«
  1. Ana sayfa
  2. AHLAK
  3. Hayâ

Hayâ

014HAYÂ

Ebû Ubeyde Esedullâh Saîd el-Muallim

En güzel isimlerin sahibinin yüce ismiyle…’

Hayâ, imanın bir göstergesi olan utanma hissi… Konuştuğu vahiy olan Nebimiz: “Hayâ imandandır” (Buhari) “Hayâ imanın şubelerinden biridir” (Buhari) buyurmuştur.

O hayâ ki imanlı kulların vasıflarından bir vasıf, imanın alametlerinden bir alamet… İmanla birbirine bitişik olan biri terk edilirse diğeri de terk edilecek olan terk edemeyeceğimiz kavram… Yine bu gerçeği de biz nebimizden öğreniyorduk. “Hayâ ve iman birbirlerine bitişiktirler. Biri terk edilirse diğeri de terk edilir” (Hakim) diye o haber veriyordu bizlere.

O hayâ ki bütünüyle hayırdı. Birazı şöyle, birazı böyle değil, tamamıyla-hepsiyle-bütünüyle hayır… Bunu da biz Nebimizden öğrenmiştik. “Hayânın, bütünü hayırdır” (Müslim) diye o bize öğretmişti bunu.

Yine o hayâ ancak hayır getirirdi. Şeri def eder, şerre giden yolları kapar ve hayra vesile olurdu. Yine bunu da bize doğru söyleyen ve doğrulanan Nebimiz: Hayâ ancak hayır getirir” (Buhari) diyerek bildirmişti.

İnsanlığın Adem aleyhisselam’dan Muhammed aleyhisselam’a kadar tebliğ ettikleri İslam’ın vazgeçilmez özelliğiydi hayâ. Yine Nebimiz: ‘Her dinin bir ahlakı vardır, İslam’ın ahlakı da hayâdır” (Muvatta) diyerek bizlere bunu haber veriyor ve İslam’ın ahlakının hayâsız olamayacağını vurguluyordu.

Oysa bu gün, kendilerini İslam’a nispet edenlerde dahi İslam’ın olmazsa olmaz ahlakı olan hayâ yok. Hal böyleyken hayâ fukarası bir toplumda hayânın yokluğunun neyin yokluğunun bir ürünü olduğunu anlamakta çok zor değil elbette.
İmanı ve imani değerleri, İslam’ı ve İslami yaşantıyı terk edenlerin hayâyı da terk etmeleri olası bir durum. Hayatlarını Allah’ın emir ve yasaklarına göre düzenlemeyenlerin hayatlarında hayânın yeri ne kadar olabilir ki?

Ya da Allah’tan hayâ etmeyenlerin O’nun kullarından hayâ etmelerini ne kadar mümkün? Elbette ki öncelikle hayâ edilmesi gereken Rabbimizdir, yine bunu da bizlere Nebimiz: “Allah kendisinden hayâ edilmeye insanlardan daha layık olandır.” (Ebu Davud) diyerek bildirmekte.

Toplumu hayâsızlaştırmaya çalışan şer odakları Allah’ı unutturmaya çalıştılar yıllarca ve bu unutturma planını bırakmışta değildir. Bilinçli bir şer planı uygulanıyor. İnsanların Allah’ın razı olacağı imanlı, İslamlı, hayâlı bir yaşantı yaşamalarının önüne geçmek için türlü oyunlar kuranlar boş durmuyor. Şeytanın yaverleri hâlâ iş başında…

Ellerindeki basın-yayın hiç susmadan konuşan bir dil gibi sürekli hayâsızlığı dillendirmekte, hayâsız hayatlar sergilenirken bir ‘dur’ diyen yok. Bilakis ‘dur’ diyene ‘dur’ diyecekler çok. Tüm dünyada hayâsızlığı hayat olarak sunarak ahlakı katledenler kokuşmuş ahlaksızlığı çağdaşlık olarak sunma gayretindeler. Şu ortada ki; ahlaksızlıktan beslenenler, hayâyı katletmeden bunu yapamazlar, tıpkı imanı ortadan kaldırmadan hayâsızlaştıramayacakları gibi.

Ne yazık ki imanlarını sele verenler hayâsızlığın bataklığına saplanıyorlar. İşin ilginci bataklıktan rahatsız olmayanların sayısı her geçen gün artmakta… Toplum iç güvenini yitirmiş, İslamsız hayâsızların hali içler acısı. Ne olduğunu, ne olacağını, ne yaptığını ve ne yapacağını bilmeyen yığınlar üst üste…
Acınası, ağlanası bir tablo… Ancak birileri yine memnun… Birileri yine keyifli… Birileri hedefine ulaşmış… Şer planının neticelerini görmek için dışarı çıkmanız yeterli.

Tablo bu hale geldikten sonra hayâsızlıkla mücadele hiçte kolay değil. Toplumun hali ortada, algılar ve değerler karışmış, karıştırılmış…

Allah’ı, dinini, ahireti ve hayâyı unutmuş, tek hayatlı, aklı midesiyle bacaklarının arasına sıkışmış nesiller önümüzde.
Kızlar sokaklarda nikâhsız olarak erkekler dolaşmakta. Cepler ve eller karışmış… Bu artık çook normal… Normal olmayan ise bunun yadırganması. Bu modern insanının (!) kendine seçtiği yaşantı…

Bu yaşantıya alışıklar, alıştırıldılar. Erkekler ve kızlar yan yana, diz dize olmaya daha çok küçük yaşlardan başladırlar. Cahiliye sistemlerinde, cahiliye eğitiminin onlara sunduğu şeyin bir sonucu aslında bu durum… Maneviyatları öğütülmüş nesillerden başka ne yapmaları beklenebilirdi ki? Cahiliyenin televizyon kanallarındaki, diziler, filmler ve eğlence programlarıyla büyüyen, öğrendiklerinin stajını cahiliye okullarında gören, cahiliye toplumunun değer(sizlik)leriyle yetişenlerden hiçbir yerde görmedikleri hayâlı olmalarını beklemek ne kadar mümkün?

Batılı kuşakların kopyaları artık bizim neslimizden, söz geçiremediğimiz insanlar bu toplumun çocukları… Ancak her halleriyle batılılar. Düşünce, yaşantı, kılık kıyafet… Birini diğerinden ayırabilmek artık çok güç…

Bu hale ‘dur’ diyecek birilerinin toplumun fertlerine seslenerek: “Batılılara özenmeyi bırakın ve artık özünüze, artık Rabbinize dönün” demesinin ve bu dönüşün bir parçası olabilmek adına ‘neyi, nasıl yapmalı?’ sorularının cevaplarının peşine düşmelerinin vaktidir. 

Şerrin karşısında, Hakkın tarafında, Hakkın adıyla, hak daveti yapan, kötü gidişata karınca kararınca da olsa ‘dur’ diyen tüm adanmış gönüllere, tüm muvahhid kardeşlerime selâm olsun.

Esedullâh Saîd

pdf-2

Bir Cevap Yaz

Bir Cevap Yaz

E-Posta adresiniz paylaşılmayacaktır. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlenmiştir *