«
  1. Ana sayfa
  2. MAKALELER
  3. Demokrasi Nedir?

Demokrasi Nedir?

Demokrasinin Tanımı:

Demokrasi kelimesinin aslı, Yunanca dimokratia (δῆμος, yani dimos, halk ile κράτος, yani kratia iktidar) kelimesinden türemiştir. Anlamı, “halkın yönetimi” demektir. Türkçeye, Fransızca démocratie kelimesinden geçmiştir. 

Demokrasinin farklı tanımları olmuştur. Şöyle ki: Çoğunluğun yönetimi, azınlık haklarını güvenceye alan yönetim;  fakirin yönetimi; sosyal eşitsizliği yok etmeye çabalayan yönetim; fırsat eşitliği sağlamaya çalışan yönetim; kamu hizmetinde bulunmak için halkın desteğine dayanan yönetim gibi (zamane ve zemine göre) farklı tanımlandığı olmuştur. Duruma ve şartlara göre oyuncak hamuru yapılan bu kavram ile insanlara egemen olmak için bir oyun hazırlanmıştır.

Demokrasinin tanımları üzerinde (her dönemde, her bölge ve belirleyici otoriteye göre) farklılıklar olsa da, ortak payda da demokrasinin “halkın yönetimi, halkın kendi kendisini yönetmesi anlamına gelen siyasi yönetim biçimi, politik sistem” olduğunu görebiliriz. Bu politik sistemde sözde halka (aslında onların seçtiği temsilcilerine) egemenlik hakkı verilerek, kendilerini yönetmesi sağlanır.

Demokrasinin Tarihçesi:

Demokrasi ilk olarak eski Yunan şehir devletlerinde uygulandığı söylenir. Doğrudan demokrasiye yakın olan bu sisteme Atina demokrasisi denmiştir. Atina’da: M.Ö. 4. yüzyılda nüfusun 250,000-300,000 arasında olduğu tahmin edilen nüfusun 100,000’i Atina vatandaşı ve Atina vatandaşları arasında da sadece 30,000’i oy verme hakkına sahip yetişkin erkek nüfusu bulunduğu tahmin edilmiştir. Atina’da kadınlar, köleler ve o şehir-devletinde doğmamış olanlar (metikler, yerleşik yabancılar) oy verme haklarına sahip olmadıklarından bahsedilir.

Roma imparatorluğunda da bir çeşit temsili demokrasiden bahsedilse de otorite ve güç üst kesimin elinde olmuştur. Yine Eski Hindistan’da bazı bölgelerde uygulanan sistemler de temsili demokrasiye benzetilmiştir.

İlerleyen zaman diliminde özelikle Avrupa’da Magna Karta ile 1265 yılında halkın çok az bir bölümü katılabildiği seçimlerin yapılmasından bahsedilir. Bu dönemlerde yine Avrupa’nın bazı bölgelerinde (İtalyan şehir devletleri, İrlanda, İskandinav ülkeleri) seçimler ve meclis oluşturulmasından bahsedilir.18.ve 19. yüzyıllardan önce demokrasi büyük devletlere değil, sadece küçük topluluklara uyan bir hükümet şekli olarak anılıyor ve esas itibariyle doğrudan demokrasi olarak tanımlanıyordu.

1788 yılında kabul edilen Amerikan anayasası hükümetlerin seçimlerle kurulmasını ve insan hak ve özgürlüklerin korunmasını sağlıyordu. Bundan daha önce de koloni döneminde Kuzey Amerika’daki  kolonilerin birçoğu demokratik özellikler taşıyordu. Koloniden koloniye farklılaşmakla beraber, hepsinde belli miktarda vergi veren veya istenen bazı sıfatları karşılayabilen beyaz erkeklerin seçme hakları vardı. Amerikan iç savaşının ardından 1860’larda yapılan değişikliklerle kölelere özgürlük ve oy verme hakkı tanınması ile demokrasinin gelişme süreci içerisinde bir adım daha atılmış oldu. 1789 Fransız Devrimi’nde ise bir anayasa hazırlanarak iktidar halkın seçeceği bir parlamento ile kral arasında paylaştırıldı.20.yüzyılda da iki büyük dünya savaşının ardında dünya tekrar şekillendi. Birçok yine devletçikler çıkarken özellikle Osmanlı Devleti’nin yıkılmasıyla birlikte de batılıların soyut ve somut işgalleri daha bir belirgin olarak ortaya çıktı.

Batılı güçler, kimi zaman işgal ile kendi adamlarını yerleştirmişler, kimi zamanda yerli işbirlikçilerini yerlerine bırakmışlardır. Bu işbirlikçiler de yine demokrasiden dem vurmuş ve insanların gözlerini boyamak için demokratik seçimler yapmışlardır.

Sonuç olarak; demokrasi insanların elinde şekillendirdikleri helvadan bir put olmuş her toplum kendi helvadan putunu kendine göre yapmıştır. Tarih boyunca insanın insanı yönetmesinin bir hırsı olarak çeşitli adlar altında yönetim şekilleri çıkmıştır. Demokrasi de bunlardan sadece birisidir. Oysa insanın görevi insanları kendi nefsi arzularına göre yönetmek değildir. Onun görevi Âlemlerin Rabbine kulluk yapmak ve onun emir ve yasaklarına göre yaşamak ve yaşatmaktır.

Demokrasi Türleri:

Demokrasinin türlerinden bahsedilirken farklı demokrasilerden de bahsedilir. Şöyle ki: Halk Demokrasisi, Klasik Demokrasi, Liberal Demokrasi, Parlamenter Demokrasi, Plüralist Demokrasi, Endüstriyel Demokrasi, Kalkınmacı Demokrasi, Koruyucu Demokrasi, Marksist Demokrasi, Plebisitçi Demokrasi, Sosyal Demokrasi… gibi isimlerle demokrasiden bahsedilmektedir. Buradan anlaşılacağı üzere her kesim (inançları ve yaşantıları farklı olsa da) demokrasi ismini kullanabilmektedirler. Sonuçta demokrasi, tağutların insanlar üzerine rablik ve ilahlık yapmak için uydurdukları tuğyan sistemidir. Bu sistemde egemenlik; doğrudan, yarı doğrudan ve temsili demokrasi olarak az ve veya çok sayıda insana dayanır.

Demokrasinin İlkeleri Nelerdir?

Demokrasinin ilkelerini kısaca beş başlık içerisinde değerlendirebiliriz.

1.Hâkimiyet/Egemenlik Milletindir

Demokrasilerde insan hâkimiyeti öne plana çıkar ve “egemenlik milletindir!” sözü ile ifade bulur. İslam’da hâkimiyet/egemenlik insanda ya da millette değildir; olmamış ve olmayacaktır. İnsanlara inanacaklarını ve yaşayacakları tevhid dinini gönderen Allah’u Teâlâ, insanları kendisine teslim olmalarını istemiştir. Zaten Müslüman (yanlış anlaşıldığı gibi) Allah’a inanan değil, sadece Allah’a teslim olandır. Zira şeytan da Allah’a inanmaktadır.

Müslüman, Allah’u Teâlâ’nın emir ve yasaklarına itaat eder, teslim olur. Kim ki Allah’a inanmakla birlikte insanların emir ve yasaklarına itaat edip, teslim oluyorsa o Müslüman değil müşriktir. Egemenliği millete görmek müşrikçe bir inançtır. “Egemenlik milletindir!” sözü de müşriklerin sözüdür.

2.Hak ve Özgürlük

Demokrasilerde hak ve özgürlükleri insan belirler. İslam dininde ise Allah’u Teâlâ belirler. Demokrasilerde iyi ve kötü insanlar belirlerken, İslam’da iyiyi ve kötüyü ancak Allah belirler. Demokrasiler de insanlar insanların hevasına göre yapılıp yapmayacaklarını belirlerken, İslam’da Allah’u Teâlâ insanların maslahatı gereği yapıp yapamayacaklarını belirlemiş, insanlara zararı olan içki, kumar, zina gibi şeyleri yasaklamıştır. Demokrasilerde ise sözde hak ve özgürlükler adına tüm haramlar serbesttir. Demokrasilerde ifade özgürlüğü adı altında kutsal değerleri saldırmakta kişisel bir haktır. Örneğin bir kişi peygamberimize hakaret edip onun hakaret ve alay kastıyla onun resmini yapma özgürlüğüne(!) sahiptir. İslam da ise bu hareketin karşılığı yapan için ölümdür.

