«
  1. Ana sayfa
  2. Akaid Soruları
  3. Fâizli muamele olacağını bilerek mahkeme açmanın yahut başlaması için evrak hazırlamanın hükmü nedir?

Fâizli muamele olacağını bilerek mahkeme açmanın yahut başlaması için evrak hazırlamanın hükmü nedir?

Soru: Fâizli muamele olacağını bilerek mahkeme açmanın yahut başlaması için evrak hazırlamanın hükmü nedir?

Sorunun metni şöyledir: es-Selâmun Aleykum. Hayırlı günler. Ben bir devlet kurumunda memur olarak çalışıyorum. Kurumumuza yönelik açılan ya da kurumun açtığı davaların takibini yapıyoruz. Bu davaların sonucunda bazen taraf olan kişilere davanın neticesinde kurumumuza ödemesi gereken herhangi bir masrafı (avukat vekâlet ücreti, tazminat, v.b) konularda karşı tarafın bu tutarları ödememesi durumunda icra yoluna başvuruyor ve bu icra takibinin başlamasını sağlıyoruz. Ben ve diğer memur arkadaşım bu icra yazısını mahkemeye sunmamız, bunların takibini yapmamız, yazısını yazmamız ile ilgili dini bir yanlış yapıyor muyuz acaba? Çünkü icra takibinde yasal fâiz falan var. (Fâiz hesâblamalarını kurumumuz avukatları yapıyor biz sadece arada kalan işleri yapıyoruz). Şimdiden Allah razı olsun.

Cevâb: ve hüküm, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya mahsustur.

Allâh Subhânehu ve Teâlâ, bizlere hayırlı işler ve bereketli rızıklar ihsan etsin. Îmân üzere yaşayıp, böylece Rabbimize kavuşabilmeyi nasib etsin. Bilmelisin ki!

Allâh Subhânehu ve Teâlâ’nın hükümleriyle hükmetmeyen her otorite, kişi ya da kurum fark etmeksizin tâğûttur. Reddedilmesi îmânın sıhhati için şarttır. Kur’ân ve Sünnet haricinde herhangi bir şeye muhâkeme olmak ise tâğûta muhâkeme olmak demektir. İmâm İbn Kayyım rahîmehullâh şöyle demiştir: “Kim Rasûl’ün getirdiğinin dışında bir hüküm verir veya bu hükme muhâkeme olursa işte o, tâğûtu hakem tayin etmiş ve tâğûta muhâkeme olmuştur.” [İlâmu’l-Muvakkıîn: 1/40.]

Tâğûta muhâkeme olmakla alakalı olarak Allâh Subhânehu ve Teâlâ âyet-i kerîmesinde şöyle buyurmaktadır:

“Sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten îmân ettiklerini zannedenleri görmüyor musun? Bunlar, tâğûta muhâkeme olmayı istiyorlar. Oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardı. Şeytân da onları uzak bir sapıklıkla saptırmak istiyor.” (Nisâ: 4/60)

Şeyh Şankıti, şöyle demiştir: “Allâh’ın kanunlarından başka kanunlarla muhâkeme olmayı isteyenlerin şirke girdiklerini Nisâ Sûresi’nin 60. âyeti apaçık bir şekilde bildiriyor. Ve böylelerinin Müslümanlık iddiasını hayretle karşılıyor. Çünkü hem îmân ettiklerini iddia ediyorlar, hem de Allâh’ın kanunlarından başka kanunlarla muhâkeme olmayı istiyorlar. Oysa aynı kalbte Allâh’a îmân ile tâğûta muhâkeme olmaya rızâ gösterme bir arada bulunamaz. İşte bu onların îmân iddialarında yalancı olduklarını ortaya koymaktadır.” [Edvâu’l-Beyân: 3/259.]

İmâm İbn Kesîr rahîmehullâh ise şöyle demiştir: “Kim ihtilâf halinde Kitâb ve Sünnet’in hakemliğine gitmez ve o ikisine müracaat etmezse, o Allâh’a ve âhiret gününe îmân etmiş değildir.” [Tefsîru’l-Kur’ân-il Azîm: 2/304.]

Tâğûta muhâkeme olmanın hükmü bu olduktan sonra, kişinin kendisi yahut başkası adına ona vekâleten tâğûttan hüküm istemesi yahut bunun materyallerini hazırlaması asla câiz değildir.

Fâiz ise bildiğin üzere haramdır. Ümmet fâizin haram olması noktasında görüş birliği içindedir. İmâm Nevevî rahîmehullâh şöyle demiştir: “Müslümanlar fâizin haram olduğunu icmâ ile kabul etmişlerdir.” [el-Minhâc: 11/9] 

Allâh Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır:

“Allâh, alışverişi helâl, ribâyı/fâizi ise haram kılmıştır.” [el-Bakara: 2/275]

Ebû Hureyre radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Helâk edici yedi günahtan sakının… Onlar: Allâh’a şirk koşmak, sihir, hak ile olması dışında Allâh’ın öldürülmesini haram kıldığı canı öldürmek, yetim malını yemek, fâiz yemek, savaş günü arkasını dönüp kaçmak, hiçbir şeyden habersiz iffetli mü’min kadına iftirada bulunmak.” [(SAHÎH HADÎS:) Buhârî (2766); Müslim (145)…]

Bu sebeble fâizli muameleye -ister alınsın, isterse de verilsin- aracı ya da sebeb olmak, kâtibliğini  ya da şâhitliğini yapmak haramdır. Nitekim Câbir radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, o, şöyle demiştir: “Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem fâiz yiyene, yedirene, fâiz muamelesini yazan kimseye ve bu muamelenin şâhitlerine lanet etti! Ve: ‘Onlar günahta eşittir!’ buyurdu.” [(SAHÎH HADÎS:) Müslim (1598); Ahmed (1/393, 3/304)…]

Sonuç olarak, sorduğunuz şeyler câiz değildir. Bundan da ağırı sahîh bir îmân ile çelişmektedir.

 

Başarı, el-Hamîd ve el-Hakîm olan Allâh’tandır. 

O, her şeyin en iyisini bilendir.

Abdullah Saîd el-Müderris.

1436h./2014m.