«
  1. Ana sayfa
  2. MAKALELER
  3. İçi Boşaltılan Kavramlar

İçi Boşaltılan Kavramlar

 İÇİ BOŞALTILAN KAVRAMLAR

 Abdurrezzak el-Muhâcir

 

Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya âittir. Salat ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’ in, âlinin, ashâbının ve tüm müslümanların üzerine olsun.

Yaşamakta olduğumuz milenyum çağında insânlar, hızlı bir şekilde asıllarından uzaklaşarak maddeci bir varlık olma yolunda ilerlemektedirler. Batılılaşma sevdâsı insânların içlerine sinsice sokulmuş, körpe bedenleri yavaş yavaş ele geçirmektedir. Olmazsa olmaz asılların içleri boşaltılarak yerine bâtıl inanç ve ameller nakşedilmiştir. İlim ehli neredeyse yok denilecek kadar azalmış, onların yerine sahte dîn adamları yerlerini almışlardır. Peki, neden bu hale geldik? Çünkü imtihanda olduğumuzu unutturdular.

İçleri boşaltılarak aslından uzaklaştırılan o kadar çok kavram var ki insân saymakta bile zorlanıyor. Bu kavramlardan bir tanesi ve en önemlisi kelime-i tevhidtir. Evet, tüm mahlukâtın yaratılma gayesi olan kelime-i tayyibe. Kişinin rızâ-ı ilahiye mazhar olabilmesi için bilmesi, zikretmesi ve de gerektirdiği her ne varsa kalbine nakşederek amellerini buna şâhid kılacağı kelime.

İmâm Süleymân bin Abdullâh rahimehullâh konuyla alâkalı olarak şöyle der: “Manasını bilmeden, gerektirdiği tevhîdi sağlamadan, tüm şirkleri terk etmeden ve tağutları red etmeden şehâdet kelimesini söylemek icmâ ile sâhibine hiçbir fayda sağlamaz. İmâm Süleymân bin Abdullâh’ın da dediği gibi bu kelime belli şartlar dâhilinde söylendiğinde sahibine fayda verecektir. Öyleyse nedir bu şartlar?

Öncelikle kişi söylediği sözün ne mânâya geldiğini bilmelidir. Çünkü hiç kimse bilmediği bir şeyin gereklerini yerine getiremez. Misalen;  bir anne çocuğuna sakın ateşe dokunma yanarsın diye nâsihat etse, fakat çocuk ateşin fayda ve zararlarını bilmese bu nâsihat çocuğa fayda vermeyecektir. İşte bunun gibi anlamını bilmeden la ilahe illallâh diyen bir kimsede bu sözden bir fayda bulamayacaktır.

Nitekim ayette şöyle buyurulmaktadır: “Bil ki! Allâh’tan başka (hak) ilâh yoktur.”(Muhammed:47/19)  Âyeti kerîmede Allâh’u Teâla’dan başka hak ilâhın olmadığını bilmemiz emredilmektedir. Bil ki! Emri bu gerçeği öğrenerek bunu hayata geçirmeyi ifade etmektedir.

Bir diğer şart ise, öğrenmiş olduğumuz manayı kalben tasdik etmektir. Çünkü kalb imânın yerleşeceği merkez konumundadır. Bir kalbe sahih imân yerleştikten sonra diğer azalardan da bu imânın yansımaları zuhûr edecektir. Kalb insan bedeninde bir komutandır. Azâlar ise onun askerleridir. Komutanı sağlıklı olan bir bedenin azâları da hâliyle sağlıklı işler yapacaklardır.

Son olarak ise mânâsını bilerek söylediğimiz, kalbimizle tasdik ettiğimiz bu kelimenin gerektirdiği amelleri yaşantımıza da hâkim kılmalıyız. Dilimizle ve kalbimizle red ettiğimiz sahte ilâhları ve tağutların sistem ve otoritelerini amellerimizle de red etmeliyiz.

İbâdetlerimizi yalnızca Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya has kılarak sadece O’ndan hüküm istemeli ve bir tek O’ndan yardım taleb etmeliyiz. O’nu rablığında, ilâhlığında, isim ve sıfatlarında birleyerek gereğince tevhid etmeliyiz. O’nun bu sayılan özelliklerinin hiç birinde denk, benzer, eş ve ortaklarının olmadığını bilerek yaşamalıyız. Böylece şirksiz bir şekilde Allâh’u Teâlâ’ya imân etmiş olabiliriz.