«
  1. Ana sayfa
  2. SOHBETLER
  3. Emin Olmak

Emin Olmak

Her türlü övgü ve övülmenin kendisine yapıldığı zatın ismiyle…

O ki, dünyanın ve ahiretin sahibidir. O ki, tüm noksanlıklardan münezzeh olup, her şeye gücü yetendir.

Ya Rab! Bizler aciz, Sen Kadirsin. Bizler fakir, Sen Ganisin. Bizler cahil, Sen Âlimsin. Acziyetimiz, fakriyetimiz ve cehlimiz Sana malumdur, Allah’ım!

Dilersen çorak yerler mümbitleşir, dilersen kıraç yerler yeşerir. Gönüllerimizi ilim ve hikmetle zenginleştir, Rabbimiz! Verdiklerini rızana uygun kullanmayı ve rızanı kazanmayı bizlere nasip eyle.

Ey kullarından haberdar olup, onları işiten ve gören! Ey tevbelerin ancak kendisine yapıldığı! Ey kullarını bağışlayan! Ey en güzel isimlerin sahibi olup, aracısız kendisinden istenilen, Rabbimiz! Senin Yüce isminle…

Değerli kardeşlerim! Müslümanlar olarak bizler İslam’ı bir bütün olarak öğrenmek ve yaşamak zorundayız. Bu bütünün içerisinde tahsil edilecek bir ahlakiyat ilmi ve tahsilinden sonra yaşantıya konulacak bir ameliyenin olduğu da hiçbir zaman unutulmamalıdır. 

Elbette bir Müslüman öncelikli olarak akide ilmini öğrenmelidir. Akide ilmiyle kişi nelere, nasıl inanacağını ve neleri de red edeceğini öğrenir. Elbette ki bir Müslüman dine nasıl girileceğini ve akideyi bozan hallerin neler olduğunu çok iyi bilmelidir. Elbette ki bir Müslüman tağutun ne olduğunu ve bu gün bu kavramın içerisine nelerin girdiğini adı gibi öğrenmelidir. Elbette ki İslam, tağutu red ile başlar. Tağutun ne olduğunu, onun içerisine nelerin girdiğini bilmeyenlerin tevhid ehli olamayacakları ortadadır.

İslam tağutu red ile başlar ancak tağutu red ile bitmez, kardeşler! Benzetme yerindeyse tağutu red İslam’ın giriş kapısıdır. O kapıdan giren Müslümanın daha gideceği çok yol vardır. İşte bu yolda karşımıza ahlak ta çıkar.

Bakınız Efendimiz aleyhisselam için Rabbimiz bizlere: Andolsun, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çokça ananlar için Rasûlullah en güzel örnektir. (Ahzab: 33/21) buyurmuştur. 

Bizler için adım adım takip edilmesi gereken ilk ve en güzel örnek odur. Kur’an-ı Kerim’de onun birçok vasfını görebiliriz.  Örneğin, Rabbimiz bize onun ahlakını şöyle haber vermektedir: 

“Muhakkak ki sen yüce bir ahlak üzerindesin.“ (Kalem: 68/4) Zaten Efendimiz aleyhisselam da bir hadisi şeriflerinde: “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” (Hakim-Beyhaki) buyurmuşlardır. O güzel ahlakın zirvesi olan seçilmiş elçi, güzel ahlakı yaşantısının her anında göstermiştir.

Ey ehli namaz! Bizlerin her gün her namazımızda istediğimiz şey, Rabbimizin bizleri ‘sıratı müstakim’e yani ‘dosdoğru yol’a iletmesidir, öyle değil mi? “Fatihasız namaz olmaz” (Buhari-Müslim) buyuran Efendimiz aleyhisselam’ın hadisinin ameliyesinde bizler Rabbimizden sürekli bunu istemekteyiz. “Bizleri dosdoğru yoluna ilet.” (Fatiha: 1/6) 

Ve bizler gönderilmiş elçilerden olan Efendimiz aleyhisselatu vesselam‘ın sıratı müstakim üzerinde olduğunu da yine kitabullahtan öğrenmekteyiz. Rabbimiz, Efendimiz aleyhisselatu vesselam için: “Muhakkak ki sen gönderilen elçilerdensin. Ve sen sıratı müstakim üzerindesin.” (Yasin: 36/3-4) buyurmaktadır.

Hiç şüphesiz ki, Efendimiz aleyhisselam’ı tanımadan, ona gereğince iman etmeden, onun yaşantısını yaşantı yapmadan dosdoğru yola kavuşulamayacağı da bir gerçektir.

Öyleyse bizler Efendimiz aleyhisselatu vesselam’ın hayatını öğrenmeliyiz. Onun nerede, nasıl hareket ettiğini araştırmalıyız. Tabi ki bunu yaparken arka plandaki mana boyutunu da ihmal etmemeliyiz. Evet, tarihte sebepler ve sonuçlar üzerinden değerlendirmeler yapılır. Ancak bizler Efendimiz aleyhisselam’ın hayatını tarihteki diğer olayları değerlendirdiğimiz gibi değerlendiremeyiz. Bilakis onun hayatının her bir kesiti hayatımızda ‘neyi-nerede-nasıl’ yapacağımızın açıklamalarını içerir.

İslam, bireyin Rabbiyle, bireyin bireyle ve toplumla, toplumların diğer toplumlarla ilişkilerinin nasıl olması gerektiğini açıklarken, bizler bunların nasıl yaşantıya geçtiğini yine Efendimiz aleyhisselam’ın hayatından öğreniriz. 

Onun Mekke ve Medine’deki hayatı belgelidir. Mekke’de geçen 53 senelik ömrünün peygamberlik öncesi ve sonrası önümüzdedir. O ‘Muhammedu’l Emin’dir. Bu isim kendisine iman etmeyenler tarafından verilmiş bir isimdir. Emin yani güvenilir olandır o. Hayatında güvenini zedeleyecek hiçbir şeyi yapmayan kişidir o. Zaten ona güvenilir diyenlerin risaletinden sonra da ona güvendiklerine şahit olmaktayız. Ona şair, sihirbaz gibi çeşitli sözlerle iftira atanların onun eminlik vasfına yönelik bir şey diyemediklerini de görmekteyiz.

Öyleyeyse ey zamane Mekkelerindeki kardeşlerim! 

Efendimiz aleyhisselam’ın izinde bizlerinde olması gereken vasıf eminlik vasfıdır. Bizlerin inancında olmayanların, hatta dine yedi yabancı olanların dahi,  inancımızdan dolayı bizleri hazmedemeseler de eminlik vasfımıza laf söyleyemeyecekleri bir ahlak üzerinde olmamız gerekmektedir. 

Ey kardeşlerim! Alırken ve satarken emin olmalıyız. Velev ki karşımızdaki Yahudi veya Hristiyan olsun, onları kandırmak diye bir şey Efendimiz aleyhisselam’ın ahlakında yoktu. 

Konuşurken emin olmalıyız. Velev ki karşımızdaki müşrik olsun. Müşriğe yalan söylemek diye bir şey Efendimiz aleyhisselam’ın ahlakında yoktu. 

Elimizle ve dilimizle emin olmalıyız. Müslüman, elinden ve dilinden Müslümanların emin olduğu insanken, bu eminliği Müslümanların haricindekilere de göstermeliyiz.

Efendimiz aleyhisselam’ın ahlakını kuşanmalı, cahiliye sistemlerindeki cahillerin arasında yaşıyor olsak ta, onların güvensizliğine rağmen, bizler güvenilirliğimizden ödün vermemeliyiz. 

Güzel ahlak sahibi dünya ve ahiretin hayrını elde etmişken, dünya ve ahiret hayırda olmak isteyenlerin olması gereken vasıflarda elbette bellidir.

Rabbimiz bizlerin içini ve dışını, hayatımızın her anını İslam’la donananlardan eylesin. Allahumme Âmin.

Esedullâh Saîd el-Muallim

Bir Cevap Yaz

Bir Cevap Yaz

E-Posta adresiniz paylaşılmayacaktır. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlenmiştir *