«
  1. Ana sayfa
  2. MAKALELER
  3. Doğruluğun Önemi

Doğruluğun Önemi

DOĞRULUĞUN ÖNEMİ

Mustafa b. Sezgin

 

Rahman ve Rahim olan Allah’ın ismi ile…

Yerleri ve gökleri… meşakkat çekmeden yaratan Rabbimize hamd olsun. 

Mekke müşriklerinin bile “el’ Emin” olarak vasıflandırdığı, bizim için en güzel örnek olan nebimiz Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’e salat ve selam olsun.

Gecesi ve gündüzü apaydın bir yol bırakan efendimiz Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem, biz ümmetine şöyle seslenmiştir:

“Allah’a iman ettim de, sonra dosdoğru ol.” (Müsned-i Ahmed)

Peki doğruluk ne demektir?

Doğruluk ve doğru olmak İnsanın; inancında, özünde, sözünde, niyetinde, sözleşmelerinde, ticaretinde kısaca bütün fiil ve davranışlarında doğru, dürüst, hakkı gözetir, âdil, ihlaslı ve samimi olma hâlidir. Doğruluk kavramı, Kur’ân ve Sünnette sıdk, ihlas, istikâmet ve hak kavramları ile ifade edilmiştir.

İslam uleması ise doğruluğu; haberin gerçeğe uygun olması, dış ile için, gizli ile açığın birbirini yalanlamaması olarak tanımlamıştır. Doğru olana ise sadık denir.

Sadık olmak İslam ahlakının en önemli prensiplerindendir. Bütün peygamberler doğru sözlü sadık kimselerdir. Onların yalan söylediğine dair hiçbir rivayet gelmemiştir. Çünkü onlar Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın mesajını insanlara ulaştırmakla görevli olduklarından kendilerinin yalan söylemeleri düşünülemez. Nitekim rabbimiz Rasûlü Muhammed aleyhisselam’a: “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” (Hud: 11/112) buyurarak onun sadık kimselerden olmasını emretmiştir.

Bu emre en güzel şekilde itaat eden Peygamber efendimiz kendi kavmi olan Kureş’ten “el’ Emin” lakabını almış, müşrik iken en azılı düşmanı olan Ebu Süfyan, Herakles’e karşı Muhammed aleyhisselam’ın çok doğru sözlü biri olduğunu ve ondan hiçbir yalan söz işitmedikleri söylemiştir.

Rasulullah sallallâhu aleyhi ve sellem bizlere en güzel örnek olduğundan dolayı her bir Müslümanın Peygamber efendimizin “eminlik” vasfına sahip olmaya çalışması gerekmektedir. Çünkü İslam sadece itikadi bir söylemden ibaret olmayıp, ahlaki bir yapılanmayı da beraberinde getirmektedir. Nitekim Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: 

“Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim.” (Hâkim-Beyhaki)

Allah Subhânehu ve Teâlâ kendisine iman eden kullarını insanlığa tanıtırken öncelikle onların tağutları reddeden, onlara buğz eden, onlara hâkimiyet yetkisi vermeyen ve kendisine ait sıfatları sadece O’na has kılan bir topluluk olarak vasıflandırmıştır. Ve bununla kalmamış onların güzel ahlaki sıfatlara sahip olmaları için Kur’an ve Sünnet’i bu konuda hayat kitabı kılmıştır. Yani Allah Subhânehu ve Teâlâ kullarını Müslüman kılmak için öncelikle itikadi bir inkılap yapmış sonra cahiliyenin bütün ahlaksızlıklarını söküp yerine İslam ahlakını bina etmiştir. Nitekim Allah Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır:

“İşte O’nun için sen (tevhide) davet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heveslerine uyma ve de ki: ben Allah’ın indirdiği kitaba inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum.” (Şura: 42/15)

Cahiliye sistemine tabi olanlar kendilerine bir hayat şekli, kanun ve nizam belirleyen ilahlarının tesirinde kalarak İslam dışı her ve varsa benimsemişler ve hayatlarına geçirmişlerdir. Bu sebeble doğruluk ve doğru olmak kavramları cahiliye toplumu arasında artık unutulmuş, “babana bile güvenmeyeceksin” denilerek yalanın normal bir şey olduğu insanlara empoze edilmiştir.