3- Eşit Oy Kullanma Hakkı

Müşriklerin sistemi olan demokraside müşrikler herkese musallat olurlar. Yönetimde kendileri gelerek müşrikleri şirk üzere yönettikleri gibi Müslümanları şirk üzere yönetmek isterler. İslam’da Müslümanlar üzerine kâfirlerin söz söyleme ve onları yönetme hakları yoktur. Allah’u Teâlâ, Müslümanlara bunu yasaklar ve Müslümanların ancak Allah’a ve Rasulüne ve ulu’lemre yani Müslüman yöneticiye (ve rabbani âlimlere) itaati emreder. Müslümanlar kendilerinden olmayan müşrik yönetim ve yöneticileri ve su-i ulemanın peşinden gidemezler. Bu dünya ve ahiret te hüsran sebebidir.

Yine demokrasilerde Müslüman ve kâfirler eşittir. İslam’da ise, Müslümanlarla kâfirler, bilenlerle bilmeyenler, Allah’tan korkanlarla korkmayanlar eşit değildir. İslam’da hilafet sistemi vardır ve halifeyi seçenlerse ehli hal ve’l akd olan imanlı, takvalı, ilimli ve güvenilir kişilerdir.  

Ayrıca demokratik sistemlerde hangi parti kazanırsa kazansın, daimi kazanan yine demokrasidir. Demokratik yönetimlerde helali/serbesti haram/yasak, haramı/serbesti helal/haram yapan yönetimlerdir. Aslında verilen her oy onların bu yapacaklarını şeyi onlara vermenin bir ifadesidir. Bundan dolayıdır ki, İslam’da Allah’u Teâlâ’nın haram ve helallerinin kaldırılması oylanamaz. Ancak demokrasilerde parmak hesabıyla oylanır. Ve halkta bu oylayanları, “bizim yerimize siz oylayın!” diyerek oylarıyla seçerler. Bu ise İslam dışı batıl bir uygulamadır.

4- Dönemsel Seçimler

Demokrasilerde insanlar belirli aralıklarla kendilerine yeni rab ve ilahlarını seçmeye zorlanırlar. Hatta bu seçimleri girmemek yasalar gereği suç olup, cezai yaptırımı vardır. Şirk ehli Müslümanlara “illa ki sizler de bizim yolumuza uyun!” derler. Kendilerinin sapıttıkları gibi, Allah’ın kullarının da sapıtmasını arzu ederler. Sapıtmayanları kınarlar, onlara çeşitli adlar takarlar. Hatta “demokrasi yolu İslami değildir. Bu yol müşriklerin yoludur” diyenlere ağza gelmedik hakaretler ve fiili hücumlar da bulunurlar. Müşriklerin sistemini sahiplenenler tevhid ehlini de müşrikliğe davet ederler. Müslümanlar, müşriklerin yolu olan demokrasiden ve onun kabulü anlamına gelen seçimlerden beri durmak zorundadırlar.

5.Hukuk Devleti

Demokratik düzenlerde hukuk devleti masalından da bahsetmek gerekir. Şöyle denir: “Hukuk devletinde her şey hukukun üstünlüğü kuralınca kurala göre yapılır. Keyfi idare asla söz konusu olamaz, kaynağını kanundan almayan hiç bir yetki kullanılamaz…” Evet, denmesine bunlar denir, ancak çoğu kere kendileri de bunun ancak kitap üstünde kaldığını kabul ederler. Hukuk hâkim zümrenin ve güçlülerin lehine işler. Demokrasilerde hukuku belirleyenler, kanunları yapanlar ve bozanlar insanlardır. İnsanların belirlediği hukuka insanların uyması asıldır; ancak Allah’ın hukukuna insanların uyması asıl ve gerekli değildir. Demokrasilerde dinli-dinsiz, Müslüman kâfir eşittir ve beşeri hukuk herkese aynı uygulanır. 

İslam’da İslam hukukuna göre hareket edilir. Beşerin keyfine ve nefsine göre hareket edilemez. Müslümanlar kâfirlerden, muttakiler fasıklardan üstündür. İslam hukuku Müslümanlarca adaletle uygulanır. Allah’u Teâlâ’nın şeriatı neyi gerektiriyorsa Müslümanlar onu uygularlar. Hükümler uygulanırken (peygamber kızı dahi olsa)hiç kimseye iltimas yoktur.

Demokrasinin Araçları Nelerdir?

Demokrasinin araçlarını kısaca beş başlık altında işleyebiliriz.

1. Parlamento/Meclis

Parlamento veya meclis, halkın seçtiği vekillerin toplandığı yerdir. Parlamentolar, her ülkede işlevsel birtakım farklılıkları olsa da, bunların ortak işlevi; buralar, sözde halkın temsilcilerinin teşride bulunmak için bir araya geldikleri teşri meclisleridir.

Not: Müslümanlar olarak, hiçbir teşri yetkisini kendinde gören parlamentoyu, meclisi kabul etmiyoruz.

2. Siyasi Partiler

Siyasi partiler, demokrasi oyununun oyuncularıdır. Oyunu kuranlar, oylarını aldıkları farklı görüşleri bir oyunda toplarlar. Her düşüncenin insanı demokraside birleşir. Partiler, demokrasi dininin mezhepleri olarak farklı insanları bir araya getirir ve bir potada eritirler. Böylece tüm particiler, demokrasi dininde “demokrasi kardeşi” olurlar. Bu partiler zamana ve zemine göre oyunu kuranlar tarafından arttırılır veya eksiltilir. Bazen bir zihniyet diğerlerini izin vermez ve tek parti olarak yönetime çöreklenirken, bazen iki parti olarak halkın önüne çıkabilmekte ve bazen de demokrasi oyunu çok partili olarak oynanabilmektedir.

Not: Müslümanlar olarak, hiçbir siyasi partiyi desteklemiyoruz, hepsinden beriyiz.

3. Anayasa

Anayasa, kurulan düzenin ve bu düzenin kurum ve kuruluşlarının nasıl işleyeceğini belirleyen temel kanunları temsil eder. Bu kanunlar hazırlanırken bazıları değişken olur ancak bazılarının değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek kadar kutsallaştırılır. Laik ve demokrat düşünceyle oluşturulan anayasalarda Müslümanların dini olan İslam’ın kanunlarına yer yoktur. İslam’ın yasalarının kutsiyeti sözde, ancak oluşturulan demokratik anayasaların kutsallığı özdedir. İslam’ın yasalarına söz söyleyenlere, yasalarını benimsemeyip eleştirenlere hatta ve hatta hakaret edenlere bir şey olmaz. Bunlar demokratik hürriyetten(!) istifade ederler. Ancak uyduruk yasaları eleştirenler, onları benimsemeyenler suçlu sayılırlar.

Not: Müslümanlar olarak, yeryüzündeki hiçbir küfür anayasalarını kabul etmiyor ve benimsemiyoruz.

4. Sivil Toplum Örgütleri

Sivil toplum örgütleri, insanların bir araya gelerek oluşturdukları sosyal yapılardır. Bunlara demokrasi tarihinde önceleri rastlanmasa da zaman içerisinde demokratik sistemlere katılımcılığı örgütleme görevlerini yerine getirir bir hale gelmişlerdir.

Not: Müslümanlar olarak, demokrasiye destek veren hiçbir sivil toplum örgütüyle bir ilişkimiz yoktur.

5. Kolluk Kuvvetleri

Kolluk kuvvetleri, demokratik yapıyı içte ve dışta koruyan asker ve polis gibi silahlı unsurlardır. Ancak kimi zaman demokrasiyi korumayı kendi üstlerine alarak demokrasinin araçlarından olan siyasi partileri kapatarak kendileri yönetime geçtikleri de olur. Demokrasi adına kendileri çalışmaya devam ederler. Adı konmamış yeni devrim mahkemeleriyle bir sağdan bir soldan diyerek halklarını (Amerika’nın Irak’ta yaptığı gibi) özgürlüğe taşırlar.

Not: Müslümanlar olarak, demokrasiyi, sözlerimiz, mallarımız ve canlarımızla desteklemekten ve korumaktan beriyiz.

Son olarak duamız; ya Rab! Şahit ol ki, demokrasinin tüm araçlarından beriyiz. Hiçbirini kabul etmiyor, desteklemiyor ve de benimsemiyoruz. Bizleri bu şehadet ile huzuruna al!

Demokrasi İslam’a Uyar Mı?

Tarih boyunca nice din düşmanı zındık çıkmış ve söyledikleri ve yaptıklarıyla Müslümanlar tarafından nefretle anılmışlardır. Dün komünizm rüzgârı eserken İslam sosyalizmini çıkartanlar gün gelmiş İslami demokrasiden bahsetmişler ve İslam’da demokrasi olduğu gibi bir takım sözler söylemişlerdir. Efendilerine yaranmaya çalışanlar demokrasinin ne büyük nimet olduğundan bahsetmişler ve bahsetmektedirler. Subhanallah!

