«
  1. Ana sayfa
  2. MAKALELER
  3. Ey Allah’ın Kulu

Ey Allah’ın Kulu

makaleEY ALLAH’IN KULU 

Mustafa b. Sezgin 

 

Yaratan, yaşatan ve yönetenin ismiyle…

Ey Allah’ın kulu!

Öncelikle bu yazılanlar senin hem dünya hem de ahirette mutlu olman için Allah Subhanehu ve Teâlâ’yı tevhid  etme (bir kılma) ilkelerinden biri olan hâkimiyet ilkesini açıklamaktadır.

Şunu bil ki! Hiçbir kimse Allah Subhanehu ve Teâlâ’yı hâkimiyet sıfatında birlemeden geçerli bir iman sahibi olamaz. Bu sebeple sana düşen görev; Allah’u Teâlâ’dan başka hâkimiyet yetkisine sahip olduklarını iddia eden tağutları reddetmek ve Allah Subhanehu ve Teâlâ’yı tevhid etmendir.

Unutmaman gerekir ki! Âdem aleyhisselam’dan Muhammed aleyhisselam’a ondan da kıyamet gününe kadar devam edecek olan iman ile küfür savaşında her zaman bir taife imanı savunmuş ve mücadele etmiş diğer bir taife ise küfrüne devam edip hem dünya hem de ahiretlerini mahvetmişlerdir.

Çeşitli teorilerle (fikirlerle) farklı zamanlarda Allah Subhanehu ve Teâlâ’yı inkâr eden, İslam Dinini karalamaya çalışan insanlık âlemi, artık şu gerçeği kabul etmişlerdir. “Kâinatı yaratan büyük bir zat vardır.”

Zerreden kürreye, makrodan mikroya kadar kâinattaki her şeyi en mükemmel şekilde yaratan Allah Azze ve Celle, insanoğlunu dünyaya halife olarak göndermiştir. Âlemi ervahta (ruhlar âleminde) Allah’u Teâlâ’nın rablık sıfatını kabul eden insanoğlu zamanımızda da olduğu üzere rablık sıfatının bir gereği olan hâkimiyet yetkisinde Allah’u Teâlâ’ya -malesef- ortak koşmaktadırlar. Farkında olarak veya olmayarak Allah’u Teâlâ’nın yarattığı mahlûklara (yaratılmışlara), Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın sıfatlarını vermektedirler. Onlara İslam Dini’ne muhalifte olsa her konuda itaat etmektedirler.

Ey Allah’ın kulu! Sende görüyorsun ki, insanımız -maalesef ki- bu haldedir!

Hâlbuki Allah’u Teâlâ, Muhammed ümmetine kâinattaki her şeye meydan okuyan Kur’an-ı Kerim’i, hidayet rehberi olarak göndermiştir. Senin de bilmen gerekir ki, Rabbimiz Teâlâ muciz kelamında bütün insanlığa şöyle hitap etmiştir: Hüküm ancak Allah’ındır.” (Yusuf: 12/40)

Ey Allah’ın kulu!

Allah Azze ve Celle’nin sıfatlarına hiç kimse sahip değildir. Çünkü O Azze ve Celle, tek gerçek ilah, hükmünde, hâkimiyetinde ve otoritesinde tek yetkili olandır. Bu sebeple Peygamberimiz Muhammed aleyhisselam’ın Mekke müşriklerine anlatmış olduğu davet; putlarını yıkmaları ve hâkimiyeti sadece Allah’u Teâlâ’ya vermeleri ilkesinden oluşmaktadır. Çünkü o zamanın müşriklerinin şirki, Allah’u Teâlâ’dan başka putlara ibadet etmeleri ve hâkimiyeti Allah’u Teâlâ’ya değil yöneticilerine vermelerinden ibarettir.

Günümüzde ise insanlar on dört asır önce işlenen bu şirklerin aynısına devam etmektedirler. O zamanın hâkimiyet yetkisi verilen tağutları Darun Nedve’lerinde, şimdinin milletvekilleri ise Meclis’lerinde hükümler koymaktadırlar.

Bil ki! Bu meclisteki vekiller, Allah’u Teâlâ’nın hükümlerini bir kenara bırakarak kendi aciz akıllarından hükümler koymuşlardır. Hiçbir şekilde İslam’a ve Müslümanlara hayrı olmayan bu kanunların içerisinde Allah’u Teâlâ’nın helal dediği haram, haram dediği de helal olarak belirlenmiştir. İşte bu fiiller Allah’u Teâlâ’ya karşı firavunlaşmaktır. Firavun ise haddini aşarak kendini mutlak hükümdar ilan etmiştir. Allah’u Teâlâ ise onu dünyada helak etmiş ahirette ise ebedi Cehennemle cezalandırılmıştır.

Ey Allah’ın kulu! Bu fiillerden Allah’a sığın!

Bu aciz insanlar küçük bir acıya bile dayanamazlarken nasıl olur da Allah’u Teâlâ’ya karşı hâkimiyet iddiasında bulunabilmektedirler? Allah’u Teâlâ’dan başka kendileri gibi etten kemikten müteşekkil şekillenmiş bir insana nasıl olur da hâkimiyet yetkisi verebilmektedirler?

Bilmen gerekir ki, bu yetkilere her ne vasıta ile olursa olsun sahip olduklarını iddia edenler veyahut bu yetkileri Allah’u Teâlâ’dan başkasına verenler, Allah’u Teâlâ’ya hâkimiyet noktasında şirk (eş, benzer, denk, ortak) koşup İslam Dini’nden çıkmıştır. Bu fiilleri işleyen bir kimse, namaz kılan, oruç tutan, zekât veren ve hacca giden biri de olsa bu şirkinden tevbe etmediği sürece Müslüman vasfını alamaz!

Ey Allah’ın kulu! İyi düşün!

İslam dini bir yaşantının sembolüdür. Atmalardan ve katmalardan ayrı bir nizamdır. Allah’u Teâlâ’nın kıyamet gününde sahibinden kabul edeceği tek dindir. Bu dini beyan eden ve sınırlarını belirleyen Allah’u Teâlâ’dır. Bu sebeple O Azze ve Celle, hâkimiyet konusunda kimseyi kendisine ortak etmemiştir.

İslam dini insanın bütün hayatını kapsayan hükümleri içinde barındırmaktadır. Allah’u Teâlâ insanlar için faydalı olanları serbest, zararlı olanları da yasaklama ilkesini gözeterek hükümlerini insanoğluna bildirmiştir.

Son olarak bilmelisin ki! İhtilafların (anlaşmazlıkların) çözümü Kur’an ve Sünnet’tedir. Çünkü bu iki kitap kendisiyle kıyamete kadar kulların sorguya çekileceği kitaplardır. İhtiva ettiği hükümler hayatın 24 saatini kapsamaktadır. Bu sebeple bu kitaplar kulların dünya ve ahiret hayatlarını kazanmalarına vesile olan hayat kitaplarıdır.

Bunları düşünürsen, Allah’ın hükümleri dışında hüküm verenlerin, Allah’ın hükümlerinden başkasına muhakeme olanların, Allah’ın ve Resulünün hükümlerinin dışındaki hükümlere itaat edenlerin İslam dışında bir yaşantıyı benimseyip İslam Dini’nden çıktıklarını anlarsın.

Ey Allah’ın kulu!

Eğer Allah’ın dinini tevhid eden Muvahhitlerden (tevhid ehli) olmak istiyorsan; Allah’ın dışında hâkimiyet iddiasında bulunan tağutları reddetmeli, dilinle reddettiğin bu tağutlardan yaşantınla da uzak olduğunu ve onları sevmeyip buğz ettiğini göstermelisin. Yani sana düşen görev, Allah’u Teâlâ’yı Rububiyetinde (rablığında), Ulûhiyetinde (ilahlığında), isim ve sıfatlarında birlemektir.

Allah’u Teâlâ bu konuda seni başarılı kılsın…

Hamd ve hüküm Allah’a aittir. Salat ve selam yaratılmışların en hayırlısı Muhammed aleyhisselam’a ve onun ali ashabının üzerine olsun.