«
  1. Ana sayfa
  2. AHLAK
  3. Haramlar / Gıybet Etmek

Haramlar / Gıybet Etmek

HARAMLAR

 GIYBET ETMEK

Abdullâh Saîd el-Müderris

 

 

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın ismiyle…

Hamd, -âlemlerin rabbi olan- Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve Rasûlü’dür.

Bundan sonra:

Bilinmelidir ki! Gıybet, kişiyi helâk eden günahlardandır. Kalbi hastalıkların büyüklerinden olup, rezil insânların ahlakıdır. Edepsiz insânların katıksız yiyeceğidir. Hayâ perdesini yırtarak Müslümanların onur ve haysiyetini çiğnemektir. Hâinlik ve alçaklık olarak kişi utanç vesilesidir. Münafıkların iğrenç alâmetlerinden bir alâmettir. Günahların affolunması şöyle dursun, açığa çıkmasına sebebtir. Dünyâ ve âhiret rezillik olup, hüsran yoludur. Kıyâmet günü cehennem ateşine girme vesilesidir. Rabbim Müslümanları böyle hasletleri olan sinsi bu hastalıktan korusun, bulaşanları ise kurtarsın. Allâhumme Âmîn. 

Gıybet: Müslüman bir kimseyi kendisinde bulunan herhangi bir kusurundan dolayı hoşlanmayacağı şekilde gıyabında konuşmaktır. Nitekim Ebû Hureyre radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:   

“Gıybetin ne olduğunu biliyor musunuz? Ahsâb: Allâh ve Rasûlü daha iyi bilir! dediler. Bunun üzerine: Birinizin, kardeşini hoşlanmayacağı şeyle anmasıdır! buyurdu. Peki, eğer benim söylediğim kardeşimde olan bir şeyse ne buyurursun diye sorulunca, O:  Eğer söylediğin onda varsa gıybetini yapmış olursun. Eğer söylediğin onda yoksa ona iftirada bulunmuş olursun.” [(SAHÎH HADÎS:) Müslim (2730) Ebû Dâvûd (4874)…]

Hadîste ifâde edildiği üzere, Müslüman bir kimseyi herhangi bir kusurundan dolayı gıyabında konuşmak gıybettir. Bunda ihtilaf yoktur. Bir kimseyi kendisinde bulunmayan bir kusur dolayısıyla gıyabında konuşmak ise iftiradır. 

Gıybet, Kur’ân ve Sünnet’in açık naslarıyla haramdır. Allâh Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır:

“Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın. Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte, bundan tiksindiniz. Allah’tan korkup sakının. Şüphesiz Allâh, tevbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir.” [el-Hucurât: 49/12]

Allâh Azze ve Celle, âyet-i kerîmesinde gıybet etmeği yasaklamış ve onu Müslüman bir kimsenin ölü etinden yemeğe benzetmiştir. Bu sebeble gıybet haram olup, tiksinilecek bir şeydir.      

Ebû Berze el-Eslemî radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: 

“Ey diliyle îmân edip, kalbine îmân girmeyen kimseler topluluğu! Müslümanların gıybetini yapmayın. Onların ayıplarını araştırıp durmayın.” [(SAHÎH HADÎS:) Ebû Dâvûd (4880); Tirmizî (2032)…]

Enes bin Mâlik radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Miraca çıkarıldığım zaman bakırdan tırnaklan olan bir topluluğa uğradım. Bu tırnaklarıyla yüzlerini ve bağırlarını tırmalıyorlardı. (Cebrail’e:) Bunlar da kimlerdir? dedim. Şöyle cevâb verdi:  (Gıybet etmek suretiyle) Halkın etlerini yiyenler ve şereflerine saldıranlardır.” [(SAHÎH HADÎS:) Ebû Dâvûd (4878); Ahmed (13340)…]

Hadîsi şeriflerde ifâde edildiği üzere gıybet haramdır. Kesinlikle yasaklanmıştır. Nitekim “Ey diliyle îmân edip, kalbine îmân girmeyen kimseler topluluğu!…” buyruğu, gıybetin münâfıkların hasletlerinden olduğunu haber vermektedir. “Müslümanların gıybetini yapmayın…” emri, gıybeti haram ve terkini ise farz kılar. Bu sebeble de “…Bu tırnaklarıyla yüzlerini ve bağırlarını tırmalıyorlardı…” hadîsi ise, gıybet edenin cezâlandırılmaya müstahak bir iş yaptığını ve cezâsını haber vermektedir. 

Gıybet, doğruyu söylemek olduğu halde onun haram olmasının hikmeti Müslüman bir kimsenin şerefini ve haysiyetini korumaktır.  

Gıybetin konusu, gıybeti edilen kimsenin bedeni ve ahlakı gibi her türlü vasfını, malı ve nesebi gibi sâhib olduğu her şeyini içine almaktadır. Bu sebeble kişiye dair olan gözündeki şaşılığı yahut başındaki kelliği, korkaklığı yahut hırçınlığı, cimriliği yahut sinsiliği, yalancılığı yahut edebsizliği, çöpünün oğlu olması yahut fakirliği, arabasının bozukluğu yahut elbisesinin azlığı gibi duyduğunda onun hoşlanmayacağı şekilde söz konusu edilmesi gıybettir. Buradaki kural, başkasını gıyabında hoşlanmayacağı şekilde anmaktır. Bu ister dille, ister yazı ile ister işâret ile ister göz, el ve baş işâretiyle yapılsın aynıdır. Kişinin yüzüne karşı bu tür şeylerin söylenesi ise daha ağır olup, büyük eziyettir.

Bir kimse hakkında onun hoşlanmayacağı şekilde gıyabında konuşmak ancak kendisine yahut kendisi sebebiyle bir başkasına gelecek olan dînen zarar ve kötülük sayılan bir şeyi önlemek için câizdir. Ancak burada dikkat edilmesi gerekli olan şey, kişi hakkında konuşmak onun kendisine yahut başkasına vereceği ya da verdiği zararı kaldırabilecek olan kişi için câizdir. Yahut fâsık ya da zâlim gibi bir kimse tarafından gerçek bir zarara uğrayacak olan bir kimseyi uyarmak için olup, tamâmı zarûret ölçülerinde mübâhtır. Fazlası ise haramdır. 

Fâsık ya da zâlim olsalar bile faydasız yere insânların fenâlıklarını yahut günâhlarını konuşmak da dînen yerilmiştir. Çünkü günâh, başkaları tarafından işlense de onları konuşmak kalbin kararmasına ve zamanın isrâf olmasına yol açar. Sonra bu ahlak, kalbte yer ederek haram olan gıybetin işlenmesine götürür. Ayrıca konuşulan sözler doğru ise de, korunması gereken gizlilik perdesini yırtılmış ve sır kalması lazım olan şeyler yayılmış olur. Bu sebeble kişinin kendine yahut Müslüman kardeşine fayda vermeyen şeyi terk etmesi elzem olup, Müslümanlığının güzelliğindendir.

Müslüman bir kimsenin onur ve haysiyetinin gıybet ve benzeri şeylerle söz konusu edilmesinin haram olduğu sâbit olunca, gıybete şâhit olanların bu münkeri derhal engellemeleri ve reddetmeleri de farzdır. Nitekim Ebû Saîd el-Hudrî radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Sizden her kim bir münker (İslâm’a uygun olmayan şeyler) görürse (seyirci kalmayıp) onu eliyle düzeltsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse diliyle düzeltmeye çalışsın. Ona da gücü yetmezse kalbiyle onu hoş görmeyip kabullenmesin ki bu da îmânın en zayıf derecesidir.” [(SAHÎH HADÎS:) Müslim (78); İbn Mâce (4013)…]

Ebû’d-Derdâ radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Kim Müslüman kardeşinin ırzından (namus ve şeref gibi şeylerinden) her türlü kötülüğü savarsa Allâh’u Teâlâ’da kıyâmet gününde onun yüzünden cehennem ateşini savar.” [(SAHÎH HADÎS:) Tirmizî (1931); Ahmed (27536)…]

Bu sebeble, Müslümanın haysiyetini koruyarak onun gıybet edilmesini engellemek, gıybet edildiğini işiten Müslüman kardeşi üzerine bir vecibedir. Gıybet edilmesine ses çıkarmayıp seyirci kalmak ise, -bizzat kendisi gıybet etmemiş olsa bile- bu işin günahına ortak olmaktır.

Gıybetin tedavisi onun zararlarını ve kişiye getirecek olduğu pişmanlıkları öğrenip, bunlar üzerine düşünerek bilinçli bir şekilde kararlı olarak terk etmesiyle mümkündür. Çünkü gıybet eden kişi kendisini Allâh’ın gazabına mâruz bırakmış olur. Gıybet sebebiyle iyiliklerinin sevâblârı gıybet etiği kişiye verilir. Sevâbı kalmadığında ise gıybet ettiği kişinin günâhlarını karşılık olarak üstlenir… Dolayısıyla cehenneme girer.

Gıybetin tevbesi ise dört esastan oluşmaktadır. Bunlar: Gıybeti terk etmek, ondan dolayı pişmanlık duymak, bir daha yapmamaya azmetmek ve gıybet edilen kimseyle helalleşmektir. Bunlardan ilk üçü Allâh Azze ve Celle’nin haram kıldığı bir şeyi çiğnemek dolayısıyladır. Dördüncüsü ise kul hakkından ötürüdür.

Rabbim bu günahı işlemekten tüm Müslümanları korusun. İşlemiş olanlar için zikredilen şekilde tevbe edebilmeyi nasib etsin. Allâhumme Âmîn.