İslam ve demokrasi taban tabana birbirine zıttır. İslam tevhid üzerine, demokrasi şirk üzerine kurulur. İslam’da egemenlik Allah’u Teâlâ’ya, demokrasiler de insana aittir. İslam her türlü kötülüğü yasaklar ve önüne geçerken, demokrasi her türlü kötülüğün anası olup kötülükleri doğurur.

Hiçbir zaman ve zeminde insanların kendi kafalarından uydurdukları sistemler, düzenler İslam’ın yerini tutamazlar. Kim ki “İslam’da demokrasi vardır!” gibi acayip garaip laflar söylemeye yelteniyorsa ya cahildir, ya da batılıların maşası olan bir haindir. Asla ve asla Allah’ın tevhid dini İslam, insani düşüncelerle şekillenilen bir sitemle uyum halinde olmamıştır ve olamaz.

İzmler Beşeri Dinler Midir?

Din, inanç ve amelin birleşerek oluşturduğu sistemdir. Bu sistem ilahi ise ilahi din, beşeri ise beşeri din olur. Din deyince birçok insanın kafasında belki semavi dinler denen dinler anlaşılır. Semavi yani gökten inen… Semavi dinler denilmek suretiyle İslam, Hristiyanlık ve Yahudilik ifade olunur. Ancak şunu hemen bildirelim ki tek bir semavi din vardır. O da İslam Dini’dir. Tüm peygamberler İsa aleyhisselam, Musa aleyhisselam gibi hepsi de İslam Dinini peygamberleridir. Ve hepsi de kavimlerine İslam’ı anlatmışlar ve İslam’ın peygamberleri olarak tevhid mesajını insanlara sunmuşlardır. Oysa onlardan sonra insanlar bu mesajı çarpıtmışlar. Sonuçta günümüzde bu dinleri tevhid dini İslam ile bir alakaları kalmamıştır. Beşerin eliyle yeni bir dine döndürülmüştür. Aslı İslam olup muharref yapılmışlardır. Bundan dolayıdır ki ehli kitabın şu an üzerinde bulunduğu dinleri muharref/tahrif olunmuş dinlerdir. Bir de aslı beşere dayanan dinler vardır ki; Budizm, Hinduizm vesaire gibi. Bunlarda insan düşünceleriyle oluşturulmuş dinlerdir. Ve bu gün tüm dünyada bunlar da din olarak kabul edilir.

Kur’ân-ı Kerim’de Mekkelerin inancı ve yaşantısı din olarak ifade olunmuşken(109/6), yine Mısırlıların inancı ve yaşantısı da din olarak ifade olunmuştur.(12/76) Hâlbuki bizler bilmekteyiz ki, onların dinleri beşeri dinler idi. Buradan hareketle, aslı semavi olmayıp beşeri olan dinlerin de olduğunu görürüz. Ayrıca yine itikadi ve ameli yapısı olan izmlerin de, (her ne kadar bu gün onlara din denmese de) beşeri dinler gibi batıl dinlerden olduklarını anlayabiliriz.

İslam’ın dünya görüşü olduğu gibi bunlarında dünya görüşleri vardır. İslam, kulların nasıl yaşayacaklarını belirlerken bu batıl ideolojiler de Allah’ın kullarını kendilerine kul yapma gayretiyle nasıl yaşayacaklarını belirlerler. Allah’u Teâlâ insanlara helaller ve haramlar tayin etmişken, bu ideolojiler bu terimleri kullanmayıp, haram yerine yasak helal yerine serbest derler. Sonuçta demokrasi dininin haramı ve helali bu yasaklar ve serbestlerdir. İdeolojilerde emirler ve nehiyler rab olan Allah’a değil de rableştirilenlere aittir.

Kendilerini rab ilan edenleri rableştiren insanlar topluluğu hem Allah’u Teâlâ’ya inanırlar, hem de bu sahte rableri kabul ederler. Hatta bunlara kimi zaman açıktan ilahlık yakıştırdıkları bile olur. Yeni dine yeni amentüler yazılır. Yeni dinin yeni ezanı oluşturulur. Yeni kâbe tayin edilir. Ve açıktan yeni din ilan edilir.

