«
  1. Ana sayfa
  2. SOHBETLER
  3. İbâdet ve Nimet Olan Dua

İbâdet ve Nimet Olan Dua

sohbetİBÂDET VE NİMET OLAN DUA

Hasan Salih

 

besmele-hamdele

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…

Ey tevhîd ehli kardeşlerim!

Sizleri dua duadan bahsedeceğim. Malum bizler için önemli kavramlardan birisidir dua. Öncelikle duanın tanımıyla başlayalım…

Dua Arapçada: Çağırmak, davet etmek, rağbet göstermek, yardım taleb etmek ismen çağırmak manalarına gelir. Kur’an’da ise dua; ibadet (Yunus: 10/106), istiğase (Bakara: 2/23), nida (İsra: 17/52), sena (İsra: 17/110) gibi çeşitli manalarda kullanılmıştır.

Evet, dua Rabbimize yönelmek, O’nu överek O’ndan sığınarak O’ndan beklemektir. Dua aynı zamanda bir tevhîd eylemidir. Yalnızca Allah’a yapılması gereken b ir ibadettir dua…

Kardeşlerim! Bilmelisiniz ki!

Allah’ın yardım ve mağfiretine olan ihtiyacımız her an artmaktadır. Her daim O ikram sahibine muhtacız. Bu muhtaçlığımızın yaptırımları olarak Allah’a şükretmek, O’na hamdetmek, O’nun yardımını ve bağışlamasını dilemek, ihtiyaç duyduğumuz dünyevî ve uhrevî her türlü şeyi O’ndan istemek boynumuzun borcudur. Bunu da ancak dua ile gerçekleştirebiliriz. Bu sebeple dua bizler için olmazsa olmaz bir nimettir. Bizler onun vasıtası ile Allah ile manevî bir bağ kurarız. Allah’a hamdeder, şükreder, sığınır ve O’ndan istekte bulunuruz.

Cumhur ulemâ duayı ibadetin bir şubesi olarak görmüştür. Rasulullah sallallâhu aleyhi ve sellem pek çok hadis-i şerifinde mü’minleri duaya teşvik eder.

Onlardan birkaç tanesi şunlardır:

“Allah indinde duadan daha kıymetli bir şey yoktur.” (Müslim)

“Allah kendisinden istemeyene gadâb eder.” (Tirmizi)

“Allah’ın fazlından isteyin, zira Allah istenmesini sever.”(Tirmizi)

Evet kardeşlerim!

Allah Subhânehu ve Teâlâ da birçok ayet-i kerimesinde duaya teşvik etmiştir. Ayet-i kerimelerden bazıları şunlardır:

“Rabbinize yalvara yakara gizlice dua edin.” (Araf: 7/55)

“Duanız olmasa Rabbim size değer verir miydi?” (Furkan: 25/77)

“Kullarım sana beni sorarlarsa, ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm.” (Bakara: 2/186)

“Rabbiniz: ‘Bana dua edin; kabul edeyim’ buyurdu.” (Mü’min: 40/60)

Ey kardeşlerim! Unutmayınız ki!

Dua bizler için olmazsa olmaz bir nimet, hayatımızın vazgeçilmez bir gerçeği ve dilimizden, kalbimizden düşürmemiz gereken bir ibadettir.

Her gün küfrün ve tağutların, şeytanın ve nefsimizin tuzakları, hileleri artmaktadır. Bu baskılara, bu güçlere karşı dirayetli olmalı daha güçlü bir şeyle karşılık vermeliyiz. Bu da ancak dua ile olur.

Değerli kardeşim!

Dua deyince sadece dil ile yapılan dua anlaşılmamalıdır. Birde fiili dua vardır. Mesela: Helal rızık isteyen bir kimse helal işle uğraşmalıdır. Helal rızık istemek dil ile helal işle uğraşmak da fiil ile yapılan duadır. Aynı şekilde hastalıktan kurtulmak için dil ile dua edilir. İlaç kullanarak veya doktora giderek de fiili dua gerçekleşmiş olur. Bu şekilde yapılan dualar icabet bulur.

Fiilen gerçekleşecek şeyler için hem kavli (dil ile) hem de fiili dua gerekir. Allah’tan mal isteyip de hiç çalışmamak ya da cenneti isteyip de hiç ibadet etmemek ve ya ibadette şirk koşmak birbirine zıt şeylerdir.

“Kimin duası kabul olur ve duanın belirli bir vakti var mıdır?” Diye soracak olursak…

Elbette ki dua herkes içindir ve her vakit Allah’a dua edilebilir. Ancak belirli kimselerin duaları diğer kimselerin yapmış olduğu dualardan; belirli bazı vakitlerde yapılan dualar da diğer vakitlerde yapılan dualardan daha kabule değerdir.

