«
  1. Ana sayfa
  2. MAKALELER
  3. Eğitimin Önemi

Eğitimin Önemi

makaleEĞİTİMİN ÖNEMİ

Abdurrezzâk el-Muhâcir

 

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle…

Hamd yalnızca Allâh’a âittir. O’na hamdeder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını da hiç kimse hidâyete erdiremez. Ben şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve Rasûlüdür.

Geçici olan bu imtihan diyârında, ilk insân Âdem aleyhisselâm ile başlayan ve kıyâmete kadar sürecek olan değişmez ilkelerden bir tanesi de eğitim ve öğretim müessesesidir. Toplumların gelişerek medenileşmesi ya da gün geçtikçe medeniyetten uzaklaşarak ilkelleşmesi bu müesseselerin varlığı ve çalışmasına bağlıdır.

Hidâyet rehberimiz olan Kur’an-ı Kerîm’de Allâh’u Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Her ümmet için bir rasûl vardır.” (Yûnus: 10/47) İşte insanlığın en büyük muallimleri olan bu mubârek zatlar, eğitim ve öğretim müesseselerinin kurucularıdırlar. Onların eğittikleri toplumlar medeniyetin en üstün mertebelerine erişmiş, dünya ve âhiret saâdetini elde etmişlerdir.

Bu muallimlerin en büyüğü ve sonuncusu Peygamber efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’dir. Tüm peygamberler kavimleri için “örnek insân” konumundadırlar. Allâh’u Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Andolsun, sizin için, Allâh’ı ve ahiret gününü umanlar ve Allâh’ı çokça zikredenler için Allâh’ın Rasûlü’nde güzel bir örnek vardır.” (Ahzab: 33/21)

Âyeti kerimede husûsen Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem zikredilse de, tüm peygamberlerin bir vasfıda  “usvetun hasene” yani en güzel örnek olmalarıdır. Bu tevhid davetçilerini kendilerine örnek edinenler sâidler zümresine dâhil olurken, yüz çeviren isyankârlar ise şâkîler zümresine katılmışlardır. Rabbim bizleri bu hak davetçilere ittibâ eden sâidlerden eylesin. Allâhumme âmin.

İnsânlık târihini incelediğimiz zaman görüyoruz ki, eğitim kurumları ya nebevî metotla hareket etmiş veya tam zıttı bir yol seçerek -sözde medeniyet- dedikleri batının zehirli ağına takılmışlardır. Bu durum geçmişte olduğu gibi günümüzde de devam etmektedir. Sözde medeniyet öğreten öğütüm kurumları kurulmuş, bu meclislerde körpecik zihinler eğitim adı altında Batılılaştırılmış ve de Batılılaştırılmaktadır. Küçük yaşta kendilerine batının örfü, ahlâkı benimsetilen sabîler, büyüdükleri zaman bu durumu yadırgamaz hale gelmektedirler. Çünkü insân, devamlı amel ettiği şeye alışır. Kişi, başta sevip benimsemese de, zamanla bu durum kendisine normal gelecektir.

Peki, geleceğin büyükleri olacak ve topluma yön verecek çocuklarımızı nasıl eğitmeliyiz? Bu sorunun cevâbını anayasamız olan Kur’ân ve sahîh Sünnet’ten öğrenmeliyiz. Rab olarak Allâh’tan, Dîn olarak İslâm’dan ve Rasûl olarak Muhammed aleyhisselâm’dan râzı olan her kulun hidâyet rehberi bu iki kaynaktır. Öyleyse ihtiyacımız olan her ne varsa, bunun cevâbını bu iki kaynakta aramalıyız.

Gerek geçmiş toplumlarda, gerekse de günümüz toplumunda insânların haktan uzaklaşarak bozulmalarının ilk sebebi bu iki kaynaktan yüz çevirmeleridir. Sorunlarının çözümlerini beşer ürünü kanunlardan beklemeleri ve yalnız akıl yürüterek sonuca varmak istemeleri ise bunu takip eden diğer sebeplerdendir.

Evet, bugünün küçükleri elbette yarının büyükleri olacaklardır. Buna bağlı olarak nesillerin İslâmi ya da gayri İslâmi yetişmesine sebeb olacak yine büyüklerdir. Ya bizim eğittiğimiz çocuklar ümmete bir kandil olup ışık tutacak, ya da eğitemediğimiz kimseler ümmetin başına belâ, musibet olacaklardır. Nasıl da zincirleme bir halka. Herhangi bir yerdeki eksiklik, kopukluk tüm hesapları alt üst edecektir.

