«
  1. Ana sayfa
  2. AHLAK
  3. Haşyet ve Muhabbet Dengesi

Haşyet ve Muhabbet Dengesi

 

Rahman ve Rahim olan Allah’ın ismiyle…

İnsanlara sorsan çoğunlukla Allah’tan korkuyorlar! Lakin bu korku nasıl bir korku ise onları eyleme geçirmiyor! Dillerinde ‘korkuyoruz tabi!’ diyenler korktuklarından hiç çekinmeden yaşıyorlar. Söylemde Allah’tan korkuyorlar ancak eylemleri söylemlerini yalanlamakta; eylemler söylemleri iptal etmekte.

Bazıları da; “benim ki korku değil; neden korkayım ki, insan sevdiğinden korkar mı?” diyor. Yani kendince; “ben Allah’ı seviyorum, korkuyla değil sevgi ile yaklaşıyorum!” demek istiyor. Benim ki sadece ‘muhabbet’ demek istiyor haşyetsiz safi muhabbet! Gerçi bunu dillendirenlerin ne kadar muhabbet ehli oldukları konusu da tartışmaya açık bir konu. Ancak biz bu konuya girmeyelim.

Evet, konumuz üst paragrafta geçen iki kelime. Nedir onlar? 
Birincisi ‘muhabbet’ ve ikincisi ise ‘haşyet’. 
Şimdi bunlarla ilgili kısa birkaç kelam edelim.

Muhabbet, sevgi demekken, muhabbetullah da Allah sevgisi demektir. Yine haşyette, korku demek iken, haşyetullah da Allah korkusu anlamına gelmekte.

“Bir kalpte hangisi bulunur? Birinin olması yeterli mi ya da ikisi olacaksa hangisi daha çok olmalı?” gibi sorular sorulabilir. Soranlara ve okuyanlara deriz ki;
Bir Müslüman’ın kalbinde bunların ikisi de olmalıdır. Elbette kul Rabbini sevmeli ancak bu sevgi, korkunun önüne perde olup, haşyeti örtmemeli. Elbette kul Rabbinden korkacak ancak bu korku da Allah sevginin önüne set olmamalı. 
İkisi de lazım… Müslüman bir gönül, terazinin iki tarafını da boş bırakılmamalı… Ölçülü halde ikisine de ihtiyaç var…

Hangisi ne kadar denirse? Deriz ki;
Haşyet sekerat-ı mevte kadar, muhabbetten bir basamak daha üstte, bir adım daha önde olmalı… Olmalı ki, sevgiyi diline dolayanların haline insan düşmesin. Ancak o son anlarda büyük bir iştiyak ile dönüşün yegâne Rabbine muhabbet galebe gelmeli. Tıpkı havf ve reca da ki durum gibi… Filizlenen ümitler meyveye durmalı…

Tabi bahsi geçen durumlar hayatı gerektiği gibi yaşayanlar için söz konu… Hayatı gerektiği gibi yaşamaktan kasıt ise, O’nun istediği gibi, sadece O’na kul olarak yaşamak… O’na iman etseler de, O’na kulluklarında hayat sınavında geçer not alamayanlar için ise bunlardan bahsetmek zor. Neden zor denirse?

Deriz ki;
Hayatı yaşanılacak tek yer olarak gören tek hayatlıların dertleri sadece dünya olduğundan, onlar, “Rabbim bize sadece dünyada ver!” dediklerinden, onlar için işler zor. Belki -kendilerine göre- dünyalarını imar etme peşinde nice zorluklara katlansalar ve sonunda da belli bir refah seviyesi ile üç-beş gün gönüllerince eğlenseler de, o beklenen şey başa geldiğinde iş daha da zorlaşacak…

Şüphesiz ki, peygamberimiz, diğer peygamberler ve onlara hakkıyla tabi olanlar için ahiret dünyadan daha hayırlı… Rabbimiz mümin kullarına ahirette ikram edecek ve onlar da (hak edenler olarak) O’ndan ve verdiklerinden razı olacaklar. Allah korkuları, kendilerini harekete geçirenler, ‘kalbim temiz!’ diyerek yetinmeyenler, o gün saidler olarak bahtiyarlar zümresini oluşturacaklar. (Rabbim bizleri de onlara dâhil eylesin. Âmin.)

Evet, Allah korkusu kalpte olmadan, dil ile Allah’tan korktuğunu söylemek yeterli değil, yeterli olmadı ve olmayacak. Allah korkusu kalbe yerleştikten sonra dile dökülmeli ve ardından da bu korkunun eseri amellerden görülmeli…

Bu üçü bir arada olmadıysa sevgi kelimesinin ardına sığınmak kurtuluş için yetmez (ve yetmeyecek). Muhabbet ile haşyetin bir arada olması gerektiği gibi; kalp, dil ve bedenin de birlikte olması gerekiyor. Tıpkı vazgeçilmez üçlü olan; ilim, amel ve ihlasın bir arada olması gerektiği gibi…

Sözü uzatmadan, sözün sonunu bağlarsak; 
Müslüman denge insanı olarak hareket ederek, her şeyi olması gerektiği gibi, dengeli bir şekilde, olması gerektiği yere koymalı.

Rabbim, ahiretimizi kazanacağımız tüm donanımları bizlere ihsan buyursun. Allahumme Âmin.

Selâm ve dua ile…

Esedullâh Saîd el-Muallim.