Hadislerde geçtiği üzere; mazlumun duası, misafirin duası, babanın evladına yapmış olduğu dua ve bir Müslümanın diğer Müslüman kardeşine yapmış olduğu dua makbuldür.

Yine hadislerde geçtiği üzere duanın daha fazla icabet göreceği vakitler; gecenin sonunda, farz namazların ardından, ezan okunurken, cihad esnasında, yağmur yağarken ve secdedeyken yapılan dualar daha makbuldür.

O halde yapmamız gereken şey yukarıda geçen kimselerin dualarına nail olmaya çalışmak ve beddualarından olabildiğince kaçınmak; yine yukarıda geçen vakitleri duayla, ibadetle değerlendirmek ve bu vakitleri (aslında hiçbir vakti) boş, yararsız şeylerle geçirmekten de kaçmaktır.

Rasulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in buyurduğuna göre: “Her gece Rabbimiz gecenin son üçte biri girince, dünya semasına iner ve: ‘kim bana dua ediyorsa icabet edeyim. Kim benden bir şey istemişse ona vereyim. Kim bana istiğfar ederse ona mağfirette bulunayım” der. (Buhari)

Rabbimizin bizzat dua etmemizi istediği bu vakitte dua etmeliyiz. Diğer bütün vakitlerde de dua edebiliriz. Çünkü “dua rahmetin anahtarıdır”; çünkü “dua müminin silahıdır”; çünkü “dua semavat ve arzın nurudur”; çünkü “dua kazayı def eder”, “dua belayı def eder”;  çünkü “dua gelmiş olan musibet için de henüz gelmemiş olan musibet için de faydalıdır.” (Kaynaklar için Kutubi Sitte’nin Dua Kitabına bakınız.)

Bunları ben söylemiyorum ey kardeşim! Bunları hadi rivayetlerinde görüyoruz. Bunları hayatıyla, ibadetiyle, duasıyla, kısacası her haliyle bizlere örnek olan Rasulullah sallallâhu aleyhi ve sellem söylüyor.

O her yönüyle bizler için “en güzel örnek”tir.

Dualarımızda da onu örnek almalıyız. Zira ashabının anlattığı üzere o dili dualıydı. Yaptığı her işi dua ile yapardı. O’nun her anı dua ileydi. Oturması-kalkması, uyuması-uyanması, helaya girmesi, yemek yemesi, yolculuğa çıkması… Kısacası her anı…

O Allah’tan bir şey istediği zaman hayırlı olanı isterdi. Onun kendisi yapmış olduğu ve insanlara da öğrettiği, tavsiye ettiği dualardan bazıları şunlardır:

Tarık b. Eyşem radîyallâhu anh diyor ki: Bir kimse Müslüman olduğu zaman Rasulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona namaz kılmasını öğretir sonra da şu kelimelerle dua etmesini buyururdu: Allah’ım günahlarımı bağışla, bana merhamet et, hidayet et, bana afiyet ver, rızık ver. (Müslim)

Rasulullah sallallâhu aleyhi ve sellem başkasına öğretmiş olduğu duayı kendisi de yapardı.

Yine Rasulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle dua ederdi: “Allah’ım, işimi koruyan dinimi ıslah et, geçimimi sağlayan dünyamı ıslah et, dönüp varacağım yer olan ahiretimi ıslah et, hayatı her hayrı arttırmama vesile eyle, ölümü bütün kötülüklerden kurtulmama çare eyle.” (Müslim)

Bizler de Rasulullah sallallâhu aleyhi ve sellem gibi dua edelim. Ama sadece dilimizle değil, hem dilimizle hem de kalbimizle dua edelim. Çünkü Allah ihlasla, samimiyetle yapılan duaları kabul eder. İhlasın yeri ise kalptir.

Dualarımızın kabul olması için acele etmemeliyiz. Kabul olması için duamızda ısrar etmeliyiz. Sürekli duamızı tekrar etmeliyiz. “Dua ettim kabul olmadı” inancıyla hareket edersek hata ederiz. Zira Allah dualara mutlaka icabet eder.

Rasulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyuruştur: “Acele etmediği sürece her birinizin duasına icabet olunur. Ancak şöyle diyerek acele edenler var: Ben Rabbime dua ettim duamı kabul etmedi.” (Buhari)

Burada Rasulullah sallallâhu aleyhi ve sellem duanın terkine sebebiyet veren aceleciliği hoş görmemiştir. Duaya her hâl ü kârda devam edilmesi gerektiğini bildirmiştir. Bu şekilde acele etmeden sabırla yapılan dua mutlaka kabul görür.

Yine Rasulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sizden biri dua edince ‘Ya Rabb! Dilersen beni affet! Ya Rabb! Dilersen bana rahmet et!’ demesin. Bilakis azimle (kesin bir üslupla) istesin, zira Allah’ı kimse icbar edemez/ zorlayamaz.” (Buhari)

Bu hadis-i şerif kişinin istediği şeyi Allah’ın dilemesine bırakmamasına, sürekli ve azimle istemesi gerektiğine işaret etmektedir.

Değerli kardeşim!

Günahların ve kusurların seni dua etmekten alıkoymasın. Dua etmene mani olmasın. “Ben çok günah işledim, bu yüzden dua etmeye kendimde yüz bulamıyorum ”gibi bir düşünce asla aklına gelmesin. Gelmişse de o düşünceyi hemen aklından kov! Zira Allah’u Teâlâ yaratılmışların en şerlisi olan İblisin/Şeytanın bile duasını kabul etmiştir. İblis: “İnsanların tekrar dirilecekleri güne kadar bana mühlet ver” dediğinde Allah: “Sen kendisine mühlet verilenlerdensin” diyerek onun duasını kabul etti.

Duanın kabul olması ise şu şekillerde olur:

1. Ya isteğine uygun bir şekilde dünyada kabul olur.
2. Ya ahirette verilmek üzere sevap takdir edilir.
3. Ya da günahları affedilir.
O halde “duam kabul olmadı” deme. Belki kabul oldu da senin haberin yok.
Değerli kardeşim!

Dua hakkında sana anlattığım bunca teferruatlı açıklamanın yanında bir şey daha var ki bu noktaya senin, benim ve hatta bütün Müslümanların dikkat etmesi gerekir. Bu da duada Allah’a şirk koşmaktır. Hadiste de geçtiği üzere Dua bir ibadettir” (Tirmizi) ve Allah’tan başkası için yapılan duanın Allah’tan başkası için kılınan namazdan hiçbir farkı yoktur. Ülkemizde de çoğunlukla bu hataya düşülmekte ve Allah’a böylece şirk koşulmaktadır.

İnsanlar Allah’tan istemeleri gereken bir şeyi kabirlerden, türbelerden istemekteler. Her gün defalarca kez Fâtiha sûresinde “Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden medet umarız” diyen kimseler şeyhlerinden, hocalarından medet ummaktadırlar. Kendilerine sorduğumuzda “biz onlar vasıtası ile Allah’tan istiyoruz,” derler. Biz de onlara deriz ki: “Mekke müşriklerinin yaptığı bundan farkı bir şey miydi?” hem aracılar edinmeye neden gerek duyuyorlar? Allah Subhânehu ve Teâlâ “Kullarım sana beni sorarlarsa, ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm” (Bakara: 2/186) buyurmuyor mu?

Biz ancak Allah’a ibadet eder, ona dua eder ve karşılığını ancak ondan bekleriz. Bu hususta bizden öncekilerin yolunu takip ederiz.

Gelin duayı sadece Allah’a yapalım. Dua ibadettir ve zaten hayatımızın gayesi de Allah’a ibadet, O’na kulluk değil midir?

Son olarak ey kardeşim!

Her günah işlediğimizde Allah’ın bağışlamasına olan ihtiyacımız artmaktadır. Nimet verdiği, bizlere lütfettiği her saniye Allah’a hamdetme, O’na şükretme O’na sığınma görevimiz yenilenmektedir.

Her gün, her an, her saniye Allah’a, O’nun yardım ve bağışlamasına olan ihtiyacı artan insanların birçoğu, ya hepten Allah’tan yüz çevirmekte, ya da hamd ve şükürlerinde yetersiz kalmaktadır.

Artan ihtiyaçlar ve azalan yetersiz şükürler, hamdler, dualar…

Bu zıtlık içerisinde biz Müslümanlara düşen görev değerli kardeşlerim!

Allah’tan bağımsız bir hayat yaşayamayacağımızı bilmek ve hayatımızı O’na göre yaşamaktır. Her an Allah’ın yardım ve bağışlamasına muhtaç olduğumuzu hatırlamak, daha doğrusu hiç unutmamak üzerimize bir görev, bir vazifedir.

O halde vazifemizin gereğini yerine getirelim ve en içten duygularla Allah’a dua edelim. Sadece Allah’a dua edelim. Çünkü: “Darda kalana kendine yalvardığı zaman karşılık veren ve başındaki sıkıntıyı gideren (Allah’tan) başka biri mi var?” (Neml: 27/62)

Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh’a mahsustur. Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashabının üzerine olsun.