Oysa Allah Azze ve Celle “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin.” (Ahzab: 33/70) buyurarak tevhid ehli insanların doğru sözlü olmalarını ve buna riayetsizlikten korkmaları gerektiği bildirmiştir. Nitekim Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, birisi bir yalan söylediğinde bundan hoşlanmaz, çok kızar ve bundan hemen tevbe edilmesini isterdi. (Nesâi)

Çünkü tevhid ehli kişiler Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın dünyada razı olmuş olduğu kulların numuneleridir. Allah dinini bu kişilerle insanlığa hem kavli hem de hâli (yaşayış) olarak beyan etmektedir. Nitekim ashabı kiram efendilerimiz –hepsinden Allah razı olsun- kendilerinde bulunan doğruluk ve samimiyetle Allah’ın kelamı olan Kur’an-ı Kerim’de “Allah onlardan razı olmuş. Onlarda Allah’tan razı olmuşlardır” (Beyyine: 98/8) buyrularak Allah’ın onlardan razı olduğu beyan edilmiştir. Ve bu ashabı kiram efendilerimiz 14 asır boyunca hayırla yâd edildiği gibi kıyamete kadar da Müslümanlara ve bütün insanlığa ışık tutan toplum olma özelliğini devam ettirecektir.

Şurasına dikkat çekmek gerekmektedir. Doğruluk sadece erkeklere has (özel) olan ve Allah’ın sadece erkeklere emretmiş olduğu bir emir değildir. Aksine doğruluk hem erkek hem de kadın üzerine farz olan bir ameldir. Nitekim Allah Subhânehu ve Teâlâ doğruluk vasfına sahip olanlara vereceği mükâfatlardan haber verirken erkek ve kadın ayırmadan şöyle buyurmuştur:

“Şüphesiz müslüman erkeklerle müslüman kadınlar, mü’min erkeklerle mü’min kadınlar, itaatkâr erkeklerle itaatkâr kadınlar, doğru erkeklerle doğru kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, Allah’a derinden saygı duyan erkekler, Allah’a derinden saygı duyan kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, namuslarını koruyan erkeklerle namuslarını koruyan kadınlar, Allah’ı çokça anan erkeklerle çokça anan kadınlar var ya, işte onlar için Allah bağışlanma ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.” (Ahzab: 33/35)

Peki, doğruluk vasfına nasıl sahip olacağız?

Bu sorumuza da rabbimiz Allah Azze ve Celle en güzel şekilde cevap veriyor. O Azze ve Celle Tevbe suresinin 119. ayeti kerimesinde şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sadıklarla beraber olun!”

Ayeti kerimeden anlaşılacağı üzere eğer biz doğru ve samimi insanlarla birlikte olursak, onlardan etkilenip kendimizdeki eksikliği görecek ve tabî olarak bu durumumuzdan rahatsız olarak eksik olan taraflarımızı düzeltip inşallah bizde sadık kimselerden olacağız. Yok, eğer sadıklarla değil de, yalancı, düzenbaz insanlarla bir arada olursak ister istemez onlardan etkilenip –Allah korusun- Allah’ın sevmediği kullar arasına girmiş oluruz. Çünkü Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem bunun hakkında: “Kişi arkadaşının dini üzeredir” (Ebu Davud) buyurarak dostluk ettiğimiz kimselere dikkat etmemiz gerektiğini bildirmektedir. Bir kimse eğer sadık kimselerle arkadaşlık ederse doğru sözlü olur aksi ise yalancı olması ile gerçekleşir. Nitekim Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Doğruluktan ayrılmayınız; çünkü doğruluk iyiliğe, iyilik de cennete götürür. Gerçekten insan doğrulukla hareket etmeye devam ederse Allah katında sadık/doğru kimse olarak yazılır. Yalandan sakınınız; çünkü yalan kötülüğe, kötülük ise cehenneme götürür. Gerçekten insan yalan söylemeye devam ederse Allah katında kezzab/çok yalancı olarak yazılır.”  (Müslim)

Son olarak Rabbimizden niyazımız kalplerimizi iman üzere sabit kılması, sizleri ve bizleri sadık kullarından yazmasıdır.

Hamd âlemlerin rabbi olan Allah’a salat ve selam yaratılmışların en hayırlısı Muhammed aleyhisselâm’ın üzerine olsun.