«
  1. Ana sayfa
  2. AHLAK
  3. Emanet Şuuru ve Beden Emaneti

Emanet Şuuru ve Beden Emaneti

EMANET ŞUURU
VE BEDEN EMANETİ

Esedullâh Saîd 

 

Birçok insan farkında olmasa da beden de bizlere verilmiş olan bir emanettir.

Evet, yanlış okumuyorsunuz.

O benim dediğiniz, yıkayıp pakladığınız, en güzel elbiseleri giydirdiğiniz, güzel besinlerle besleyip, sıcaktan soğuktan koruduğunuz bedenlerimiz bizlere verilmiş bir emanet. Sahibi tarafından alınacak emanetlerden sadece birisi.

Belki de hiç düşünmeyip, hiç istemediğimiz, hiçte hazır olmadığımız bir zamanda bizlerden alınacak.

Peki, alındığında ne olacak?

Cevap açık ve net:

Verilme gayesinden sorgulanacağız.

Siz bu bedenle ne yaparsak yapalım bir sorgulama olmayacak mı sanıyorsunuz?

Hayır! Öyle değil elbette!

Herkesin bildiği gibi bu dünyada bile bedeniyle suç işleyenlerin işledikleri suçlara göre cezalar varken, ebedi âlemde de bedenin ne için kullanıldığının bir sorgusu var elbet!

Sorgulardan sadece birisi bize emanet olarak verilen bedenimizi nerede, ne ile meşgul ettiğimiz olacak. Ve bir diğeri verilen ömür emanetiyle ne yaptığımız…

Düşünün, siz birisine değerli bir eşyanızı emanet olarak verseniz ve deseniz ki:

“Gerektiğinde gerektiği gibi kullanabilirsin!”

O da bu emanete sanki kendi malına davranır gibi hoyrat davranıp, onu gerekli-gereksiz, yağmurda-çamurda gelişi güzel kullansa emanete ihanet etmiş olmaz mı?

Böyle bir şeyi kim yaparsa yapsın sonuç aynı kapıya çıkar:

Emanete ihanet…

Neden böyle denirse?

Çünkü veren verdiğini belirli bir şart ile vermişti. O şartın çiğnenmesi demek emanetin çiğnenmesi demektir.

İşte bize verilen bu beden de ona iyi bakmamız ve onunla emredilenleri yaparak, yasaklandıklarımızdan da sakınmamız için bizlere verilmiştir.

Kim ki emanete riayet eder ve bedenin verilme gayesine göre yaşarsa, bu kişi iki hayatında bahtiyarı olacak olandır. Tabi bunun tersi de mümkün. Emanete ihanet ederek bedenini emrolunmadığı şeylerle harcayan ve emrolunduklarından da kaçınan kişi iki hayatta da mutsuz olacak bedbaht kişidir.

Kazanmak veya kaybetmek, mutluluk veya mutsuzluk… İnsanlar önlerine gelen bu şıklardan kendileri için isteyip seçecekleri şık, “kazanan mutlu kişi” olmak olacaktır.

Tabi ki, “kazanan mutlu kişi” olmak için sadece istemek yeterli değildir. Yapılması gerekenler yapılmadan, emanetler korunmadan sadece kuru kuruya istemek boş bir istektir.

Yüce yaratıcının kulluk için yarattıkları olarak tüm etrafımızdakileri İslami bir şuurla algılamamız mutluluğa ve kazanca giden birinci adımdır. Bundan dolayıdır ki, öncelikle tüm kavramlar İslami bir bakış açısıyla tekrar gözden geçirilmelidir; “emanet kavramı” ve buna bağlı olarak “beden emaneti” de…

İslami bakış açısı, bizlere birçok göremediğimiz hakikati görmemizi sağlayacaktır. Öyle ki bu hakikatlerin farkında olmamız iki hayatımıza olumlu etki yapacaktır. Bizler tek hayatlılar değiliz. Bedenin verilme gayesi de dünya değil! Buradan orayı kazanmak…

Beden gibi hayatta bizlere verilen bir emanet; her soluk bir emanet… İnsan, anlarının dahi emanet olduğunu aklından hiç çıkarmadan yaşayabilseydi nasıl olurdu acaba? Her zaman dünya ve ahiret için faydalı olanların peşine düşer ve zararlı olanlarda da her daim kaçardı herhalde?

Bir düşünseniz ya, insanoğlu bedenine emanet şuuruyla baktığında bedene zararlı olan maddeleri almayacaktır. Bu hem kendisi, hem çevresi ve toplum için kazançtır. Tabi bununda tersi düşünülebilir. Bedene zararlı maddelerin alınması hem kişinin kendine, hem de çevresindekilere ve topluma zarardır.

Kar ve zarar değerlendirmesini yapan biz insanların emanet şuuruna gereken hassasiyeti göstermemiz gerekir. Daha vakit varken emanetlerimize sahip çıkalım.

Selam ve dua ile…