«
  1. Ana sayfa
  2. AKAİD
  3. En Büyük Nimet İman

En Büyük Nimet İman

makaleEN BÜYÜK NİMET İMAN 

Mustafa b. Sezgin 

 

Yaratan, yaşatan ve yönetenin ismiyle…

Bize din olarak İslam Dini’ni seçen Allah Subhanehu ve Teala’ya hamdolsun. O ki, şeytanın tuzaklarına karşı kullarını korumak için, Nebi ve Resulleri ile hidayet yolunu göstermiştir. Artık kim akledenlerden ve Cenneti isteyenlerden ise, O’nun Subhanehu ve Teâlâ yoluna uysun. Bu yol kendisine girildiğinde sahibini Cennete ulaştıran ‘Sırat-ı Müstakim’dir.

Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın kullar üzerindeki nimetlerini saymakla bitiremeyiz. O Subhanehu ve Teâlâ bize öyle nimetler vermiştir ki, biz o nimetlerin daha farkına bile varamamışızdır. Bu sebeble Rasûlullâh  sallallâhu aleyhi ve sellem’in ağzından dökülen “Her halimiz için Allah’a hamdolsun’ sözünü burada da tekrarlıyoruz. Çünkü biz Allah Subhanehu ve Teâlâ’ın bize verdiği bütün nimetleri bilemediğimiz gibi saymaktan da aciziz. Nitekim Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Eğer Allah’ın nimetlerini saymaya çalışsanız, sayamazsınız.” (Nahl: 16/18)

Şöyle ki dünya da yaşadığımız hayat fani bir hayattır. Herkesin bu dünya hayatına bir gün bir nokta koyduğu gibi bizde “her nefis ölümü tadacaktır” emrine uyanlardan olacağız. Bu şekilde ölümsüz bir hayata geçişin ilk adımı gerçekleşmiş olacak. Bizden önce arkalarında yatları katları bırakanlar, yanlarında sadece amellerini götürmüşlerdir. Bizde onlara tabi olarak Rabbimizin huzuruna amellerimiz ile çıkacağız.

Bu açıdan bakıldığında dünya hayatındaki en büyük nimet ve zenginlik iman sahibi olmaktır. Çünkü iman sahibi bir kimse, bu imanıyla hem dünya da hem de ahiret yurdunda kendine fayda sağlayacaktır. Eğer Allah Subhanehu ve Teâlâ bir kuluna iman nasip etmiş ise, bu kul dünya semasında sahip olabileceği en değerli şeyi elde etmiştir.

Dünya ve ahiret yurdunda kul için en değerli bir nimet olan iman, İslami ıstılahta: ‘Allah’tan başka kendisine ibadet edilen her şeyin reddedilmesi, Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın, Muhammed Sallallâhu aleyhi ve sellem aracılığı ile gönderdiklerini kalb ile tasdik etmek, dil ile ikrar etmek ve organlarla amel etmek’ demektir.

Zamanımızda küfrün –maalesef- dünyanın her tarafını kapsadığını görmekteyiz. İnsanlar had ve sınır dinlemeden Allah Subhanehu ve Teâlâ’ya isyan ediyor ve isyana davet ediyorlar. Bu yaşantılarına aykırı olan İslam Dini’ne ve Müslümanlara düşman olan bu zihniyet, ellerinden geldiği kadarı ile Müslümanları –maalesef- öldürüyor, hapsediyor, işkence ediyor… Bunu tarihte gördüğümüz gibi zamanımızda pek çok yerde yapılan zulümlerde de gözlemlemekteyiz.

Çünkü İslam sadece dil ile “La ilahe İllallah” kelimesini söylediği halde Allah’a şirk koşanları Müslüman olarak kabul etmemektedir. Bu sebeble Müslüman kimliğine sahip olabilmek için “La ilahe illallah” ın manasını bilerek, gerektirdiği tevhidi sağlayarak, tağutları reddedip bütün şirkleri terk etmek gerekir.

Tevhid akidesini bu şekilde anlayıp sahabe, tabiin ve ona tabi olan etba’nın yolu üzere yani Ehl-i sünnet vel cemaat’in akidesini takip edenler, her zaman bu zihniyetin düşmanı olmuş ve bu zihniyet her zaman bu Müslümanlara zarar vermek için çeşitli planlar hazırlamıştır.

İman edip imanlı kalmak yaşadığımız coğrafyada bu kadar zor iken, kendisine iman nasip olan kimselerin, pis bir bataklıktan çıkıp, tertemiz bir nurla bütün pisliklerden arındığının farkında olması gerekir. Çünkü şirk içerisindeki bir hayat anlamsız boş bir hayattır. Ahiret yurdunda kula hiçbir faydası yoktur. Sadece dünyevi zevkleri ve Allah’a isyanı ihtiva etmektedir. Zinalı, alkollü ve uyuşturuculu bir hayattan başka bir şey ifade etmez. Şirk üzere yaşayanlar ölüm kendilerine geldiğinde her şeyin boş olduğunu anlarlar ve artık ‘eyvah’ demeleri bir işe yaramaz.

Bunları düşündüğümüzde Allah Subhanehu ve Teâlâ’ya sığınmalı ve bize katından bir rahmet olarak hidayet nasip ettiği için kendisine sonsuz şükranlarımızı sunmalıyız. Eğer biz bu nimetin şükrünü bilmez isek Allah Subhanehu ve Teâlâ sünnetullah’ı gereği bu nimeti elimizden alır ve bize acı azap eder. Nitekim O Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır: “Eğer şükrederseniz nimetimi artıracağım. Ve eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.” (İbrahim: 14/7)

“Gerçekten mü’minler kurtuluşa ermiştir.” (Mü’minun: 23/1) İlahi hitabıyla Rabbimiz Allah Azze ve Celle aslında cennetin ancak mü’min kimselerden olunduğu zaman elde edilebileceğini haber vermektedir. Bu hitapta Rabbimiz Allah Azze ve Celle kurtulanlar için “mü’min” sıfatını kullanmıştır. Çünkü iman derece derecedir. En yüksek derecesi ise mü’minlik vasfına sahip olabilmektir.

Bu sebeble sadece Müslüman olmakla yetinmeyip imanımızı kuvvetlendirmeli, Allah Subhanehu ve Teâlâ’yı razı edecek amellerle meşgul olarak “mü’min” vasfına nail olabilmek için mücadele etmeliyiz.

Çünkü küfür ehli Müslümanlara zarar vermek ve onları ortadan kaldırmak için gece-gündüz çalışmaktadır. Biz Müslümanlarda Rabbimiz Allah Azze ve Celle’nin davasını temsil ederek, O’nun dinini yaymalı ve yayılması için gayret göstermeliyiz. Çünkü biz ‘Sırat-ı Müstakim’ üzere olan, Allah Azze ve Celle’nin Muvahhid kullarındanız ve Rabbimiz Allah Azze ve Celle daima bizimle beraberdir.

Şirk ile verdiğimiz ve bizden sonra diğer Muvahhidlerin kıyamet gününe kadar verecek olduğu mücadele; Tevhid’in yayılması olacaktır. Bu mücadele beraberinde tabii olarak bazı dünyevi sıkıntıları ve meşakkatleri getirecektir. Ne kadar olumsuzlarda meydana gelse biz Muvahhid dava erleri bu yoldan dönmez ve ümidimizi kaybetmeyiz. Çünkü biz yani Allah Azze ve Celle’ye  iman eden kullar olarak, zaferin ve fethin imtihanların altında olduğunu biliriz. Nitekim Rabbimiz Allah Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır: “Gevşemeyin üzülmeyin, eğer mü’min iseniz en üstün siz olacaksınız.” (Ali İmran: 3/139)

Allah Subhanehu ve Teâlâ biz Muhammed ümmetini insanlık için en hayırlı ümmet kılmıştır. Rabbimiz Allah Azze ve Celle bizi, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir ümmet olarak tanımlamaktadır. Buna binaen Müslümanların vazifesi; küfre ve küffara karşı hakkı nasihat etmek ve kötülüklerine engel olmaya çalışmaktır. Nitekim Rabbimiz Allah Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır: “Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz.” (Ali İmran 3/110)

Bu sebeble biz Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyen, Allah’ın hükümlerini beğenmeyen, İslam’a ve Müslümanlara düşman olan, Allah’ın herhangi bir sıfatını Allah’tan başkasına veren kimseleri, her ne kadar ‘La ilahe İllallah’da deseler bu kelimeyi bozacak amelleri işledikleri için Müslümanlar olarak görmeyiz. İnsanlara bunlara karşı sevgi beslememeleri ve bunları Müslüman olarak görmemeleri için İslam’ı tebliğ ederiz.

Fakat unutulmaması gereken bir gerçek vardır ki o da, Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın dininin bize ihtiyacının olmaması, aksine bizim O’nun dinine ihtiyacımız olduğudur. Bu sebeble Rabbimize bize verdiği iman dolayısı ile çok şükretmeli, ibadetlerimizi sadece O’nun rızası için yapmalı ve imanlı olarak can verenlerden olmak için kendisine yalvarmalıyız. Eğer aksini yapar şükretmez isyan edersek–Allah korusun- Rabbimiz bu iman nimetini bizden alır ve bizden daha layık gördüğü kullarına verir. Nitekim Allah Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse Allah, sevdiği ve kendisini seven, mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve zorlu bir toplum getirecektir. Bunlar Allah yolunda cihat ederler ve hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar. Bu Allah’ın dilediğine verdiği bir lütuftur. Allah’ın lütfu ve ilmi geniştir.” (Maide: 5/54)

Son olarak Rabbimizden niyazımız; bizi kendisini seven kullarından eylemesi ve inşallah bir gün İslam’ın dünya hâkimiyetini görüp, imanlı bir şekilde ölen kullarından olmayı bize nasip etmesidir…

Hamd Allah’a aittir. Salat ve Selâm O’nun Resulü üzerine olsun…