«
  1. Ana sayfa
  2. FIKIH
  3. Hacet Umûmî Olsun Husûsî Olsun Zarûret Menzilesine İndirilir / الحاجة تنزل منزلة الضرورة عامة أو خاصة

Hacet Umûmî Olsun Husûsî Olsun Zarûret Menzilesine İndirilir / الحاجة تنزل منزلة الضرورة عامة أو خاصة

FIKIH KÂİDELERİ

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle…

Hamd, âlemlerin rabbi olan Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve Rasûlüdür…

Bundan sonra:

<<<Kâide>>>

الْحَاجَةُ تُنَزَّلُ مَنْزِلَةَ الضَّرُورَةِ عَامَّةً أَوْ خَاصَّةً

Hâcet, umûmî olsun husûsî olsun zarûret menzilesine indirilir.

<<<Şerh>>>

Bu kâideyi İmâm Suyûtî (v. 911h.) ve İmâm İbn Nuceym (v. 970h.) rahîmehumallâh zikretmişlerdir. [Suyûti, el-Eşbâh: 88; İbn Nuceym, el-Eşbâh: 78] Mecelle-i Ahkâm’da ise 32. maddede geçmektedir.

Kâidenin Lafızları:

Hâcet: “Bir şeye muhtaç olmak, ihtiyaç duymak” demektir.

Istılâhta ise: “Kendisine ihtiyaç duyulan, ancak zarûret sınırına ulaşmayan meşakkattir.” Giderilmediği takdirde güçlük ve meşakkat sâbit olur. Ancak bu meşakkat, genel maslahatlarda beklenilen normal fesat derecesine ulaşmaz.

Anlaşılacağı üzere hacet; zarûretin altındaki meşakkattir.

Kâidenin Mefhûmu:

Hâcet, -kâidenin lafızlarında da yer aldığı üzere- umûmî ve husûsî olmak üzere iki çeşittir.

Umûmî hâcet/ihtiyaç, herhangi bir zaman dilimi için olsa bile, ümmetin tamâmını kapsayan hâcettir. Husûsî hacet ise, ihtiyacın ümmet içinde sadece bir grup için gerekli olduğu hâcettir. İhtiyacın bir beldenin, belirli bir meslek grubunun ya da muayyen bir şahsın ihtiyacı olması arasında -hacetin genel nitelikte olup umûmu ilgilendirmesi şartıyla- fark yoktur. Zîrâ belirli bir kesim ya da muayyen bir şahıs için geçerli olan hali hazırdaki bir hâcet, umûmu ilgilendiren bir zarûret olabilir. İmâm Cuveynî rahîmehullâh (v. 478h.) şöyle demiştir: “Hâcetü’l-cins/umûmî hâcet bazen tek kişinin karşılaştığı zarûret hali olabilir. Bir cins için ortaya çıkan ihtiyaç halinden o cinsin tümü engellendiği için o ihtiyaç tek kişinin zarûret hali olur. O cinse yönelik zarar husûsunda bunun etkisi fazla olur. Cinse göre bireylerin her biri bu zarara maruz kalmazlar.”

Hâcet, ister umûmî isterse de husûsî olsun zarûret menzilesine indirilir. İstisnaî kolaylıklar, zarûret halleriyle kısıtlanamaz. Aksine kolaylıklar zarûretin aşağısında olan cemaatin ihtiyaçlarını da kapsar. Bu halde kıyâsa aykırı olarak bazı cevâzlara gidilir.

Hacet ile zarûret arasındaki ortak noktalar dört maddede toplanır. Bunlar:

1. Söz konusu zorluk olağandışı bir meşakkat olmalıdır.

2. Meşakkatin takdirinde, normal ve ortalama bir kişinin durumu dikkate alınır.

3. Asli hükme muhâlefet dışında, alışılmış meşru yollardan başka meşakkati izale edecek bir yol olmamalıdır.

4. Hacet de zarûret gibi miktarınca takdir edilir. Yani hacet için caiz olan yalnızca hacet durumuyla sınırlı kalır. 

Hâcet İle Zarûretin Ayrıldığı Noktalar: 

Hacet ile zarûret arasındaki farklı noktalar beş maddede toplanır. Bunlar:

1. Hacetlerle ilgili olan ihtiyaç, zarûretlerden sonra ikinci mertebede gelir. Haciyatlar gözetilmezse mükelleflere bütün güçlük ve meşakkatler art arda gelir ve beraberinde can veya uzuv kaybı gibi helak meydana gelmez. Zarûret ise zorlayıcıdır. Zîrâ onunla birlikte -dîn, can, mal, nesil ve akıl olmak üzere- beş zarûretten biri için helâk gündeme gelir.

