«
  1. Ana sayfa
  2. EDEBİYAT
  3. Efendimizin Müjdeleri

Efendimizin Müjdeleri

efendimizin_mujdeleriEFENDİMİZİN MÜJDELERİ

Esedullâh Saîd

 

Dinini üstün ve Müslümanları izzetli kılanın ismiyle…

Şirkin orduları, tevhidin ordusunu yenmek muradında…
Geliyorlar, İslam toprağını işgal etmeye…
Geliyorlar, topladıkları şirk ehliyle…
Geliyorlar, ganimet hırsıyla, yağmaya…
Geliyorlar, Muhammed aleyhisselâm’ı ve Müslümanları öldürmeye…
Geliyorlar…

Lakin unuttukları var gelenlerin, hesaba katmadıkları… Gözleri kör, kulakları sağır, kalpleri mühürlü olanlar, hesapları görecek olanı unutuyorlar… Unutuyorlar dininin ve Muhammed’in (aleyhisselâm) sahibini, Müslümanların velisini unutuyorlar…

Debdebeyle ve kibirle, şeytanın kılavuzluğunda geliyorlar. Hayalleri var: Medine’yi almak… İslam’a son vermek… İslam peygamberini öldürmek…
Acep düşer mi Medine? İslam sona erer mi? İslam peygamberi yok edilir mi, acep?

Ve Medine önlerinde karşılaştıkları hendekle hayali sukuta uğruyorlar. Hendek, nur şehri kucaklamış, öyle ki kollarında Ensar ve Muhacir var.
Bekliyorlar, küffarın ordusunu…
Bekliyorlar, ilahi yardımı…
Bekliyorlar, küfrün son gelişini…
Bekliyorlar…

İmanları artarak gözlüyor; Selmanlar, Sa’dlar…
İlk saldırı haberi geldiğinde, istişare etmişti ashabıyla, istişareyi seven nebi… Söz alıp konuşmuştu, uzaklardan gelen bir yiğit. Adı: Selman. “Bir harp taktiği var. Bizim oralarda yaparlar. Muhasara edilen yeri hendeklerle korurlar.”

Bu taktiği beğendi Efendim. Öyleyse haydi Müslümanlar, hendekler kazılacak. Kazılacak hendekler var. Toplanmışken tüm sahabe, Âlemlere rahmet de sahabesiyle birlikte… O da çalışıyor. Bir seferinde sahabe parçalanamayan bir kaya ile karşılaşınca onu yardıma çağırdılar. “Gel ey Allah’ın Rasulü! İnatçı bir kaya çıktı önümüze.”

Efendim, aldı eline kazmayı ve indirdi inatçı kayanın tepesine… Her bir vuruşunda bir kıvılcım, her kıvılcım bir müjde… Sonunda üç kıvılcım ve üç tekbir… Efemdim tekbir getiriyor. O, tekbir getirirde sahabesi durur mu? “Anam babam sana feda olsun” diyen yiğitler, Rasulü yalnız bırakır mı? Sahabenin gönlünde ve dudaklarında da yankılanıyor tekbirler:
Allah’u ekber! Allah’u ekber! Allah’u ekber!

Her tekbir, bir müjde…
Müjde, size ey ashab, size müjde!
Müjde ey ümmet, size müjde!
Müjde, ey Allah’ın askerleri, Muhammed’in yiğitleri size müjde!

Kim demiş, imanın ordusu yenilirmiş!?
Kim demiş, Medine düşermiş!?
Kim demiş, namahrem eller Nebimize el sürermiş!?
Heyhat!
Daha İslam ordusunun fütuhatı var.
Daha Mekke fethedilecek…
Daha Arap yarımadası İslam’a teslim olacak…
Daha beldeler düşecek…
Daha Medine Medineleri mayalayacak…
Daha çok küffarın başı kesilecek…
Dur hele, Perslerin ateşi sönecek…
Dur hele, Kisra’nın ziynetlerini Suraka bin Malik (radıyallahu anh) giyinecek…
Dur hele, Kayser Şam’dan çıkıp inine çekilecek…
Dur hele dur, kıyamete dek Muhammed’in askerleri daha nice tekbirler getirecek…
Sen dur hele…

