«
  1. Ana sayfa
  2. MAKALELER
  3. Hüküm İstemek İbâdettir

Hüküm İstemek İbâdettir

HÜKÜM İSTEMEK İBÂDETTİR

Hasan Sâlih

 

 

 Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle…

Hamd, âlemlerin rabbi olan Allah’a mahsustur. Salât ve selâm O’nun nebisi Muhammed’in (s.a.v) âlinin ve ashabının üzerine olsun.

Şu gerçek kesin olarak bilinmelidir ki, hâkimiyet yalnız ve yalnız Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya aittir. O’ndan başkasına mutlak olarak hâkimiyet yetkisi vererek itaat etmek, hâkimiyet yetkisi verilen kişiye, kurum ya da kuruluşa ibâdet etmek demektir. Herhangi bir ibâdeti Allâh’tan başkası için yapan kimse ise kâfirdir. Namaz ve kurban gibi ibâdetleri Allâh’tan başkası adına yapan bir kimse, nasıl Allâh’tan başkasına ibâdet etmiş oluyorsa, Allâh’tan başkasından hüküm istemek, ona hâkimiyet yetkisi vermek de aynı şekilde ona ibâdet etmektir.

“A – b – d” kökünden türetilmiş olan “İbâdet” kelimesi: “İtaat etmek, tapmak, boyun eğmek, kulluk etmek” gibi anlamlara gelmektedir. “el-Hüküm” kelimesi ise: “Karar ve yargı” gibi mânâlara gelmektedir.

Bu bağlamda sadece Allâh’a boyun eğerek itaat etmek, kanun ve yasa belirlemede Allâh’ı tek yetkili görmek, ihtilafların çözümü için Allâh’a başvurmak, hükmü sadece O’ndan istemek, O’nun kanun ve yasalarını, emir ve yasaklarını benimseyip hayata geçirmek, kalbinde hiçbir sıkıntı duymaksızın tam bir teslimiyetle boyun eğip itaat etmek Allâh’a ibâdet etmektir. Allâh’u Teâlâ’yı rubûbiyyet, ulûhiyyet ve isim ve sıfatlarında birlemek ancak bu şekilde mümkün olur.

Günümüzde ise işler tam tersine dönmüş, hüküm Allah’tan değil de parlamentolardan, senatolardan yani millet meclislerinden istenmekte, hâkimiyet yetkisi Allâh’a değil de parlamenterlere, senatörlere yani milletvekillerine verilmektedir. Böylece ibâdet Allâh’a değil de ismi geçen şahıslara ve meclislere yapılmaktadır…

Oysaki hüküm istemenin ibâdet olmuş olduğunu bizzat Allâh’u Teâlâ bizlere bildirmektedir. Nitekim O şöyle buyurmaktadır: “Onlar, Allâh’ı bırakıp haham ve râhiblerini rabbler edindiler ve Meryem oğlu Mesihi de… Oysa onlar, tek ve bir olan ilâha, Allâha ibâdet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. Ondan başka ilâh yoktur. O, bunlarışirk koştuklarışeylerden münezzehtir.(Tevbe: 9/31)

Âyet-i kerîmede “Onlar, Allâh’ı bırakıp haham ve râhiblerini rabbler edindiler” buyrulmaktadır. Buradaki “Rabbler edinmek”ten maksat onlara yani haham ve rahiblere hükmetme yetkisi vermek, onları kanun ve yasalar belirleme konumunda görmektir. Âyetin devamında “Allah’a ibâdet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar” buyrulmaktadır. Buradaki “İbâdet etmek”ten maksat ise, hükmetme, kanun ve yasa belirleme konumunda görülerek rabbler edinilen kimselerin koymuş oldukları kanunlara itaat edip boyun eğmektir. Böylece kişi onları ilâh kabul etmiş olur.

Anlaşılacağı üzere Allâh’tan başkalarına kanun ve yasa belirleme yetkisi vermek onları rabb edinmek, koymuş oldukları kanun ve yasalara itaat edip boyun eğmek ise onları ilâh edinmektir.

Tirmizî’nin (3095) rivâyet ettiğine göre: Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem bu âyeti (yani tevbe suresinin 31. ayetini) okuyunca Adiy bin Hatim radıyallâhu anh: “Bizler onlara ibâdet ediyor değiliz” demişti. Bunun üzerine Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem: “Onlar Allah’ın helal kıldığını haram sayınca, siz de haram saymıyor musunuz? Yine onlar Allah’ın haram kıldığını helal sayınca, siz de helal saymıyor musunuz?” buyurdu. Adiy bin Hatim: “Evet”deyince de Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem: “İşte bu onlara ibâdettir” buyurdu.

Hadîs-i şerîften de anlaşılacağı üzere, her kim ki Allâh’ın kanunları haricinde hükmeden, kanun ve yasalar belirleyen bir mercie veya bir topluma veyahut bir devlete Allâh’ın kanunlarına mukabil teşri kıldıklarına itaat ederse, itaat etmiş olduğuna ibâdet etmiş olur…

Günümüzde de durum ne yazık ki böyledir. Besmelesiz meclislerde Allâh’ın kanunlarına taban tabana zıt hükümler çıkmakta, Allâh’ın haram kıldığı içki, zina, kumar gibi şeyler serbest bırakılmakta, Allâh’ın emrettiği örtünme hakkında tartışmalar yapılmaktadır. Gerek bizim coğrafyamızın insânları, gerekse de başka milletlerin insânları bu kanunlara itaat etmekte; hatta başgöz üstünde tutmaktadırlar.

Asırlar boyunca âlimlerimiz bu konu hakkında sözler söylemişlerdir. Onlardan İmâm Beğavi rahîmehullâh “Meâlimu’t-Tenzil” (3/339) adlı eserinde şöyle söylemiştir: “Onlar, Allah’a karşı gelerek din adamlarının helal gördüklerini helal, haram gördüklerini ise haram görme noktasında onları rabb edindiler.” 

Şeyhu’l-İslâm İbn Teymiyye rahîmehullâh ise “Mecmûu’l-Fetâvâ”  (7/76) da Ebu’l-Behteri’den bu konu hakkında şöyle rivâyet etmiştir: “Onlar, din adamlarına namaz kılmadılar. Din adamları onlardan böyle bir şeyi isteselerdi de zaten yapmazlardı. Fakat onlar din adamlarına Allah’ın haramını helal, helalini haram görme noktasında itaat ettiler. Onları rabbler edinmeleri de bu şekilde olmuştur.

Şeyh Abdurrahman bin Hasen rahîmehullâh “Fethu’l-Mecîd” (106) de şöyle söylemiştir: Her kim helali haram, haramı helal görme noktasında kitab ve sünnetin dışında bir merciye itaat ederse Allâh’a ortak koşmuş olurlar. Bu ise tevhid dininin ilkelerine aykırıdır. Çünkü ilah:Kendisine ibâdet edilerek kulluk edilen anlamındadır.Allah’tan başkasına itaat ve kulluk etmekise şirktir, kendisine itaat edilen varlıkları rabbler edinmek demektir.”

Allâh’u Teâlâ konuyla alakalı olarak Yusuf suresinin 40. âyetinde ise şöyle buyurmuştur:“Hüküm vermek yalnızca Allâh’a aittir. O, kendisinden başka hiçbir şeye ibâdet etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan dîn işte budur. Fakat insânların çoğu bilmezler.” (Yûsuf: 12/40) 

Âyette hükmetmenin yalnızca Allâh’a ait olduğu bildirilmiştir. Ve Allâh’tan başkasına hükmetme yetkisi vermenin de ibâdet olduğu bizlere açıklanmıştır. Zira âyette hükmün Allâh’a ait olduğu açıklandıktan sonra, “O, kendisinden başka hiçbir şeye ibâdet etmemenizi emretmiştir” buyurulmaktadır. Ayetteki “ibâdet etmek”ten maksat, Allâh’tan başkalarına hâkimiyet yetkisi vermek, hâkimiyet yetkisi verilenlerden hüküm istemek ve onların hükümlerine itaat etmektir. Nitekim ayetin tefsirinde Şeyh Abdurrahman bin Hasen “Fethu’l-Mecîd” (106) de rahîmehullâh şöyle demiştir: İnsanların Allah’tan başka taptıkları tüm şeyler onların rabbı ve mâbududur. Kim Allâh’ın şeriat olarak kıldığının ve nebîsinin gösterdiğinin dışında bir merciye mutlak olarak itaat ederse, itaat ettiği onun rabbı ve mâbudu olmuş olur.

Allâh’u Teâlâ ilâhi teklife muhâtap kıldığı insanları yaratmış ve onları dünya semâsına göndermiştir. Onlar için varolan en güzel kanun ve yasaları peygamberleri vasıtası ile onlara bildirmiştir. Onları asla yalnız ve başıboş bırakmamıştır. Âdem aleyhisselâm’dan bu zamana kadar insânlar arasında hükmetmiş ve kıyâmete kadar da hükmedecektir. Allâh’ın kanunları değişmez ve de değiştirilemez. Allâh’ın kanunlarında referanduma gitmek gibi, kanunları halk oylamasına sunmak gibi bir şey asla söz konusu değildir. Zira Allâh’u Teâlâ’nın sıfatları kemâl sıfatlardır. Mahlukâtın sıfatları ise asla kemâl olamamış ve olmayacak noksan sıfatlardır. O halde hüküm konusunda noksan olana mı başvurulur; yoksa noksanlıklardan münezzeh olana mı? Noksan olanın verdiği hükümler, koyduğu kanunlar da kendisi gibi noksan değil midir? İhtilafların çözümü beşerin aciz anayasa kitabında mı aranır; yoksa Yaratan’ın muciz kitabında mı? İlah olmaya kim lâyık ise hâkimiyet yetkisi verilmeye de o layık değil midir? Hak ilâha yapılması gerekli olan hüküm isteme ibâdeti, O’ndan başkasına yapıldığında bu şirk değil midir? Böyle lanetli bir fiilin sahibi olanlar müşrik değil midir?! …

 Hâkimlerin hâkimi olan Allâh’a sonsuz hamd-u senâlar; Rasûlu Muhammed aleyhisselâm’a, aline ve ashabına salat-u selâm olsun.

Bir Cevap Yaz

Bir Cevap Yaz

E-Posta adresiniz paylaşılmayacaktır. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlenmiştir *