«
  1. Ana sayfa
  2. MAKALELER
  3. Hedefimiz Olmalı

Hedefimiz Olmalı

makaleHEDEFİMİZ OLMALI 

Abdullâh el-Eşrefî

 

Her şeyi yoktan yaratan, Rahman ve Rahim olan Allah’ın ismiyle…

Hedef; amaç ve gâyedir. Kişinin hedefi, onun için çaba gösterdiği amaç edindiği şeydir. İnsanlar hedeflerinin yüceliği kadar büyüktür. Hedefsiz olan insanlar ise, yaşayan birer ölüdür. İnsanları hedeflerine göre değerlendirecek olursak üç kısma ayrıldıklarını görürüz. Bunlar:

Birinci kısım: Hiçbir gâyesi olmayanlardır. Bunlar ne için yaratıldıklarını bilmeyen, dünyayı zevk ve eğlenceden ibaret gören, bir hiç uğruna yaşayıp, ölen kimselerdir. Bu insanlar genelde dünyevi eğlencelerden bıkan, artık ne yapması gerektiğini bulamayan kişilerdir. Amaçsızlık günümüzde batı ülkesinde yaşayan insanları intihara sürükleyen en büyük nedenlerdendir. Hedefsiz insan, rotasını kaybetmiş bir gemi gibidir. Rotası olmayan gemi ise, denizde oradan oraya sürüklenir. Bu şekilde ne kendisine nede başkalarına fayda sağlayabilir… Kısacası amaçsız bir yaşam, yaşamak değil yaşlanmaktır.

İkinci kısım: Küçük amaçlar peşinde koşanlardır. Bular büyük hedeflerin peşinde gitmeye cesaret edemeyen küçük amaçlar ile hayatlarını sürdürmeye çalışan kişilerdir.  Bu kimseler ancak kendileri için fayda sağlayabilirler. Öldükleri zaman ise, unutulup giderler. Tarihte ne bir iz bırakır nede bir eser sahibi olabilirler…

Küçük amaçların peşinde koşanları karanlık dünya hayatında elinde bir fener ile ilerleyen kişilere benzetebiliriz. Onlar bu fener ile ancak kendi önlerini aydınlata bilirler. Ne yakınlarına ne de bir başkasına yardım edemezler.

Üçüncü kısım: Büyük hedefler uğruna hayatlarını adayanlardır. Büyük hedefler ancak uğurlarına hayat adayınca gerçekleştirilebilir. Büyük hedeflerin sahipleri öncelikle küçük amaçlar koyarlar. Bu küçük amaçlarla büyük hedeflerine ulaşırlar. Zaten büyük hedefin peşinde de yüce şahsiyetler koşar. Büyük hedefler dünyaya yön verir. Faydası veya zararı insanlığadır, yalnız kendisine değildir.

Hedefler iyi bir amaca hizmet uğruna veya kötü maksatlara ulaşmak adına koyulabilir. Kişiler İslam’ı yaymak veya iyiliğe kendilerini adamak için hedefler koyarsa tarihte güzel iz bırakan, rahmetle anılan kimseler olurlar. Kötü maksatlı olan ve bu uğurda çalışan kimseler eğer maçlarına ulaşırlarsa tarihte is bırakıp, lanetle anılırlar.

Tarihte iz bırakan büyük hedeflerin sahibi kimseler, karanlık dünyayı aydınlatan güneşe benzerler. Onlar hem kendi yollarına ışık tutarlar, hem de insanlığa örnek olurlar. Yüce amaçları iyi olan kimseler, dünyayı olumlu şekilde etkilerler. Gayeleri kötü veya sadece nefisleri olanlar bunun uğruna hayatlarını adayınca büyük şerlere kapı açabilirler. Yüce amaçlarını gerçekleştiren kimse zahiren ölebilir, ancak adı kıyamete kadar dünyada bakidir.

Zamanımıza kadar isimleri unutulmayan şahıslardan birkaç tanesini örnek verecek olursak.

İşte Fatih Sultan Mehmet. İyisiyle kötüsüyle yaşamış bir kimsedir. Doğruları olduğu gibi, yanlışlarda yapmış olabilir. Zaten hiçbir insan hatadan ari (uzak) değildir.  

Sultan Mehmet Konstantiniye’yi İslam’a kazandırmak gibi büyük bir hedefi amaç edinmişti. Bu o kadar da kolay değildi. Kendisinden önce birçok kez ataları bunu denemişti. Ancak Bizanslıların muhteşem kaleleri ve neredeyse kusursuz olan savunma stratejileri sebebiyle, Konstantin bir türlü fetih edilemedi.

Sultan Mehmet Konstantiniye’nin fethini tüm benliği ile istemekteydi. Belki de bunun nedeni Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve selemin müjdesiydi. O hedefine ulaşmak için gecesini gündüzüne katıyordu. Kendini amacına o kadar kaptırmıştı ki, rüyalarında bile fethe çıktığını görüyordu. Hele planının eyleme geçmesine az kaldığının farkına varınca, neredeyse uykuyu unutmuştu. Sultanlarının halini görüp de, neden uyumuyorsunuz diyenlere: “Uykunun yeri ancak kabirde” diyordu.

Ve beklediği gün gelmişti. Dışarıdan bir aslan gibi görünse de, içinde bulunan bir çocuk sevinciydi. Önce rabbinden yardım istedi. Sonra hücum emrini verdi. Dostları dahi yaptıkları karşısında, şaşkınlığını gizleyemedi. Çünkü Sultan Mehmet surları bir yandan toplarla dövüyor, diğer yandan arzın altından tüneller kazdırıyordu. Bir yandan surların önündeki hendekleri dolduruyor, diğer yandan düşman askerlerini ok yağmuruna tutuyordu.

Sultanın gönderdiği elçiye Bizans kralı: “Bu şehir böyle orduları çok gördü demişti.” Ancak Konstantiniye böyle bir komutanı daha önce hiç görmemişti.

Evet, sonunda Konstantiniye alındı. Adı değiştirilip İstanbul yapıldı. Sultan Mehmet te “Fatih” lakabıyla anıldı. Tarihe de altın harflerle kazındı. Fatihi fatih yapan onun gösterdiği çabaydı. Planlarına düşmanları değil, dostları bile şaşırmıştı. O ki hedefi uğruna hayatını adamıştı. Bu sebeple adı günümüze kadar bâki kaldı. O adalet ile hükmetmesiyle, halk arasında hakkı gözetmesiyle, yanlışı düzeltip doğruyu göstermesiyle binlerce insanı İslam’a ısındırdı. Yüzlerce sinide İslam’a kazandırdı. Birçok komutan savaşlarında onu örnek aldı. Hedefi konusunda yalnız kendini değil tüm insanlığı aydınlattı. Kendisi iyisiyle kötüsüyle yaşadı, Allâh katındadır ancak hesabı.

Hedef konusunda vereceğimiz örneklerden biride, şer yolunda koyduğu hedefi uğruna hayatını adayan Theodor Herzl’dir.

Theodor Herzl, küçük yaşında büyük bir hedefi kendisi için belirlerdi. Daha on bir yaşındayken not defterine “Yahudi devleti kurulmalıdır” diye not etti ve hayatı boyunca bu amaç uğruna çaba gösterdi. Öğretmenlerinin Yahudilik dinini pek sevmediğini görünce okulu bıraktı ve yazarlık hayatına atıldı. Birçok gazete ve dergide kendi hedefini anlatmaya başladı.

Yahudi önderleriyle toplantılar yaparak, Yahudiler için bir devletin gerekliliğini, bununda kendilerine vaat edilen Filistin topraklarında ki Kudüs olmasının gerektiğini söyledi. Yahudi liderlerde bunu kabul ederek ellerinden gelen yardımı yapacaklarına söz verdiler. Bu olaylardan sonra Theodor, birçok devlet liderlerinin ve ülke kralının yanına giderek yardım istedi. Ancak Filistin toprakları Osmanlının elindeydi. Liderler kendisine başka topraklar öneriyordu. O ise bunu kabul etmiyor ve devlet kurmak için yalnızca Kudüs’ü istiyordu.

Bir gün Osmanlı Sultanıyla buluşması için bir devlet lideri aracılık etti. Theodor bu fırsatı hemen değerlendirerek onun sarayına gitti ve Kudüs’ü vermesi karşılığında yüklüce bir miktar para vereceğini söyledi. Ancak Sultan: “Kanla alınan topraklar parayla satılmaz diyerek” onu huzurundan kovdu. Ama yine de o hedefinden vaz geçmiyordu. Sultanın yanına birkaç kez daha gelip, paranın miktarını yükseltti. Sultan ise konunun paranın miktarı değil, toprağa dökülen kanların olduğunu söyledi. Theodor Kudüs’ü kolay yoldan alamayacağını anlayınca, üç yüzü aşkın Yahudi liderini toplayıp bir plan yaptı. Bu plana diğer devlet liderleri de yardım etmeyi kabul etti. Plana göre Osmanlı ortadan kaldırılacak ve Kudüs Yahudilere verilecekti. Bu plan gerçekleştirildi. Ancak Theodor bunu görecek kadar uzun yaşayamadı. Ama yine de hedefine ulaştı.

Bu gün Filistin topraklarında bir Yahudi devleti varsa, hiç şüphesiz Theodor Herzl’in bunda büyük bir katkısı vardır. Ancak bu hedefin gerçekleşmesi insanlar için iyi bir örnek olmadı. Yahudi devleti Filistin de kuruldu. Yahudilerin Filistin’e yaptığı tek şey -halen süren- zulümdü. İnsanlarda bu devleti kuran, onlara yardımcı olan ve yöneticiliğini yapan insanlara lanet okudu. Hala daha lanet okumaya devam etmektedirler.

Görüldüğü üzere hedefler büyük dahi olsa, eğer İslam yolunda değilse kişiye ahiret için bir fayda vermez.  Ancak ismi dünyada iyi veya kötü baki kalır. Fakat hayırla yâd edilmez lanetle anılır.

Evet, anlaşıldığı üzere hedefsiz olanlar karanlık yolda yürüyenlerdir. Elbet bir gün bir uçurumdan yuvarlanıp düşeceklerdir. Ne tarihin onlardan haberi vardır. Nede onların kendi hedeflerinden.

Küçük hedeflere kendilerini adayanlar, yalnız kendi yollarını aydınlatanlardır. Tarihte ki insanların neredeyse hepsi bunlardandır. Bu kimseler yaşarlar ve ölürler. Tarihte hiç zikredilmezler.

Büyük hedefleri olan kimseler ise güneş gibidirler. Hem kendilerine hem de başka kimselere fayda sağlayabilirler. Büyük amaçlar uğruna hayatlarını adayanların bedenleri gömülse de, isimleri ve eserleri baki kalır. Ya tarihte iz bırakırlar, ya da bir isin sahibi olurlar. Ya rahmet ile anılırlar, ya da kıyamete kadar kınanırlar. Ancak yüce şahsiyetler büyük hedefler uğruna hayatlarını adayabilirler. Yüce şahıslar ise, tarihte çok az görünürler.

Neden bizlerde büyük hedeflerin sahipleri olmayalım?

Târihe adımızı altın harflerle yazdırıp, rahmetle anılmayalım?

Bu gün bizim imrenerek hayatlarını okuyup örnek aldığımız gibi, yarın neden bizim hayatlarımız okunmasın?

Eğer şu dünya hayatına bir kere geliyor isek -ki böyledir-, bunu niçin en güzel şekilde kullanmayalım?

Neden…  Neden…  Neden…

Bizler öncelikle İslam adına büyük hedeflere sahip olmalıyız ve sonra bunun için hayatlarımız adamalıyız. Büyük hedeflerimiz yalnız bu hayatı değil, dünya ve ahiretimizi kapsamalıdır. Bu şekilde her iki dünyada hayra ve mükâfata ulaşabiliriz.

Allâh Azze ve Celle, bizlere büyük hedeflerin sahibi olabilmeyi ve hedeflerimizi yalnızca kendi rızası için yapabilmeyi, bu hedefleri de hayatlarımızı adayarak gerçekleştirmeyi bizlere nasip etsin. (Allâhumme âmin)