«
  1. Ana sayfa
  2. MAKALELER
  3. Din ve Dünya Adamları

Din ve Dünya Adamları

DİN VE DÜNYA ADAMLARI 

Osman et-Talib

 

Rahmân ve Rahîm Olan Allâh’u Teâlâ’nın ismiyle…

Güncel yaşamda bir şeyler dinlerken veya okurken karşımıza çıkan “Din adamları” tanımı dikkatimi çekiyor.

Nedir din adamı?

Din adamı: Herhangi bir organize dinde çeşitli dinî görevleri yerine getiren kişi. Değişik dinlerdeki karşılığı farklılık göstermekle birlikte genellikle dini ibadetlerin yönetilmesi işlerini vazife edinmiş veya vazifelendirilmiş ve bu konuda bilgili kişiler için kullanılan bir tabirdir. Çoğu din adamı bu unvanlarını yerel ve resmi bir otoritenin onayıyla alır.

Günümüzde din adamı olmak vazife edinmenin dışına çıkmış ancak vazifelendirilmiş kimselere din adamı denilmiştir. Bunun sebebi ise onları atayan idarecilerin sadece onların din adamı olarak tanınmasını istemeleridir. Yani toplum onların dışındakileri din adamı bilmeyecek ve bu ehliyette insanlar olarak tanımayacak böylece onların dışındakileri fetva almaya veya uymaya ehil görmeyeceklerdir.

İlk bakışta bu tutum insanların geneli açısından ihtiyata uygun bir davranış olarak görülebilir. Zira böylece insanları yönlendirebilecek konumlardan birinde bulunan din adamlığı kötü niyetli insanlar tarafından kullanılarak ülke içerisinde siyasi fitne ve fesada mahal verilmemesi için devlet kontrolünde olan bir yapı kazanmış olacaktır. Bunun yanında yine böylece devlet tarafından maaş ve sosyal haklarla desteklenerek başkalarından yardım almaya muhtaç bırakılmamış bu nedenle vazife esnasında bu yardım aldığı mercilerin etkisinde kalmayarak görevlerindeki doğruluktan şaşmamış olacaktır.

Gerçekten islam ülkesi olan herhangi bir ülkede bu hassasiyetler normal karşılanabilir. Ancak islam şeriatına arkasını dönmüş tamamen insan ürünü kanunlarla yönetilen ülkelerde ise din adamlığı adına yapılan çalışmalarda maksadın islam maslahatlarını gözetmenin tam tersine islama karşı ülkelerini savunmak için olduğunu anlamak zor değildir. Gerçekten islamın bekasını düşünen insanlar olsalar İslam şeriatını hayatlarında uygulamaya geçirirler Allahu Teâlâ’nın emir ve yasaklarına göre insanlar üzerine hükmederlerdi. Bu saptırıcı gayeyi azıcık islamı tanıyan her insan biraz düşününce anlayacaktır.

Bu ülkeler için en büyük fitne ve fesat şeriatın uygulanmasını istemek ve tağutları reddetmektir. Fakat hâlâ Allahu Teâlâ’nın dini reddedilmiş ve tağutlara ibadet edinilmiş, insanlar bulundukları ülkenin islam ülkesi olduğuna ve demokrasinin islamla bir zıtlığı olmadığına inandırılmış olduğu halde böyle bir ülkede insanlar din adamlığı ünvanını almanın bir gereklilik olduğuna inanmaktadırlar. Böylece bu gibi insanlar tarafından batıl hak gösterilmeye çalışılmıştır.

Böyle bir toplumda din adamı ünvanı alan insanların bahanelerine bakacak olursak:

Öncelikle din adamlarının çoğunluğu bu tür tağuti nizamları islam ülkesi olarak gördüklerinden görevlerini ufak defek dünyevi sorunların dışında gönül hoşluğu içerisinde yapmaktadırlar. Bunlar yukarıda belirttiğimiz insanların geneliyle aynı düşüncede olan imamlardır.

Az bir kısım din adamı ise sadece görevlerine başlamadan önce şu nedeni ileri sürmüşlerdir: Evet bu yönetim biçimi batıldır. İnsanlara şeriat dışındaki nizamlar dikta edilmektedir. Fakat böyle bir yönetimde insanlar hakkı açıkça söylemek için böyle kurumlardan faydalanabilirler.

Her ne kadar bu insanlar daha bu kurumlara başlamadan İslam dininden çıkaran söz ve fiillerde bulunmuşsalar da bunlar, onlar için gayet ciddi mazeretlerdir.

Bu tip insanların bu görevlerine başladıktan sonra dahi bahsettikleri amaçlarından eser göremezsiniz. Görmenizde mümkün değildir zira İslami olmayan bu yönetimin kanun ve yönetmeliklerine uygun olmayan imamlar zaten bu görevinde kalamamaktadırlar.

Bu görevi almalarındaki ana nedenlerden ilki; insanlar bulundukları şartlar içerisinde sadece geçim sıkıntısını kendilerine dert ettiklerinden veya bunun yanında sırf çeşitli şekillerde temel eğitimleri bu yönde olduğundan veya bu nedenlerin bir araya gelmesiyle birlikte din adamı unvanını alarak ve bu unvan altında çalışarak bu geçim sıkıntılarını bertaraf etmeye çalışmaktadırlar. Bir nevi dünya hayatı için ahiretlerini satmaktadırlar.

Hakiki manada dinini dert edinenler ise bu unvana sahip olamayıp –zaten gerekte duymayıp- sırf Allah-u Teâlâ’nın rızası için inançlarının gereğini yerine getirmektedirler.

Böylece toplumun sosyal yapısındaki bozukluk gereği insanlar temel dini öğretileri edinemediklerinden ve gerekli dini eğitimi ailede hatta sosyal hayatlarının hiçbir alanında -bulamadıklarından değil- verilmediğinden dolayı en temel meselelerde dahi cahil ve saptırılmaya müsait bir zihin yapısına hapsolmaktadırlar.

Evet, hayatlarının hiçbir alanında derken bu alanlardan camii ve tarikat yapılanmalarını da istisna etmeyerek yazdım. Zira bu yapıların istisna edilecek bir durumları ve tarafları hakiki manada bulunmamaktadır.

Ne yazık ki din adamlığı bir insanlık öğretisi olmaktan çıkarak; bir dinin adamlığını, temsilciliğini yüklenmekten çıkarılıp kültür bilgisiyle kazanılan bir meslek haline gelmiştir.

Camiler din adamı unvanı taşıyan bu insanların yönetiminde değiller mi?

Evet.

İşte meslekleri icabı kendilerini yöneten işverenlerinin istek ve iç tüzüklerine göre hareket eden ve onların sınırlamalarında kalan bu nedenle de bilgi edindikleri dinin gereklerini yerine getirmeyen bu insanlar nedeniyle camiler yukarıda değindiğim gibi istisna değillerdir.

Bugünün din adamları(!) yaptıkları işte dünyalık kazançlarının devamını garantilemek için hemen her alanda ahiretlerinin gereklerini arkalarına atmaktadırlar.

Tarikat anlayışını ise anlatmaya gerek yok zannediyorum. Zahir ibadetlerinde, giyim kuşamlarında ehli sünnet görüntüsü veren bu insanlarında akideleri, musalladaki meyte gibi olmasını bekledikleri müridlerinin ceblerindeki meblağlara veya yalakalıklarına bağlı olarak dünya refahı ekseninde devam etmektedir. Öyle ki artık mürid dünyada veya ahirette ne zaman dara düşse sendika usulü şeyhi ölü veya diri olsa fark etmez ona yardıma hazırdır. (Haşa!)

Böyle bir ortamda kısaca şöyle diyebiliriz. “Din adamı kalmamış herkes dünya adamı.”

İşte böyle bir yapıda dinlerini bu gibi insanlara din adamı diyerek bırakıp hiçbir kıpırdama yapmayan insanlık ne kadar doğru bir iş yapmaktadır?

Maalesef geçmişte putperestliğin doğuşunun nedenlerinden olan, Yahudi ve Hıristiyanların gazaba uğramalarının ve sapıtmalarının temelini oluşturan etken bugün de devrededir.

Bu, yaşadıkları dinin gereklerini, en önemli konularda emir ve nehiylerini öğrenmediklerinden ve öğrendikleri şeylerin delillerini sormadıklarından, neye iman neye küfür denir bilmeden ve yaşadıklarını iddia ettikleri dinle ilgili hususları sadece sayılı insanlara teslim edip kendilerini bu işten soyutlayarak dünyaya dalmalarından kaynaklanmaktadır.

Bu din adamları ve şeyhler dünyalarını kazanmalarının gereği, gördükleri dinlerinin tahrif işlerini itinalı bir şekilde sürdürürken yine cahil halk böyle bir tahrifat ve hurafe akınının din adamları olduğu müddetçe olamayacağını zannederek onlara güven duymaktadırlar.  Aslında böyle bir durumda şahsen güvenecekleri tek kapı olarak ta onları görmektedirler.

Yine Müslüman olarak yaşadığını düşünen halkın güvencelerinden en önemlisi de bugün İslam dininin kaynaklarının Yahudi ve Hıristiyanlarınkinden farklı olarak tahrif edilemeyeceği düşüncesidir.

Bununun nedeni ise: “Kur’an’ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız.” mealindeki Hicr suresi 9. ayeti kerimeye bakan insanlar Kur’an-ı Kerimin tek harfinin dahi değiştirilemeyeceğini yani zahiri olarak bir tahrifata uğrayamayacağını ve böylece asılları muhafaza olan bir dinin asla tahrif olamayacağını düşünmeleridir.

Evet, gerçekten Kur’an-ı Kerim’in bir harfi dahi değişmemektedir. Ancak göz ardı edilen durum şudur ki metinler değiştirilmeyip, o metinlerdeki önemli kelimelerin içleri boşaltılmaktadır. Yani kelimelerin kastettiği ve ihtiva ettiği manalar unutturulmuş, kelime ve kavramlar kısırlaştırılmış. Okuyan kişinin etlisine sütlüsüne karışmayan bir manaya getirilmiştir.

Tevrat ve İncil’deki gibi maddi tahrifatın dışında manevi tahrifata gidilmiştir. Hatta günümüzde bununla da yetinilmeyip ne olur ne olmaz diye içi boşaltılmış olsa da dinen gerekli olan bazı kelimelerin kullanımı yasaklanmıştır. Bu yasakçı zihniyete ise yönetime bağlı tüm eğitim kurumları itaat etmektedirler.

Yani kelimeler yasaklanmış kullanılsa dahi dar bir mana içerisinde kendilerine zararsız manalar yüklenmiştir.

İşte maalesef günümüzde insanlar dininin adamı olmayı bırakıp bu adamlığı ‘din adamları’ adı altında başkalarına bıraktığı anda ipler kopmuştur. Bu ipler halkı ahirete bağlayan iplerdir.

Bugün doğan bir insan cahil ailesinde 5-6 yaşına kadar haramların ve boş işlerin dışında hiçbir eğitimi alamıyor. Sonra anne-babanın inandığını iddia ettiği dinin gereklerine zıt eğitim veren kurumlarda hayatın gayesine değinilmeyen bir eğitim ve öğretim alıyor. Sonra çalışma hayatına atılınca arada bir gittiği camide de dininin adamının değil din adamlarından vaaz ve nasihatler dinliyor. Bunlarında sınırlı olduğuna kısaca değindik. İnsanların yaratılış gayelerini, nelere ibadet denildiğini, büyük ve küçük günahları değil de ağaç dikmenin faydalarını dinliyor sonrada dini parçalayan insanlara rahmet okuyarak dualarını bitiriyorlar. O gününe kadar öğrendiği pek çok kelimenin de içi boşaltılınca kıldığı iki rekat namaz veya benim kalbim temiz ve bende Allah’ın birliğine inanıyorum demekle cenneti garantilediğini zannediyor.

Artık insanlar inandıklarını iddia ettikleri dinlerini yaşamak içinde bir şeyler okumalı araştırmalı öğrendiklerini hayatına geçirerek yaşamalı. Din adamlarının iğrenç maskesini dininin adamı olarak yaşayıp düşürmelidir.

Hayatının her alanında attığı adımların ne manaya geldiğini ve neye hizmet etmek için attığını düşünmelidir. Allah’ın rızası için, O’na kulluk etmek için yaşamalı. Allah’ın sevip razı olduklarını araştırıp onu uygulamaya gayret etmelidir. Sevdiğini Allah için sevmeli, buğzettiğini de Allah için terk etmelidir. Ve yaptığı işin delilini öğrenerek o delilin gerektirdiği şekilde yaşamaya gayret etmelidir.

Bunlar dinini ifsad eden, tahrif eden her türlü tağutları reddederek Allah’ı Kur’an ve sahih sünnette bildirildiği üzere tevhid ederek yaşamak için bir başlangıç olmalıdır.

Allahu Teâlâ hakkı hak bilip hakka tabi olmayı, batılıda batıl bilip ondan uzak durmayı cümlemize nasip etsin…