Bu yüzdendir ki, eğitim öncelikle ailede başlar. Zihinleri kirletilmeden, tertemiz iken çocukları eğitmeliyiz. Önce ahlâklar güzelleştirimelidir. Çünkü edep olmadan ilim kişiyi -Allâh korusun- şeytanlaştırabilir. Bunun en bâriz örneği onca ilme rağmen isyan eden baş tağut İblis aleyhillanedir. Bizim örneğimiz ise tabî ki Allâh Rasûlü sallallâhu aleyhi ve sellem’dir. “Ve şüphesiz sen, pek büyük bir ahlâk üzerindesin.” (Kalem: 68/4) Âyeti kerimede Allâh’u Teâlâ elçisini büyük bir ahlâk sahibi kıldığını bildirmiştir. Ve bizlere de ahlâk sahibi kimseler olmamızın gereğini öğretmektedir. Yine peygamber efendimiz bir hadîsi şeriflerinde “Sizin en hayırlınız, ahlakça en güzel olanınızdır” buyurmaktadır. (Buhâri, Müslim…)

Hayânın sahibine kazandırdığı birçok güzellik vardır. Bunlardan bazıları efendimiz aleyhisselatu vesselâm’ın dilinden şunlardır: “Hayâ imândandır.” (Tirmizî) “Hayâ ancak hayır getirir.” (Buhâri, Müslim) “Hayânın hepsi hayırdır.” (Müslim) “Hayâ zinettir.” (Hakim)

Subhânallâh! Ne güzel vasıflardır bunlar. İmânın bir tezahürü olan, hayırdan başka bir şey getirmeyen bir süs. Kim bu süsle bezenmek istemez ki? İstediğimizi elde etmenin yolu ise gayet açıktır. Nebevî metotla eğitim ve öğretim.

Zamanımızda ise maalesef bu metot yerine batının eğitim sistemi uygulanmaktadır. Bunun sonucu da ortadadır. Gençlerimizin kendilerine örnek aldıkları şahsiyetler, giyim-kuşamları, yeme-içmeleri kısacası hayatın her alanında genellikle batı kültürüdür. Durum Peygamber efendimizin şu hadîsi şeriflerinde buyurduğu bir hal almıştır: “Sizler kendinizden önce geçen milletlerin yoluna karışı karışına, arşını arşınına tıpatıp muhakkak uyacaksınız! O kadar ki onlar keler deliğine girmiş olsalar, siz de muhakkak oraya gireceksiniz. Biz: Yâ Rasûlullah! Bu ümmetler Yahûdi ve Hristiyanlar mı? Diye sorduk. Rasûlullah: Onlardan başka kim olacak buyurdu.” (Buhâri)

İşin başındaki bozukluk haliyle işin sonuna da etki edecektir. İşte bu ifsat faaliyetlerinden bazıları şunlardır: Etik adı altında sözde ahlâk anlayışını çocuklarımıza aşıladılar. Önce, karma eğitim sistemi ile erkek ve kız ayırmadan bir araya toplayarak İslâm’ın haremlik selamlık uygulamasını iptal ettiler. Bu da yetmezmiş gibi kızlara kısa etek giydirip, başlarını açtırdılar. Ateşle barut misali kız erkek yan yana oturtarak zinâya kapı açtılar. Ardından içerisinde küfrün, şirkin, haramın ve türlü İslâm’sızlığın dolup taştığı müfredatlarını bozulmamış fıtratlara işlediler. Allâh’ın adı anılmadan başladıkları derslerden evvel, bu da yetmezmiş gibi çeşitli beyitlerle kavmiyetçiliği onlara benimsettiler. Hâlbuki İslâm Dîni kavmiyetçiliği ortadan kaldırmış ve bunu yasaklamıştır. Rasulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Kim körü körüne dikilmiş bir sancağın altında asabiyete(kavmiyetçiliğe) davet eder veya bir asabiyete yardım ederken öldürülürse işte o kimse cahiliye ölümü üzere ölmüştür.” (Müslim) Her akıl sahibinin böyle bir ölümden Allâh’u Teâlâ’ya sığınması gerekir.

İşte, bu sözde eğitim, özde öğütüm kurumlarının çocuklarımıza ve dolayısıyla topluma verdiği zararlar oldukça çoktur. Bizlere düşen görev ise şudur. Yaratılma gayemiz olan kulluğu önce nefsimize, ardından da ehlimize hatırlatmalıyız. Sonra bu bilinci kalbimize nakş, dilimize zikretmeliyiz. Son olarak bu inanç ve sözümüzün gereğini hayatımızda tatbik etmeliyiz.

 Allâh’u Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Kendinizi ve yakınlarınızı ateşten koruyun ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır; üzerinde oldukça sert, güçlü melekler vardır. Allâh kendilerine neyi emretmişse ona isyan etmezler ve emredildiklerini yerine getirirler.” (Tahrîm: 66/6)

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ise şöyle buyurmaktadır: “Hepiniz çobansınız(yöneticisiniz) ve sürünüzden mesulsünüz.İmâm çobandır ve sürüsünden mesuldür. Erkek ailesinin çobanıdır ve sürüsünden mesuldür. Kadın, kocasının evinde çobandır, o da sürüsünden mesuldür. Hizmetçi efendisinin malından sorumludur ve sürüsünden mesuldür.” (Buharî,Müslim…)

Âyet ve hadîsi şerifte de görüyoruz ki, toplumun en üst mertebesindeki halifeden, en alt tabakasındaki hizmetçiye kadar herkesin bir sorumluluğu vardır. Öyleyse herkes üzerine düşen bu sorumluluğun farkına varmalı ve gerektiği şekilde amel etmelidir.

Hak ve bâtıl mücâdelesi kıyamete kadar sürecektir. Bir tarafta ıslah ediciler, diğer tarafta ise bozguncular var olacaktır. Bizlerde ölüm meleği gelmeden hangi safta yer alacağımıza karar verelim. Hamd kalpleri bir yönden bir yöne çeviren Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya aittir. Ya Rabbi! Sen kalplerimizi dînin üzere sabit kıl. Allâhumme âmin.