar ederdi.” (Buhârî)

Evet, elimden geldiğince konuşma dilindeki en önemli hususları ifâde etmeye çalıştım. Şimdi de konuşmayı ve anlatımı tamamlayıcı şeylerden, ifâde sanatının olmazsa olmazı “beden dili”nden bahsedeceğim.

Bilindiği üzere her bütünün kendini tamamlayan bölümleri vardır. İyi bir konuşmayı bilhassa iyi bir dâvet ve tebliği de etkileyici kılan en önemli şeylerden biri beden dilidir. Kişi vücut dilini kullanırken öncelikle karşısındakinin gözlerine bakmayla ve onu dikkate aldığını göstermekle işe başlamalıdır. Muhâtabın gözlerine bakmak anlatılan meselenin önemine dikkat çekildiğini gösterir ve bir nevi anlatılanı dinlemeye karşıdakini mecbur eder. Ve muhâtabın dikkate alındığını, önemsendiğini ona hissettirir. Ayrıca dâvet veya sohbet esnasında elleri, kolları ve mimikleri kullanmak da anlatımın güzelliği açısından önemlidir. Konunun durumuna ve şekline göre mimikleri kullanmak, müjdelenen veya sakındırılan yerlerde yüzü anlatılana uygun olarak şekillendirmek de konuşma üslûbunun ehemmiyetli olanlarındandır.

Ey değerli dâvetçi, benim “beden dili” başlığı altında asıl anlatmak istediğim ve önemine dikkat çekmek istediğim şey, dâvetçi Müslümanın çağırdığı dâvâyı hayatına aksettirmesidir. Zîrâ bu yüce çağrıya muhâtab kişi, kendisini çağıran dâvetçide İslâm’ın güzelliğini, ahlâkını, kuşamını -ve daha nice- Müslümana sirâyet etmesi gereken değeri onda göremiyorsa ve onu diğer insanlardan ayırt edemiyorsa, karşısındaki dâvetçi çok iyi fesâhat ve anlatıma sahip de olsa doğal olarak muhâtabı önemli ölçüde etkileyemez. İşte anlatılanı yaşama bu derece ehemmiyetlidir. Ve bu yüzden ki beden dili denilince konuyu sadece anlatımla sınırlandırıp, dar pencereden bakmamalıyız. Çünkü dâvâsına hakkıyla çağırmaya gayret eden bir dâvetçi, anlattıklarını en ince ayrıntısına kadar hayatına yansıtmada da gayretkâr olmalıdır. İnşallâh ihlâs ve takvâ ehli iyi bir dâvetçi olursak, El-Hâdi (hidâyet veren) olan Allâh Azze ve Celle bizim vesilemizle insanlara îmân ışığını gösterir ve onlara hidâyet eder. Yazımı dâvete dikkat çeken bir âyet-i kerîme ve ehlini müjdeleyen bir hadîs-i şerîf ile bitirmek istiyorum.

Nahl sûresi 25. âyet-i kerîmede Allâh Azze ve Celle dâveti şöyle emretmiştir: “Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle dâvet et ve onlarla en güzel şekilde mücâdele et.”  

Dîne dair her sözü vahiy olan Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem efendimizde dâvetçiyi şöyle müjdelemiştir:  “Bir kişinin îmânına vesile olmak, bir vâdi dolusu kızıl deveye sâhip olmaktan daha hayırlıdır.” (Buhârî, Müslim)

Allâh Zülcelâl Hazretleri, bizim sözü mûteber dâvetçilerden olmamızı ve insanlığın bizim vesilemizle İslâm’a akın akın girmesini nasîb etsin. Allâhumme Âmîn.

Muhammed Şahan