«
  1. Ana sayfa
  2. Akaid Soruları
  3. Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat ne demektir?

Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat ne demektir?

Soru: Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat ne demektir?

Cevâb: Hamd ve hüküm, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya mahsustur.

“Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat” dendiğinde bundan neyin kastedildiğinin anlaşılması için “sünnet” ve “cemaat” kelimelerinin tek tek açıklanması gerekir.

“S-n-n” kökünden gelen sünnet kelimesi lügatte: “Bir şeyin kolaylıkla akması ve dökülmesi” anlamına gelmektedir. Bu anlamıyla bağlantılı olarak sünnete, “sîret” mânâsı da verilmiştir. Dilciler tarafından sünnet kelimesine: “Tavsif edilmek (nitelemek) kaydıyla iyi veya kötü gidişât, tarîkat/yol, yol güzergâhı, yaşam tarzı, uygulama, metot, önceden bilinmeyen bir şeyi tâkib edilen bir yol haline getirme, bir yola girip yürüme, toplum için kural koyma, beyân etme ve bir şeyi âdet olarak ihdâs etmek, örnek olarak ortaya koymak” gibi mânâlar verilmiştir. [Bak: “S-n-n” Maddesi: İsfahânî, el-Müfredat; Firûzâbâdî, el-Kâmûsu’l-Muhît; İbn Manzûr, Lisânu’l-Arab; Cevherî, es-Sıhâh; İbn Fâris, Mucemu Makâyisi’l-Luğa; Zebidî, Tâcu’l-Arûs…]

Sünnet kelimesi: Gidişât, sîret, tâkib edilen ve örnek alınan yol, hayat tarzı, metot gibi anlamlarını korumakla birlikte bu anlamlar Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in tarîk ve sîretine, O’nun gidişâtına tahsis olunmuştur. Muhaddisler (hadîs âlimleri) sünnet kavramını şöyle tanımlarlar: “Sünnet: Gerek peygamberliğinden önce gerekse de peygamberliğinden sonra Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’den nakledilen söz, fiil, takrir, sıfat, ahlâk, âdet veya hareketleridir.” Fâkihler (fıkıh âlimleri) ise muhaddislerin sünnet kavramı hakkındaki bu tarifini daraltarak şöyle derler: “Sünnet: Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in peygamberliğinden sonraki söz, fiil ve takrirleridir.” Akîde âlimlerinin ıstılâhında: “Sünnet: İlim, îtikâd, söz ve amel cihetiyle Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashâbının üzerinde olduğu yoldur. O ittiba edilmesi gereken, ehli övülen ve muhâlifleri kötülenen bir yoldur.” [İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ: 18/6-10; Halîl Herrâs, Şerhu Akîdeti’l-Vâsıtiyye: 61; Nasır bin Abdulkerîm, Mehâbis fî Akîdeti Ehli’s-Sunne: 13.]

“C-m-a” kökünden gelen cemaat kelimesi ise lügatte: “Toplamak, toplanmak ve bir araya gelmek” anlamlarını içermektedir. Akîde âlimlerinin ıstılâhında cemaat kelimesinin mânâsı şöyledir: “Allâh’ın Kitâbı ile Rasûlü’nün Sünneti’ndeki apaçık hakkın etrafında toplanmış ve bu ümmetin selefini teşkil eden ashâb-ı kirâm ile tabiîn ve kıyâmete kadar onlara ihsan ilkesince uyanlardır.” [Bak: “C-m-a” Mad-desi: İsfahânî, el-Müfredat; Firûzâbâdî, el-Kâmûsu’l-Muhît; İbn Manzûr, Lisânu’l-Arab; Cevherî, es-Sıhâh; İbn Fâris, Mucemu Makâyisi’l-Luğa; Zebidî, Tâcu’l-Arûs; Halîl Herrâs, Şerhu Akîdeti’l-Vâsıtiyye: 61]

Bu sebeble akîde ilminde cemaat lafzı, dînde ilim ve fıkıh sâhibi, hadîs ehli kimseler ile kendilerine uyulan ve sünnet ile amel eden hidâyet önderleri, onların yollarını izleyip, izlerinden giden kimseler hakkında kullanılır. İşte bunlar, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e ve Müslümanların ilk cemaatini teşkil eden onun ashâbına uyan kimselerdir. Hak üzere bulunan her bir cemaat de onların devamıdır.

Sünnet ve cemaat kelimelerinin anlamlarını açıkladıktan sonra, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat dendiğinde bundan neyin kastedildiğini kısaca beyân edelim: Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in ve ashâbının, îmân ve amel ettiği yol üzerinde gidenlere verilen bir isimdir. Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’in kendisiyle tanınmış olduğu başka isimleri de vardır.

Bunlardan bazıları şöyledir: Ehl-i Sünnet, Ehl-i Cemaat, Selef-i Sâlih, Ehl-i Eser ve Ehl-i Hadîs… Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat: İtikatlarını, sözlerini, amellerini, Kur’ân-ı Kerîm’den ve Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in Sünneti’nden alarak îmân ve amel ederler. Kur’ân ve Sünnet’in önüne hiçbir şeyi geçirmeden onların hükümlerine tâbi olurlar ve asla bu ikisini birbirinden ayırmazlar. Dînin kaynağı olan Kitâb’ın müteşabihlerini muhkemlerine götürerek anlamaya çalışırlar. Sünnet’i ister mütevâtir, ister ahad olsun akîdenin ve fıkhın esası kabul ederler. Kur’ân ve Sünnet nasslarını sahâbe, tabiîn ve onlara uyanların anlayışı üzere idrak ederler. Onların nasslar hakkında söylemediklerini asla söylemezler. Kur’ân ve Sünnet’te dînin esasları eksiksiz olarak açıklandığından dîne sonradan sokulan her şeyi bid’at olarak kabul ederek, her türlü bid’ati reddederler…

 

Başarı, el-Hamîd ve el-Hakîm olan Allâh’tandır. 

O, her şeyin en iyisini bilendir.

Abdullah Saîd el-Müderris.

1436h./2014m.