2. Ruhsat özel ve yakın mânâda zaruretlere bağlıdır. Haciyatlar ise âlimler tarafından ruhsat olarak isimlendirilmez, bilakis hacet olarak isimlendirilir.

Şeyhu’l-İslâm İbn Teymiyye rahîmehullâh (v. 728h.) şöyle demiştir: “Yiyeceklerden haram kılınmış olan, kıtlık ve açlıktan midenin kazınması olan zarûret dışında mübâh kılınmaz. Giyeceklerden haram kılınmış olan da zarûret ve hacetle mübâh kılınır. Sünnet böyle gelmiştir ve Allâh’ın arasını ayırdığı şey de birleştirme yoktur.”

3. Zarûretin aksine hacet başkasının malını almayı mazur kılmaz. Hacet içindeki bir mükellef, başkasının malını almakla günahkâr ve sorumlu olur.

4. Zarûret ile vaki olan istisnâî hükümler, genellikle şerîatta men edildiği sarih bir şekilde açıklanmış olan mahzurat için geçici bir mübâhlıktır. Haceti temel alan hükümler ise çoğunlukla sarih bir nass ile çatışmaz ve ekseri olarak kıyâsın hilafına yahut umûmî kaidelere muhâlif olarak varit olur.

5. Zarûret, hacetin aksine zorunluluk ister fert için ister toplum için hâsıl olsun, memnu olan şeyleri mubah kılar. Hacet ise, umûmî hükümlerden istisnâ edilecek şeyleri cemaat için olmadıkça gerekli kılmaz. Çünkü her mükellefin yenilenen ve diğerlerinden farklı ihtiyaçları vardır ve her bir ferde özel teşri tayin etme mümkün olmaz. Zarûret ise bunun aksine nâdir ve sınırlı bir durumdur.

Kâideden Çıkan Bazı Hükümler: 

• Hamama, ne kadar kalacağını ve oranın suyundan ne kadar kullanacağını bilmeden peşin ücret ödeyerek girmek ve suyundan içmek kıyâsa göre câiz değildir. Fakat bunda umûmun ihtıyâcı olması nedeniyle câiz görülmüştür. Sâbit ücret ile açık büfe yemek ve kahvaltı da bunun gibidir.

• İcâre/kiralama akdi kıyâsın hilâfına ihtiyaçtan ötürü nass ile câiz kılınmıştır. Oysa icâre akdi, menfaatler üzerine olur ve yokluk hükmündedir. Varlıktan önce yokluğa sâhib olmak ise imkânsızdır. Ancak hâcetin konumundan dolayı bu icârede mümkündür.

• Bir beldede helâlin çok nadir bulunacağı kadar haram umûmî olduysa, bu durumda ihtiyaç duyulan şeyin kullanımı câiz olur.

• Savaştaki hacet sebebiyle kâfirlerin ağaçlarını ve binâlarını telef etmek câizdir. Gâlib gelmek maksadıyla onların savaş araçlarını -isterse at gibi canlı olsun- telef etmek de böyledir.

• İstisnâ akdi, her ne kadar var olmayan bir şeyin satışı olup, kıyâsa ters düşse de insânların uygulamaları sebebiyle hacetten ötürü istihsan yoluyla icmâ ile caiz kılınmıştır. İstisnâ: Bir sanatkârdan mesleği ile ilgili bir şey imâl etmesi istenen -misâl olarak bir terziden kumaş, sıfat ve fiyat belirleyerek elbise dikmesini istemek gibi- sahîh bir sözleşme akdidir.

• Bir kimsenin alacaklısına ödeyecek olduğu borcu, bir başkasına havale etmesi/borcu satması kıyâsın hilâfına olarak hâcet sebebiyle izin verilmiştir. Bu halde borç, el değiştirerek başka bir kimsenin zimmetine geçer. İmâm Şirbinî rahîmehullâh şöyle demiştir: “En doğru olan görüşe göre havale, ihtiyaç sebebiyle izin verilmiş olan borcun, borç karşılığında satımıdır.”

Ebû Hureyre radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

«مَطْلُ الغَنِيِّ ظُلْمٌ، فَإِذَا أُتْبِعَ أَحَدُكُمْ عَلَى مَلِيٍّ فَلْيَتْبَعْ.»

“Varlıklı kimsenin ödemeyi geciktirmesi zulümdür. Sizden biriniz ödeme gücü olan birine havale edildiğinde onun peşine düşsün.” [Buhârî (2287); Müslim (3978)…]

Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh’a mahsustur. Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashabının üzerine olsun.

1441 h. / 2019 m.

Abdullâh Saîd el-Müderris.

İktibas Yapacakların Dikkatine!