«
  1. Ana sayfa
  2. SOHBETLER
  3. Hutbe (2019 Kurban Bayramı)

Hutbe (2019 Kurban Bayramı)

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle…

Hamd, âlemlerin rabbi olan Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve Rasûlüdür…  

Bundan sonra:

Allâh Subhânehu ve Teâlâ, bizlere hayat kitâbı olarak gönderdiği Kur’ân-ı Kerîm’inde şöyle buyurmaktadır:

“De ki: ‘Şüphesiz Rabbim beni sırât-ı müstakîme, dosdoğru bir dine, İbrâhîm’in hanîf dînine iletti. O, müşriklerden değildi. (161) De ki: ‘Şüphesiz benim namazım da, diğer ibâdetlerim de, yaşamım da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir.’ (162) ‘O’nun hiçbir ortağı yoktur. İşte ben bununla emrolundum. Ben müslümanların ilkiyim.’ (163) De ki: ‘Her şeyin Rabbi o iken ben başka bir Rab mı arayayım? Herkes günahı yalnız kendi aleyhine kazanır. Hiçbir günahkâr başka bir günahkârın günah yükünü yüklenmez. Sonra dönüşünüz ancak Rabbinizedir. O size, ihtilaf etmekte olduğunuz şeyleri haber verecektir. (164)” [el-Enâm:  6/159-164]

Allâh Subhânehu ve Teâlâ, zikrettiğim dört âyetten üçünde söze قُلْ de ki” emriyle başlamıştır. Bu emir, içinde eylemi barındıran söylemi tâleb etmektedir. Zîrâ söylem, ancak eylem ile isbât olur. Gerçeklik ve geçerlilik kazanır. Eylemi olmayan söylem, sadece kuru bir iddiadan ibârettir.    

“De ki: ‘Şüphesiz Rabbim beni sırât-ı müstakime (doğru yola), dosdoğru bir dîne, İbrâhîm’in hanîf dînine iletti. O, müşriklerden değildi.” (6/161)

Allâh Subhânehu ve Teâlâ, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’i sırât-ı müstakime, dosdoğru bir dîne, İbrâhîm’in hanîf dînine iletmiştir. Bu nimet, nimetlerin en büyüğüdür. Nimeti veren de bunun zikredilmesini emretmiştir. Hidâyeti veren yahut sapıklıkta bırakan ancak Allah’tır. O’nun hidâyete erdirdiğini kimse saptıramaz, saptırdığını ise kimse hidâyete erdiremez. Hidâyet tümüyle Allâh’tandır. Nitekim O, başka bir âyetinde şöyle buyurmaktadır: “İşte bu, Allâh’ın hidâyetidir. Kullarından dilediğini ona iletir.” [el-Enâm: 6/88] 

Öyleyse kardeşlerim! Allâh Subhânehu ve Teâlâ’dan hidâyetinizin artmasını isteyin. Mallarınızın yahut çocuklarınızın değil, hidâyetinizin artmasını Rabbinizden yana yakına tâleb edin. Zîrâ hidâyet, îmândır. Îmân yeri gelir, tek başına da olsa dünyâyı dize getirecek kadar artar ve kuvvetlenir. Gözünü Allâh’ın dâvası uğruna hiçbir şeyden sakınmaz. Başına gelen musibetlere aldırmaz. Dimdik ayakta durur. Bazen de öyle azalır ve zayıflar ki âhiret için çalışmak zor gelir. Allâh’ın dâvası uğruna sunacak hiçbir şey bulamaz. Bu sebeble kardeşlerim! Allâh’tan hidâyetinizin artmasını isteyin. Dünyâ hayatına aldananlardan olmayın. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibârettir. Âhiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bunu bilselerdi!” [el-Ankebut: 29/64]

Âyet-i kerîmedeki “sırât-ı müstakîm” Allâh’ın dosdoğru yolu olan İbrâhîm aleyhisselâm’ın hanîf dînidir. Saf tevhîddir. Katışıksız, makbûl bir îmândır. Gönderilmiş tüm nebî ve rasûllerin değişmez ve eskimez yoludur. Muhammed aleyhisselâm da Allâh Subhânehu ve Teâlâ tarafından geçmiş peygamberler gibi bu yola iletilmiştir. Bu yola dâvet etmiş, bu yolun insânlığa ulaşması için gecesini gündüzüne katmıştır. Yeri gelmiş bu yolu öğrenmek isteyenlere muallim olmuş ve yeri gelmiş başkomutan olarak bu yola engel olmak isteyenlerle mücâdele etmiştir.

Hamd edin kardeşlerim! Bizler de Muhammed aleyhisselâm’a tâbi olan Müslümanlar ve onun yolunu izleyen mü’minler olarak Rabbimizin inâyetiyle sırât-ı müstakîm üzerineyiz. Bizler de atamız İbrâhîm aleyhisselâm’ın hanîf dîni üzerineyiz ve en değerli olan bu nimetin hakkını vermeliyiz. Muhammed aleyhisselâm’ın yolundan giderek bu dîni yaşamalı ve yaşanması için elimizden gelini yapmalıyız.

Hamd edin kardeşlerim! Allâh bizleri kâfirlerden yahut fâsıklardan veyahut ehl-i bidâtten kılabilirdi. Bu ümmet Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in haber verdiği üzere 73 fırkaya ayrılacaktır. Nitekim o, şöyle demiştir: “Ümmetim yetmişüç fırkaya ayrılacaktır. Bunlardan biri hariç hepsi Cehennem’de olacaktır. Sahâbeler: ‘Kimdir onlar ya Rasûlullâh’ diye sorunca, Rasûlullâh: ‘Benim ve sahâbelerimin yolu üzere olanlardır” buyurmuştur.” [Tirmizî: (2641); Hâkim (444)…]         

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in ve sahâbelerinin üzerinde bulunduğu yol, sırât-ı müstakîmdir. Bu yol dışındaki tüm yollar cehenneme çıkmaktadır. Bu yol dışındaki yollara çağıranlar, cehenneme çağırmaktadır. Aldanmayın ve asla şüpheye düşmeyin!

Kardeşlerim! İbrâhîm aleyhisselâm, sırât-ı müstakîm yolunun önderlerindendir. Asla müşriklerden olmamıştır. O, Allâh’a tevhîd üzere ibâdet etmiş ve insânları da bir ve tek olan ilâha ve kendisinden başka rab bulunmayan Allâh’a çağırmıştır. Yahûdîler ve Hıristiyanlar Allâh katındaki derecesinden dolayı onu, kendilerine nispet etmişlerse de Allâh Subhânehu ve Teâlâ bu buyruğu ile onun hiçbir zaman müşriklerden olmadığını beyân etmiştir.

“De ki: ‘Şüphesiz benim namazım da, diğer ibâdetlerim de, yaşamım da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (6/162)

Allâh Subhânehu ve Teâlâ, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e namazının ve diğer ibadetlerinin, hayatının ve ölümünün ancak âlemlerin rabbi Allâh için olduğu bildirmesini emretmektedir. Hiç şüphesiz ki Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in namazı ve diğer ibâdetleri, hayatı ve ölümü, âlemlerin rabbi olan Allâh içindi. O, atamız İbrâhîm aleyhisselâm gibi hiçbir zaman Rabbine şirk koşanlardan olmadı. Hayatı ve ölümü içindekilerle beraber sadece Allâh için yaşadı. Bizler de onun yolundan gidenler olarak Allâh için yaşamalı ve Allâh’ın rızâsını kazanarak ölenlerden olmak için elimizden geleni yapmalıyız.

Kardeşlerim! Âyet-i kerîmedeki نسك kelimesi, ibâdetlerin geneli için kullanılan bir kelime olmakla beraber, özelde kurbanı ifâde eden bir kelimedir. Kurban bayramındayız ve Rabbimiz, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem üzerinden bizlere kulluğun nasıl olması gerektiğini ifâde etmektedir. Namazımız ve kurbanımız, hayatımız ve ölümümüz ancak Allâh için olmalıdır. Müslüman, ancak Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya ibâdet eden kimsedir. O’ndan başkasına ibâdet çeşitlerinden herhangi birini yapmak şirktir. Atamız İbrâhîm aleyhisselâm ve önderimiz Muhammed aleyhisselâm gibi bizler de Allâh’a tevhîd üzere ibâdet etmeli ve Rabbimize ancak bu hal üzere kavuşmalıyız.

Bu âyeti kerîme, kulların inanış ve ibâdetlerinde ihlâs üzere olmaları gereğini bildiren âyetlerden biridir. İhlâs, yapılan ibâdetlerde sadece Allâh’ın rızâsının gözetilmedir. Bir tek ona yakınlaşma gayesiyle emrettiği üzere boyun eğerek itaat etmektir. Kardeşlerim! Biraz sonra kurbanlarımızı keseceğiz. Kurbanların ne etleri, ne de kanları Allâh’a ulaşmaz. İhlâs olmadığı sürece Allâh katında hiçbir amel kabul edilmez. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allâh Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: Ben ortakların şirkten en müstağni olanıyım. Kim bir amel yapar, buna benden başkasını da ortak kılarsa, onu ortağıyla başbaşa bırakırım.” [Müslim (2985); İbn Mâce (4202)…]

“O’nun hiçbir ortağı yoktur. İşte ben bununla emrolundum. Ben müslümanların ilkiyim.” (6/163)

Allâh Subhânehu ve Teâlâ, namazın ve tüm ibâdetlerin, hayatın ve ölümün Allâh için olmasını ifâde ettikten sonra bunun gerekçesini beyân etmektedir. Namaz ve tüm ibâdetler, hayat ve ölüm, hayat ve ölüm arasındaki her şey Allâh içindir. Çünkü O’nun hiçbir ortağı yoktur. Zâtında, rubûbiyyetinde, ulûhiyyetinde, isim ve sıfatlarında bir ve tektir. İbâdet olunmayı hak eden yegâne ilâh odur. Bu itibarla da Allâh Subhânehu ve Teâlâ, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e, tevhîdi emretmiştir. Tevhîd, üzere ibâdet etmek, tevhîd üzere yaşamak ve tevhîd üzere ölmek… İşte emrolunduğumuz en büyük ve yüce emir. Rabbimiz bu emri yerine getirenlerden olabilmeyi bizlere nasip etsin. Allahumme âmîn.

“De ki: ‘Her şeyin Rabbi o iken ben başka bir Rab mı arayayım? Herkes günahı yalnız kendi aleyhine kazanır. Hiçbir günahkâr başka bir günahkârın günah yükünü yüklenmez. Sonra dönüşünüz ancak Rabbinizedir. O size, ihtilaf etmekte olduğunuz şeyleri haber verecektir.” (6/164)

Allâh Subhânehu ve Teâlâ, her şeyin rabbidir. O’ndan başka rubûbiyyet sıfatlara sâhib olan hiçbir zât yoktur. O, evveldir, âhirdir; zâhirdir, bâtındır. Hayat ve ölüm O’nun emrindedir. Hâkimiyyet kayıtsız ve şartsız O’na aittir. Bu sebeble O’ndan başka rab aramak ve edinmek, sonu hüsran olan; ebedî cehennem ile sonuçlanacak bir amelden başkası değildir.   

Kardeşlerim! Herkes günahı yalnız kendi aleyhine kazanır. Hiçbir günahkâr başka bir günahkârın günah yükünü yüklenmez. Ne yapıyorsak, ancak kendi aleyhimize yahut lehimizedir. Kıyâmet gününde kimsenin kimseye faydası olmayacak ve kimseden fidye kabul edilmeyecek. O günden korkun ve o gün için hesâbınızı kolaylaştıracak ameller yapın! Vallâhi baba oğlundan, kızı annesinden kaçacak. Her nefis, kendi aleyhine Rabbinden korkacak. Nefislerinizi yakıtı insânlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyun! Gücünüz yettiğince ibâdet edin. Sonra da bu ibâdetlerinizi, dillerinizi ve ellerinizi tutarak koruyun. Çok amel yapıp da bu amelleri kaybedenlerden olmayın! Vallâhi kıyâmet günü yakın ve bizler hesâb vermek için Rabbimize döneceğiz. İhtilaf ettiğimiz, üzerinde tartıştığımız ve ayrıldığımız meseleler hakkındaki hakikat önümüze konulacak ve Rabbimiz bizler hakkındaki hükmünü verecektir.

Allâh’ım, ey yüce Rabbimiz! Şu mübârek günde bizleri affettiğin kulların arasına kat! Bizleri rızan ile mükâfatlandır. Bizlerin acziyetini ve serkeşliğini, yılgınlığı ve üşengeçliğini, cüretini ve eksikliğini bağışla! Elimizden ve dilimizden sudur eden seyyieleri affet. Tevbe ile kapına geldik. Mağfiret ile dönenlerden kıl! Biliyorsun ki bizler, birazdan kurbanlarımızı keseceğiz, bizden kabul buyur! Dünyânın her neresinde olursa olsun Müslüman kardeşlerimizi gözet! Onlara yardım et! Zulüm altında olanlara, esaret içinde yaşayanlara, açlık ve sefâletle boğuşanlara yardım et! Hastalarımıza hayırlı şifâlar ver. Borçlularımıza kolay ödeme imkânları bahşet! Zâlimlerin zindanlarında olan kardeşlerimize hürriyet ihsân et. Senin gücün her şeye yeter. Bizler, senin kullarınız ve ancak sana inanır ve sadece sana ibâdet ederiz. Hamd, sana mahsustur. Her hal üzere sana hamd ederiz. Salât ve selâm yarattıklarının en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashâbının üzerine olsun.

 

1440 h. / 2019 m.

Abdullâh Saîd el-Müderris.

 

İktibas Yapacakların Dikkatine!