«
  1. Ana sayfa
  2. MAKALELER
  3. Heveskâr Ümmet

Heveskâr Ümmet

HEVESKÂR ÜMMET

Osman et-Talib

Rahman ve Rahim, Âdil ve Âlim olan Allahu Teâlâ’nın adıyla,

Günümüzde bazı ülkelerde yalancı baharlar yaşanıyor. Bu ülkelerin sakinleri dikta rejimlerinden çeşitli isyan faaliyetleriyle kurtulmalarını bahar olarak adlandırıyorlar. Ne acıdır ki, kendilerine alternatif gördükleri yönetim biçimi olarak da demokratik yönetim biçimini tercih ediyorlar.

Evet, bu halkların isteği. Halk kendilerinin şeriat ile yönetmesini istemiyor. Şuan için kendi üzerlerindeki zulmü kaldırmakla büyük bir iş başardıkları düşüncesiyle meydanlarda sevinç çığlıkları atıyorlar.

Peki diktatörlerin yıkılmasıyla zulüm ortadan kalktı mı yoksa zulme uğrayan halk zulme ortak olarak sustu mu?

Düşünüldüğünde görülecektir ki, halkın başında nefsi arzularına göre göre yöneten tek bir kişi oluğunda kalpten bir bağlılık gösteremeyen mele* tabakası ve halk bir zaman sonra isyan edebiliyor. “Bu kişi diktatördür ve bize uygulamalarında zulmediyor” diyerek iktidara karşı bir direniş ve ayaklanma gösterebiliyorlar. Şunu da belirtmek gerekir ki, bu ayaklanmaların sebebi olarak gerçekten halkın zulme uğradığını düşünerek ayaklanması yanında, olacaklardan menfaat sağlayan dış güçlerin de parmağı elbette ki olabilir, oluyor da.

Bu sefer makamından endişe eden diktatör reform yaparak halkın içinden seçkin kişilerin oluşturduğu bu mele tabakasından bir grup heyetle beraber istişare ile kanunlarını belirlemeye başlıyor. Yani kendi yönetimine bir grubu, meclisi veya danışmanları ortak ediyor. Bu uygulama da mele tabakasını susturur ve halkı bir süre avutur. Ancak yönetici bir zümreye de uzun süre kalpten bağlılık gösteremeyen halk isyan eder “bizi bir gurubun tekelinde yönetiyorlar” diye.

Bu sefer bu yönetici heyet meclisi içerisindekileri halkın seçmesi planlanıyor. Hah tamam! İşte artık isyan edecek edilecek bir şey kalmadı(!) Zira bu yönetim biçiminde artık herkesin bir payı var ve herkesin kanun koymada parmağı var. Bu yönetici heyet meclisindekiler halkın vekili olarak görev almışlar onların istediği kanunları çıkarmışlardır. Artık bir zulüm varsa herkes ortaktır bu yüzden kimsenin bir şey demeye hakkı kalmıyor.

İslam dışı yönetimlerde diktatörlükten demokratik yapıya geçiş bu şekilde bir içsel sindirme hareketi ile gerçekleşiyor. Ama ne var ki, bütün halk artık demokrasiyle sussa da Allah’ın hakka davetçileri susmayacaktır. Ve diyecektirler ki “Ey heveskâr ümmet sizin gidişatınızdaki asıl problem diktatörlükte, yönetenlerinizde değil, yaşam anlayışında ve dine bakış açınızdaki bozukluktadır. Sizler gelin hakka tabi olun ve kiminiz kiminizi rabler edinmesin. Halkın değil hakkın vekilleri olun. Sizin kendi üzerinize ne zaman hak ile hükmedildi ki zulme uğradık diye yine bâtıla sarılıyorsunuz.”

Gerçekte -hak ehlince bilindiği üzere- yaratmakta yönetmekte Allah’u Teâlâ’ya aittir. Bir kişi bunu kabullenip Müslüman olduktan sonra bunu hayatında uygularsa zaten sorun kalmayacak kavgalar, çekememezlikler ve gerçek manada zulüm ortadan kalkacaktır.

