«
  1. Ana sayfa
  2. AKAİD
  3. Hakimiyet Yetkisi

Hakimiyet Yetkisi

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle…

Hamd, -âlemlerin Rabbi olan- Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve Rasûlüdür…

Bundan sonra:

İslâm Dîni’ne göre hâkimiyet, diğer bir deyişle egemenlik, kayıtsız ve şartsız Allâh’u Teâlâ’nındır. Bu sebeble kanun ve yasa koyma yetkisi ile ihtilaflarda hükmetme salahiyeti Allâh Subhânehu ve Teâlâ’nın hakkıdır. Bu, ümmet arasında icmâ ile sâbit olan bir hükümdür. Zamanların veya mekânların değişmesiyle değişmeyecek bir asıldır. Allâh Tebâreke ve Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

“Mülkü/hâkimiyeti elinde bulunduran Allâh, ne yücedir. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.” (Mülk: 67/1)

“İyi bilin ki! Yaratmak da, emretmek de (hükmetmek de yalnızca) O’na aittir. Âlemlerin Rabbi olan Allâh ne yücedir.” (Arâf: 7/54)

“İyi bilin ki hüküm yalnız O’nundur. O, hesâb görenlerin en çabuğudur.” (Enâm: 6/62)

“Hüküm vermek yalnızca Allâh’a aittir. O, doğru haberi verir ve O, ayırt edenlerin en hayırlısıdır.” (Enâm: 6/57)

“Hüküm vermek yalnızca Allâh’a aittir. O, kendisinden başka hiçbir şeye ibâdet etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan dîn işte budur. Fakat insânların çoğu bilmezler.” (Yûsuf: 12/40)

“Hüküm vermek yalnızca Allâh aittir. Ben O’na tevekkül ettim. Tevekkül edenler de yalnız O’na tevekkül etsinler.” (Yûsuf: 12/67)

“Hüküm veren Allâh’tır, O’nun hükmünü gözden geçirecek hiç kimse yoktur. O’nun hesâblaşması pek çabuktur.” (Rad: 13/41)

“O, Allâh’tır. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. İlkte ve sonda hamd O’na mahsustur. Hüküm yalnızca O’nundur. Ke-sinlikle O’na döndürüleceksiniz.” (Kasas: 28/70)

“O, hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez.” (Kehf: 18/26)

“Onlar, hâlâ câhiliye devrinin (şirk olan) hükmünü mü istiyorlar? Yakînen bilen bir kavim (topluluk) için Allâh’tan daha güzel hüküm veren kim vardır?” (Mâide: 5/50)

Allâh’u Teâlâ’nın bu ve benzeri âyet-i kerîmeleri açıktır. Tüm insânlık için indirildiği günden kıyâmete kadar hüccettir. Bu gerçeği Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle ifâde etmiştir:

“Muhakkak ki gerçek hakem Allâh’dır. Hüküm (ondan çıkar, yine) ona (döner).”  [(SAHİH HADÎS:) Ebû Dâvûd (4955); Nesâî (5387)…]

İmâm Taberî rahîmehullâh, hâkimiyetin Allâh Azze ve Celle’ye ait olduğuna dair şöyle demiştir: “Allâh’u Teâlâ, yarattığı hiç bir mahlûku hüküm verme konusunda kendisine ortak kabul etmez. İnsânlar arasında hüküm verecek yalnız O’dur. Hüküm verme, ihtilâfları çözme, insânları ve işlerini idâre etme konusunda dilediği ve sevdiği şekilde hareket eder. Bu özellik sâdece O’nun hakkıdır.” [Taberî, Câmiu’l-Beyân: 15/234.]

İmâm Beğavî rahîmehullâh ise şöyle demiştir: “Hüküm vermek, emretmek ve yasaklamak an­cak Allâh’u Teâlâ’ya ait bir haktır.” [Beğavî, Meâlimu’t-Tenzîl: 2/493.]

Ne yazık ki, Kur’ân’ın ve Sünnet’in bu ve benzeri nasslarına rağmen günümüzde İslâm coğrafyası denilen yerlerde isimleri Ahmet yahut Ömer… olanlar, Allâh’ın indirdikleriyle değil de, kendilerinin ihdas ettikleriyle hükmetmekteler.

Şer’î cezâları kaldırarak beşeri uyduruk cezaları uygulamaktalar. Hem mazluma hem de mazlumun hakkına girene, Allâh’ın adaletini uygulamayarak zulmetmekteler…     

Zina, Allâh’u Teâlâ’nın dîninde haram olmasına rağmen zina evleri açarak yahut izin vererek zinayı meşru kılmaktalar. Sarhoş eden içkiler, Allâh’u Teâlâ’nın dîninde haram olmasına rağmen bu tür içkiler için üretim fabrikaları ve satış yerleri açarak yahut bunlara izin vererek içkiyi meşru kılmaktalar. Kumar, Allâh’u Teâlâ’nın dîninde haram olmasına rağmen -loto, ganyan, piyango gibi isimlerle- adını değiştirdikten sonra pazarlayarak yahut izin vererek kumarı meşru kılmaktalar. Faiz, Allâh’u Teâlâ’nın dîninde haram olmasına rağmen faiz üzerine sistem inşa ederek yahut sürdürerek veyahut izin vererek faizi meşru kılmaktalar…

Bu ve benzeri misâlleri çoğalmak mümkün olmakla beraber, zikrettiklerimiz maksadımızı anlatmak için yeterlidir. Şimdi hâkimiyeti kendisinde gören bu Ahmetlerin yahut Ömerlerin İslâm Dîni’ndeki hükümleri nedir? Allâh’ın helallerini haram; haramlarını da helal kılmalarıyla İslâm Dîni’nden olduklarını söylemeleri ne derece kabul edilebilir? Bunları destekleyenlerin, bunlara maddî ve manevî yardımcı olanların, Müslümanlık iddiaları hakikat midir, yoksa zan mıdır? …

Hakkın hakikati birdir ve batıllar değişse de o asla değişmez. Hak olan şudur ki:

Allâh Subhânehu ve Teâlâ, hüküm konusunda hiç kimsenin kendisine ortak olmasını asla kabul etmez. Hüküm sâdece O’na aittir. O’ndan başka hiç kimsenin kesinlikle hüküm verme yetkisi yoktur. Helâl, Allâh’ın helâl kıldığı, haram, Allâh’ın haram kıldığıdır. Hak dîn, Allâh’ın koyduğu şerîattır. İhtilaflı mes’elelerde sâdece O’nun verdiği hüküm geçerlidir.

Kim ki, hüküm konusunda O’na ortak olmaya kalkışırsa, O’nun helallerini haram, haramlarını da helal yapmaya yeltenirse, O’na ait olan İslâm şeriatını kaldırırsa yahut uygulamazsa, ihtilaflı mes’elelerde O’ndan başkasından hüküm taleb ederse… bilinmelidir ki böyle bir kimse, İslâm ile bağını koparıp atmış olan bir kimsedir. Tevbe edip, tevhîde dönmediği sürece Müslüman ismini hak etmez. Müslümanlara mirasçı olamaz. Müslümanlar da böyle bir kimseye mirasçı olamaz. Öldüğünde namazı kılınmaz ve Müslüman mezarlığına da gömülmez…

Rabbimiz Allâh Azze ve Celle, tevhîdi anlamayı ve gerçekten yaşayabilmeyi tüm Ahmetlere ve Ömerlere nasib etsin! Yoksa ebedî bir hüsran ve acı azâb onları beklemektedir. Su-i akıbetten Rabbinize sığınırız. Hamd evvelde ve âhirde O’na aittir. Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashabının üzerine olsun.    

Yardım ve başarı, izzet ve şeref Allâh’tandır. 

Abdullâh Saîd el-Müderris.

 

İktibas Yapacakların Dikkatine!