Kendinden konuşmayan Nebi ümmetine hedefi gösterdi:
Durmayacaksınız, bu din yeryüzünde hâkim oluncaya kadar…
Durmayacaksınız, kula kulluk kalkıncaya kadar…
Durmayacaksınız, İlayı kelimetullah uğrunda yola devam…

Ve nebevi talimatı harfiyen uyguladı şanlı kahramanlar, durmadılar ve durdurulamadılar. Allah’ın rasulü müjdeleri verdiğinde münafıklar: “Ne diyor bu adam, demişlerdi. Kendi muhasara altında kendine bile gücü yok. Neler diyor?” O ki, kendinden konuşmayan, iki dudağını arasından haktan başkası çıkmayan, doğru olup doğrulanan nebi.

Onlar hasedlerinin ateşiyle yanıp kavruladursun, tarih şahid ki Rasulün haberi gerçek. Mekke fethedildi. Arap yarımadası teslim oldu. Ondan sonrada beldeler bir bir düştü. Hendekten sonra yine haber vermişti ki bundan sonra onlar bize gelemeyecekler, biz onlara gideceğiz diye. O da gerçekleşti. Mekke’nin fethi fütuhatın ilk habercisi, müjdelerin başlangıcıydı.

Ey Nebinin ümmeti! Şimdilerde de bir muhasara var. Ehli kitap, yerli münafıklarla bir olmuş İslam’a ve Müslümanlara saldırıyor.
Sanmayın sakın, gurabasını sahipsiz bırakır, Allah.
Sanmayın, son hendekte düşer diye.
Sanmayın daim durur ümmete çöken gece.

Yine Nebimizin müjdesinden biliyoruz ki, her karanlık gecenin bir aydınlık sabahı var. Ümidin kırılmasın Müslüman! Biiznillah, İslam’ındır istikbal… Kokmuş, çökmüş, çürümüş olanlar mı seni durduracak!? İnşallah, onların akıbetleri de, öncekiler gibi olacak…

Elbet, dağılacak ümmetin muhasarası…
Elbet, küfrün orduları yenilecek ve çekilecek…
Elbet, işgal altındaki İslam toprakları bir bir İslam ile kavuşacak, elbet…
Efendimin yine müjdesi var:

“Nübüvvet aranızda Allah’ın dilediği kadar devam eder; sonra dilediğinde onu ortadan kaldırır. Sonra, nübüvvet sisteminde bir hilafet olacaktır. Bu da Allah’ın dilediği kadar devam eder; ardından Allah onu da ortadan kaldırır. Sonra ısırıcı bir saltanat olur. O da Allah’ın dilediği kadar devam eder. Sonra Allah, dilediğinde onu da ortadan kaldırır. Daha sonra ceberut bir saltanat olur. O da Allah’ın dilediği kadar devam eder; ardından Allah dilediği zaman onu ortadan kaldırır. Sonra, nübüvvet sisteminde bir hilafet olur.” (Ahmed b. Hanbel, 4/273)

Müjde, size ey garipler, size müjde!
Müjde ey ümmet, size müjde!
Müjde, ey Allah’ın askerleri, Muhammed’in yiğitleri size müjde!

Demek ki bu ümmet için başında olduğu gibi, yeniden Nebevi bir hilafet var. O konuşunca vahye göre konuşan Rasul… O dili dualı Rasul… Bedir’de dua üstüne dua ediyordu, Efendim: “Ya Rab! Bu bir avuç Müslüman da yok olursa yeryüzünde sana ibadet eden kalmayacak…”

Nebinin ümmeti olarak bizler de Sana yalvarıyoruz Allah’ım:
“Ey Mevlamız! Canını ve malını cennet karşılığında Sana satanları yok etmelerine fırsat verme! Onların etrafındaki muhasarayı dağıt! Ey hendekte görünür görünmez ordularını gönderen, Allah’ım! Sana karşı ayaklananların düzenlerini, ordularını ve destekçilerini Sana havale ediyoruz, ya Muntakim! Ey Ebabillerin sahibi! Islah olacakları ıslah eyle, olmayıp Müslümanlara saldıranları da helak eyle! Allahumme âmin. Hasbunallahi ve ni’mel vekil.”

Esedullâh Saîd el-Muallim.