İnsanlığa âlim olan Allah Subhanehu ve Teâlâ’dan gelen hakka, adalete ve davete rağmen, insan kendi aciz aklını fikrini üstün tutup yüceltince kendisi gibi fikir üretebilen diğer insanlar, bunu yani fikri üstün tutulanın tek bir kişi veya tek bir meclis olmasını hazmedemiyorlar.

Bu durumda olan insanların bir kargaşa içinde olması kaçınılmazdır. Zira hakkın olmadığı bir yerde bâtıl ve sapıklıktan başka ne olabilir ki?

Bu kargaşanın bir nedeni pek tabiidir ki, kafalarındaki zulüm ve hak kavramlarının yerli yerinde oturmamasıdır.

Zulüm: Hak yemek, eziyet, işkence ve baskı kullanmak, adaletsizlik yapmak, haddi aşmak söz ve fiilde aşırı gitmek demektir.

İnsanlar üzerinde kendi akıllarının ve nefislerinin ürünü kanunlar ile hükmedenler, gerçek hak olanın (İslam şeriatının) dışında hüküm verdikleri için zalim oldukları gibi onlara tabi olan insanlardan her dönemde, çıkarılan kanunlardan kendi nefislerine ağır gelenler bir anda bu kanunları haksız ve zulüm olarak addederler.

“Gerçek hak olan, Rabbinden gelendir. O halde kuşkulananlardan olma!” (Bakara 147)

Müslüman bilir ki; Allah’u Teâlâ’nın dini haktır. O yaratmış olduğundan dolayı en ince ayrıntısına kadar bildiği insanoğlunu idare edecek hak kanunları da ortaya koyandır. Yoksa Allah âlimdir, ilmi sonsuzdur deyip de sonra kendi fikrini her şeyin üstüne çıkararak kendi üzerlerine egemen olmak isteyen kimselerin halleri gerçekçi değildir.

Müslüman bilir ki; Kur’an-ı Kerim ve Allah elçisinin sahih sünneti onun için bir kullanım kılavuzu gibidir. Kendisi için bu iki kaynaktakiler hakkın ta kendisidir. Yoksa peygamber önder, Kur’an rehber sloganları atıp sonra da kendisine dünyada başka önderleri ulu olarak addeden, onların getirdiklerini a’dan z’ye hak olarak görüp uygulayan değildir.

Müslüman bilir ki; Ahiret gününün sahibi Allah’tır. Ve Allah’u Teala, şeriatına inanarak ona göre yaşayanlara yani Müslümanlara edebi saadette olma hükmünü verecektir. Bu sebeble Müslüman bir kimse, ahiret hayatı vardır deyip de bütün dünyasında başkalarının hüküm ve yollarına bağlanan ve bu şekilde onların hak olduğu düşüncesini fiiliyle yansıtan değildir…

Ehli tevhid olarak, imanımızın söylediği şey, Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın kullar üzerindeki bütün hükmü hak ve hakikattir. Bunun dışındaki kanun ve nizamlar insanlar için birer zulümdür. Bu nedenle yöneten bir kişide olsa, bir mecliste olsa, bütün halkta ortak olsa ortaya çıkan şey bir zulüm, zalimlik, haksızlık ve sapıklıktan başka bir şey değildir.

İnsanların başında elbette ki idareciler olacaktır. Ama bu idareciler hak olarak Allah’ın hükümlerini uygulamadığı müddetçe, kendi ve halkın heveslerini Allah’ın dininin önüne geçirdiği müddetçe yönetim her zaman en büyük zulmü yapmaya devam etmiş olacaktır. Yukarıdaki anlatılan şekilde her bir pay sahibi de bu işte idarecilere ortak olacaktır.

Ne yazık ki bu heveskâr ümmet sadece ecellerinin Allah’ın hâkimiyetinde ve tasarrufunda olduğunu veya olabileceğini zannediyor. Oysa ki hakimiyetin tamamı Allah’ın elindedir.

O din günü gelmeden önce rabbim hakkı görmeyi nasib etsin… Amin.

 

*Yönetici, eşraf, halk üzerinde büyük etkisi olan kanaat önderleri, yetki sahibi elit tabaka insanları