«
  1. Ana sayfa
  2. AKAİD
  3. Hâkimiyet Allah'ındır

Hâkimiyet Allah'ındır

makaleHÂKİMİYET ALLÂH’INDIR

Mustafa b. Sezgin

 

Hükmetme yetkisine sahip olanın ismiyle…

Bizi ve kâinattaki her şeyi en ince noktasına kadar yaratan ve rızık veren Allâh’u Teâlâ olduğu gibi hüküm verme ve hüküm isteme konusunda da başvurulacak tek otorite Allah’ın otoritesidir. Yani vahyi metluv olan Kur’ân’ın ve vahyi gayri metluv olan Sünnet’in otoritesi.

Vahyin gayesi ve ilahî davetin temeli olan kelime-i tevhid’ in mesajı; Allâh’u Teâlâ’yı bütün sıfatlarında birlemek, O’nun sıfatlarına sahip olduğunu iddia edenleri yani tâğûtları reddetmek üzerine kurulmuştur. Bu sebeble Kur’ân ve Sünnet dışında herhangi bir kurum veya kuruluştan, canlı veya cansız olsun hüküm istemek yahut hükmetme mercii olarak görmek, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya hâkimiyet konusunda şirk koşmaktır. Bundan sonra:
Hüküm ve hâkimiyet kelimelerini incelediğimizde, hüküm; ‘karar vermek’ manasında masdar, ‘siyasi hâkimiyet’ manasında isim olarak kullanılmıştır.

Bu kökten türeyen ‘hâkimiyet’ ise, İmam İsfehani’nin dediği üzere: ‘Hüküm verme, kanun ve nizam belirlemede tek yetkili olma’ halini ifade eder.

Hâkimiyet kelimesinin Türkçe karşılığı ‘egemenlik’tir. Egemenlik ise; ‘yönetimini kayıtsız ve şartsız uygulayan’ demektir. Kur’ân-ı Kerîm’de hâkimiyet üç kısma ayrılmıştır:

   1. Kevni Hâkimiyet: Kâinatın yaratılışı, bir düzen ve kanuna göre belirlenişi, idare edilişi, varlıkta kalabilmesi için ihtiyaç duydukları şeyleri temin etmeyi elinde bulundurmak demektir. Hiç şüphesiz kevni hâkimiyeti elinde bulunduran Allah Azze ve Celle’dir. O şöyle buyurmaktadır: “De ki: Kimdir sizi gökten ve yerden rızıklandıran? Kimdir kulaklarınızı ve gözlerinizi yaratan? Kimdir ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkaran? Kimdir bütün işleri çekip çeviren, kâinatı yöneten? Duraksamadan ‘Allah’ diyecekler. De ki: ‘O halde O’nun cezasından sakınmaz mısınız?’” (Yunus: 10/31)

     2. Uhrevi Hâkimiyet: Ahiret günündeki tüm yetki ve kararlara sahip olmayı ifade eder. Hiçbir kimseye haksızlık yapmadan ceza veya mükâfata karar verenin, hükmünde ve idaresinde eşi ve benzeri olmayanın hâkimiyeti demektir.
Kevni hâkimiyet gibi uhrevi hâkimiyette Allah Azze ve Celle’ye aittir. Nitekim Rabbimiz Subhânehu ve Teâlâ, şöyle buyurmaktadır: “Kâfir olanlar, kendilerine kıyamet ansızın gelinceye yahut da onlara kısır bir günün azabı gelinceye dek, o Kur’an’dan şüphe içindedirler. İşte o gün Mülk Allah’ındır. O insanlar arasında hükmünü verir. Artık iman edip salih amel işleyenler Naim Cennetleri’ndedirler.” (Hac: 22/55-56)

Yukarıdaki ayeti kerimelerde ispat olunan kevni ve uhrevi hâkimiyet türlerini Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında yaşayan müşrikler -genel olarak- kabul ettiği gibi günümüz müşrikleri de kabul etmektedir.

     3. Şer’i Hâkimiyet: İnsanların ve cinlerin nasıl ibadet edeceklerini, tüm hayatlarına dair neyi yapabileceklerini ve de neyi yapamayacaklarını kanun ve yasa olarak belirtme gücünde bulunanın hâkimiyetidir. Kevni ve uhrevi hâkimiyeti elinde bulunduran Allah Azze ve Celle, şer’i hâkimiyeti de elinde bulunduran yegâne zattır.

Mutlak ve sınırsız hâkimiyet Allah’a aittir. Hükmetme konusunda kimseye ihtiyaç duymayan, kimseden çekinmeyen ‘ol’ dediğini olduran, her şey hakkında istediğini yapmaya güç ve kuvveti bulunan bir zatın yetkisidir hâkimiyet… Allah Azze ve Celle, bu gerçeği muciz kelamı olan Kur’an-ı Kerîm’inde şöyle ifade etmektedir:

“İyi bilin ki! Yaratmak da, emretmek de O’na aittir. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir.” (A’raf: 7/54)

“Hüküm veren Allah’tır, O’nun hükmünü gözden geçirecek hiç kimse yoktur. O’nun hesaplaşması pek çabuktur.” (Rad: 13/41)

“O hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez.” (Kehf: 18/26)

Kur’an-ı Kerim’i açıklayıcı olarak gönderilen, ‘vahyi gayri metluv’ sıfatına haiz olan Sünneti Seniyye de Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Muhakkak ki gerçek hâkim Allah’tır. Hüküm O’na döner.” (Ebu Davud, Nesâi)

Peygamberimizin mirasını yüklenen İslam’ın kandillerini olan imamlarımız şöyle demişlerdir:

İmam Taberi rahîmehullâh: “Allah yarattığı hiçbir mahlûku kendisine ortak kabul etmez. İnsanlar arasında hüküm verecek yalnızca O’dur. Hüküm verme, ihtilafları çözme, insanları ve işlerini idare etme konusunda dilediği ve sevdiği şekilde hareket eder. Bu özellik sadece O’nun hakkıdır.”

İmam Beğavi rahîmehullâh: “Hüküm vermek, emretmek ve yasaklamak ancak Allâh’u Teâlâ’ya ait bir haktır.”

Seyyid Kutub rahîmehullâh: “Hüküm vermek ve buna dayanan kararı uygulamak Allah’ın elindedir. Bu hususlarda kullardan herhangi birinin en ufak bir yetkisi yoktur.”

Bu ve benzeri ayeti kerimeler, hadis-i şerifler ve imamlarımızın sözleri çok açık bir şekilde şunu ifade etmektedir: “Hâkimiyet kayıtsız ve şartsız Allah’a aittir.”

Hâkimiyet, Rububiyyet sıfatlarına en mükemmel şekilde sahip olan ve bu sıfatlarda hiçbir noksanlığı bulunmayan bir zâtın sıfatıdır. Şüphesiz ki bu sıfatları kendisinde bulunduran Allah Subhânehu ve Teâlâ’dır. Hâkimiyet sıfatını kendisinde bulunduran Allah Azze ve Celle bu yetkide kimseyi kendisine ortak etmemiştir.

Allah’ın koyduğu kanunları işlevsiz kılmak, onları değiştirmek ve onların üzerine kanunlar getirmek gibi filleri uygulama yetkisi hiçbir kuruma, kuruluşa, devlete, otoriteye, başkana, cumhurbaşkanına, bakana ve milletvekillerine verilmemiştir.

Allah’ın ihtilafların çözümü için belirlemiş olduğu Kur’an ve Sünneti bir kenara bırakarak, beşeri sistemlere kanun ve yasa belirleme yetkisi verenler Allâh’u Teâlâ’ya hâkimiyet noktasında şirk koşup, maalesef Allâh’tan başkasına ibâdet eden kimselerden olmuşlardır. Nitekim İmam İbn Kayyım rahîmehullâh bunun hakkında çok güzel bir açıklama yaparak şöyle demiştir:

“İnsanların tağutu, Allah ve Rasulü’nün kanunlarıyla hükmetmeyen, Allah’tan başka kendisine muhâkeme olunan, ibadet edilen ve Allah’ın emrine dayanmaksızın, Allah’a itaat etmeksizin kendisine tabi olunandır. Bunları düşünür ve insanların durumuna bakarsan, insanların çoğunun Allah’a değil tağutlara ibadet ettiğini, Allah ve Rasulü’nün hükümlerine değil, tağutların hükümlerine muhâkeme olduklarını, Allah’a ve Rasulü’ne değil, tağuta itaat edip tabi olduklarını görürsün.” 

Sonuç itibariyle hâkimiyet yetkisi zaman veya mekân ayrımı olmaksızın Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya aittir. Bunun aksini ancak vahyin nurundan yoksun, basiretleri kapanmış, şeytanın dostu olan insanlar iddia ederler.

İlkte ve sonda hamd ve hüküm Allâh’a aittir. Salat ve selam yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’e, onun ali ve ashabı üzerine olsun.

Bir Cevap Yaz

Bir Cevap Yaz

E-Posta adresiniz paylaşılmayacaktır. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlenmiştir *