«
  1. Ana sayfa
  2. MAKALELER
  3. Hâkimiyet Nedir?

Hâkimiyet Nedir?

Hamd, Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed aleyhisselâm O’nun kulu ve Rasûlü’dür.

Bundan sonra:

1. Hâkimiyet kayıtsız ve şartsız Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya âittir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “İyi bilin ki! Yaratmak da, emretmek de (hükmetmek de yalnızca) O’na aittir. Âlemlerin Rabbi olan Allâh ne yücedir.” [el-Arâf: 7/54]

“İyi bilin ki hüküm yalnız Allâh’ındır.” [el-Enâm: 6/62]

“Hüküm veren Allâh’tır. O’nun hükmünü gözden geçirecek hiç kimse yoktur.” [er-Rad: 13/41]

“Allâh’tan başka hak ilâh yoktur. İlkte ve sonda hamd O’na mahsustur. Hüküm de yalnızca O’nundur.” [el-Kasas: 28/70]

Kanun ve yasaları, helal ve haramları belirleyen yalnızca Allâh Subhânehu ve Teâlâ’dır. Bunda hiçbir beşerin hakkı ve payı yoktur. Kişi hâkimiyeti kayıtsız ve şartsız olarak Allâh’a vermedikçe tâğûtu reddederek Allâh’a îmân etmiş sayılmaz.

2. Haram, Allâh’u Teâlâ’nın haram (yasak) kıldığıdır. Helâl de yine O’nun helâl (serbest) kıldığıdır. Her kim bunu değiştirmeye kalkarsa kendini âlemlerin rabbi olan Allâh’u Teâlâ’ya denk tutarak şirk koşmuş olur. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Allâh, hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez.” [el-Kehf: 18/26]

3. Her kim, Allâh’ın haram kıldığını helâl, helâl kıldığını da haram kılma noktasında âlimlere yahut yöneticilere tâbi olursa Allâh’tan başka rabler edinmiş olur. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Onlar, Allâh’ı bırakıp haham ve rahiplerini rabler edindiler ve Meryem oğlu Mesîh’i de… Oysa onlar, tek ve bir olan ilâha, Allâh’a ibâdet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O’ndan başka ilâh yoktur. O, bunların şirk koştukları şeylerden münezzehtir.” [et-Tevbe: 9/31]

Adiy bin Hâtim radîyallâhu anh şöyle demiştir: “Boynumda altından bir haç olduğu halde Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanına geldim. Bana: ‘Ey Adiyy bu putu üzerinden at’ buyurdular. O sırada: ‘Onlar, Allâh’ı bırakıp haham ve rahiplerini rabler edindiler…’ âyetini okuyordu. Ben: ‘Bizler onlara ibâdet ediyor değiliz’ dedim. O da: ‘Allâh’ın helâl kıldığını onlar haram sayınca, siz de haram saymıyor musunuz? Yine onlar, Allâh’ın haram kıldığını helâl sayınca, siz de helâl saymıyor musunuz?’ dedi. Ben de: ‘Evet’ dedim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: İşte bu, onlara ibâdettir.” [Tirmizî (3095); Taberânî, (Mu’cemu’l-Kebîr: 17/92)…]

4. Hâkimiyeti yani kanun ve yasa belirleme yani yasama hakkını Allâh’tan başkasına vermek şirktir. Bunun yazı yahut söz, seçim yahut devrim ile olması arasında fark yoktur. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Hüküm vermek yalnızca Allâh’a aittir. O, kendisinden başka hiçbir şeye ibâdet etmemenizi emretmiştir.” [Yûsuf: 12/40]

5. Allâh Subhânehu ve Teâlâ’nın hükümleri haricinde kanun ve yasa yapmak, bunlarla hükmetmek ve bunlardan hüküm istemek küfürdür. Bu fiillerin hükümleri birbirinden ayrılmaz.  Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Onlar, hâlâ câhiliye devrinin (şirk olan) hükmünü mü istiyorlar? Yakînen bilen bir kavim (topluluk) için Allâh’tan daha güzel hüküm veren kim vardır?” [el-Mâide: 5/50]

6. Herkim Allâh’u Teâlâ’nın hükümleriyle hükmetmez yahut muhâkeme olmaz ise tâğûtun hükümleriyle hükmetmiş yahut ona muhâkeme olmuş demektir. Böylelikle o, reddetmekle emrolunduğu tâğûta îmân etmiş olur. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Onlar, tâğûta ve cibte îmân ediyorlar.” [en-Nisâ: 4/51]

“Bunlar, tâğûta muhakeme olmayı istiyorlar. Oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardı.” [en-Nisâ: 4/60]

7. Allâh Subhânehu ve Teâlâ’nın hükümlerinin yerine geçmek üzere kanun ve yasa yapanlar ve bunlarla hükmedenler kâfirdir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Yoksa onların birtakım ortakları mı var ki, Allâh’ın izin vermediği şeyleri, dînden kendilerine teşrî ettiler (kanun olarak belirlediler)? [eş-Şûrâ: 42/21]

“Her kim Allâh’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.” [el-Mâide: 5/44]

Böyle kimselerin Allâh’u Teâlâ’nın hükümlerine inanıyor olması, yaptıkları işi kötü görmeleri ve Allâh’ın hükümlerinin üstünlüğünü kabul etmeleri kendilerini kâfir olmaktan kurtarmaz.

8. Tâğûtlara muhâkeme olan, onlardan her hangi bir meselede hüküm isteyen kişi, -ikrâh hali müstesnâ- Allâh’a ve âhiret gününe îmân iddiasında yalancı olan kimsedir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz Allâh’a ve âhiret gününe gerçekten îmân ediyorsanız onu Allâh’a ve Rasûlü’ne (Kur’ân ve Sünnet’e) götürün; bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.” [en-Nisâ: 4/59]

Böyle bir kimse şeytana tâbi olarak itaatte ve teşrîde Allâh’u Teâlâ’ya şirk koşmuş, inkâr edilmesi gerekli olan tâğûtu inkâr etmemiş bilâkis ona îmân etmiştir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten îmân ettiklerini zannedenleri görmüyor musun? Bunlar, tâğûta muhakeme olmayı istiyorlar. Oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardı. Şeytân da onları uzak bir sapıklıkla saptırmak istiyor.” [en-Nisâ: 4/60]

“Hayır! Senin Rabbine andolsun ki; onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe îmân etmiş olmazlar. [en-Nisâ: 4/65]

8. Tâğûttan hükmü istenen şeyin büyük yahut küçük, açık yahut kapalı bir mesele olması arasında bir fark yoktur. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Hakkında ihtilâfa düştüğünüz (büyük-küçük) herhangi bir şeyin hükmü Allâh’a aittir.” [eş-Şûrâ: 42/10]

“Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz Allâh’a ve âhiret gününe gerçekten îmân ediyorsanız onu Allâh’a ve Rasûlü’ne götürün.” [en-Nisâ: 4/59]

10. Allâh Subhânehu ve Teâlâ’nın hükümleriyle hükmedilmeyen her neresi olursa olsun, orası İslâm ülkesi değildir. Küfür, zulüm ve fısk ülkesidir.

Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashâbının üzerine olsun.

Yardım ve başarı, izzet ve şeref Allâh’tandır.

Abdullâh Saîd el-Müderris.

 1440 h. / 2019 m.

İktibas Yapacakların Dikkatine!