1. İlahlık İddiası:

“Atatürk’ün tapkınıyız! […] Her şeyde Atatürk, Yerde O! Gökte O! Denizde O! var da O! yok da O! her şeyde O! Atatürk! […] Yerdedir, göktedir, sudadır, alandadır, diktedir, pusudadır. Görünmezi görür! Bilinmezi bilir! duyulmazı duyar! Sezilmezi sezer, ezilmezi ezer! Her şeyde Atatürk! Elimizi yüzümüze, gönlümüzü özümüze kapıyoruz. Biz sana tapıyoruz! Biz sana tapıyoruz! […] Varsın, Teksin, Yaratansın! Sana bağlanmayanlar utansın!”[ Aka Gündüz]

Ali Hadi imzalı “Gazi” başlıklı şiirin son iki mısrası şöyledir:

Her yaptığın iş harikadır, her sözün ayet,
Kavmin olalım, sen bize, din eyle inayet!

Din istemeyiz öyle Arap felsefesinden,
Gazi ! Bize bir din de yarat Türk nefesinden!..

A8F_cumhuriyet-gazetesi-5-agustos-19355 Ağustos 1935 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde yer alan bir haberde; “Atatürk yarım bir ilahtır; Türkler’in babasıdır. Hiçbir devlet şefi için hayatında bu kadar heykel dikilmemiştir; ne Mussolini’nin ne Hitler’in, ne de Lenin’in anıtları onunkilerle ölçülemez” deniliyordu.

Tabi okul çocukları yeni dinin ilahına şiir yazıyorlar, yazdırılıyorlardı. (Şimdilerde olduğu gibi…)

”Ey Büyük Ata! Ey Tanrının oğlu! On yedi milyon yetiştirdiğin, yoktan var ettiğin Türk gençliği(…)” [Kazım Ökmen Savur İlkokulu 5’inci sınıftan No. 76]

2. Müşriklerin Amentüsü:

Yahudi hahamın oğlu Moiz Kohen’in Türkler için yazdığı “Türkün Yeni Amentüsü” :

“Kahramanlığın örneği olan ve vatanın istiklâlini yoktan var eden Mustafa Kemal’e, onun cengâver ordusuna, yüce kanunlarına, mücahit analarına ve Türkiye için ahiret günü olmadığına iman ederim. İyilikle fenalığın insanlardan geldiğine, büyük milletimin medenî cihanda en büyük mevkii kazanacağına, hamaset dasitanlarıyla tarihi dolduran kudretli Türk ordusunun birliğine ve Gazi’nin Allah’ın en sevgili kulu olduğuna, kalbimin bütün hulûsiyle şehadet eylerim.”

Celal Nuri’nin de bir “Amentü”sü vardı:

“İnandım, iman getirdim Halk Fırkası’na (CHP), Halk Fırkası’nın meb’uslarına, meb’usların yapacağı kanunlara, naşir-i efkarı olacak (fikrini yayacak) gazetelere, inanıp inanmayanlar için er-geç bir yevm-i sual (sual günü) geleceğine inandım.

3. Müşrikleri Ezanı:

“Atatürk’e Ekber!
Atatürk’e Ekber!
Ancak O var: Atatürk!
Evliya odur, peygamber odur, sanatkâr Atatürk,
Tarihe hâkim, zekâya önder, doğma serdar Atatürk,
Bunları geçti insan büyüğü: Kendi kadar Atatürk!” [Yusuf Ziya Ortaç]

4. Müşriklerin Kâbe’si:

Ne mucize ne efsun

Ne örümcek ne yosun

Çankaya yeter bize

Kâbe Arab’ın olsun [Kemalettin Kamu]

5. Müşriklerin Dini:

Edirne milletvekili Şeref Aykut ‘a göre Kemalizm dininin altı esası, altı oktan ibaretti: Yani “Kemalizm dini, cumhuriyetçilik, milliyetçilik, inkılâpçılık, devletçilik, laiklik ve halkçılık prensiplerine dayanmalıydı. Ayrıca Cumhuriyet döneminin ilk Türkçe Sözlüğünün “din” maddesinde; “Kemalizm, Türkün dinidir” yazıyordu. [Türkçe Sözlük, 1945, Türk Dil Kurumu]

Şimdi tüm bunlara (ve bunlar gibi kitaplar dolusu şeye) rağmen, Kemalizm ve Kemalizm gibi izmlere din değildir mi diyeceğiz?! Hiç şüphesiz ki, insanların tuğyanda yarışarak ortaya koydukları her sistem, her izm (adları ne olursa olsun) Allah’ın dininin karşısında oluşturulmuş olan beşeri dinlerdir. Demokrasi ile ortaya konulan şey de beşerin kendine kurduğu bir dindir.

Demokrasi İle İslam Getirilir Mi?

Demokratların İslam’ı getirmek gibi bir amaçlarının olduğuna inanmak safdilliktir. Süfli gayeler ve yollarla elde edilen sözde başarıların ardından kandırılan insanların beklediği şey hiç gelmemiştir. Oysa bazılarının dilinde yavaş yavaş sözleri dolanır. Küçükler büyür, büyükler ölür yeni yeni sözde mücahidler partiler kurarlar da İslam hiç gelmez. Hatta televizyon kanallarında politikacıların; “biz din eksenli parti değiliz, biz İslamcı bir parti değiliz, siyasal İslam’ı kabul etmiyoruz, devlete İslam’ın karışmasını onaylamıyoruz,  biz ülkenin yasalarını her alanda AB’nin standartlarıyla uyumlu hale getiriyoruz!!!”” cümlelerini bile duyabilirsiniz.

Ey gidi eyy! Politikacılar ne kadar inkâr içerikli cümle varsa sıralarlar ancak insanlar bunları duyarlar da yine öküz altında buzağı aralar. Yıllarca her türlü şirk ve harama imzalar atılır da insanlar yine de susarlar. Her yapılan İslamsızlığa bir kulp takarlar ve bir hesap soran çıkmaz. Ömer radıyallahu anh hata yapsa kılıçla doğrultacağını söyleyen sahabenin olayı anlatılır da kendi parti liderlerinin hataları bulutlara ulaşır da herkes tıp oyunu oynar.

Demokrasi ile İslam gelecek! …miş! Çocuklar bile bu sözün içeriğini anlayabilseler gülmekten yerlere yatarlardı herhalde. Ancak koca koca adamlar ömürlerini parti pırtı faaliyetlerinde harcarlar da bir tanesi çıkıp hani nerede İslam, o kadar iktidar oldunuz çoğunluğu aldınız demez. İslami olmayan bir yöntemden İslam’ın geleceğini bekleyenler daha çok beklerler. Köpeklerin insan doğurduğu vaki midir?

Bazıları da, ”ya gelirse!” diyebilir, hocanın ”ya tutarsa!” misali… Gölün maya tutmasını beklemekte ne kadar boş bir bekleyişse, şirk mayasıyla tevhidin tutacağını beklemekte yine hayali boş bir bekleyiştir. Şeytanın yolundan giderek sıratı müstakime varılmayacağı gibi, demokratların yolundan giderek de İslam’a varılamaz.

Şunu da belirtelim ki, İslam’ı hâkim kılmanın yolunu insanlar belirleyemezler. İslam’ın hâkim kılacağının usulünü bize yine İslam belirler. Ve bizler bu usulü son peygamberin mücadelesinde görmekteyiz. O hiçbir zaman Mekke Şirk Meclisine girip orada Müslümanların temsilcisi olmayı düşünmemiştir. Hatta onlar gel başımıza geç dediğinde bile buna yanaşmamıştır. Ve daha önce mecliste olan Ömer radıyallahu anh Müslüman olunca onun da artık oradan ayrıldığını görüyoruz.

Türkiye’de demokratik sisteme katılabilmek için Siyasi Partiler Kanunu’nun kabulü edilmesi gerekir. Bunun kabulü aslında iman ile çelişkidir. Siyasi partilerin tüzük, program ve faaliyetleri anayasanın hükümlerine aykırı olamaz. Anayasanın kabulü de iman ile çelişkidir.

Sonuçta, iman elbiselerini atarak yeni demokrat elbiselerini giyen demokratlar laik anayasanın onlara belirlediği şablon içerinde hareket edeceklerdir. Vergi alacak, yol ve köprü yapacak, diyaneti ayakta tutacak ancak devlete İslam’ın egemen olmasından asla bahsetmeyeceklerdir. Mevcut demokrat sistem onlara İslam’ı bir yönetim vaat etmemiş, onlar da demokrasinin onlara sunduğunu almışlardır. Arada bir, bir iki meselede İslam’ın bir emrine yönelik nara atıp, bir iki düzenleme yapabildiler mi halk kendilerini alkışlar. Bir ileri bir geri, bir alırlar bir verirler, bir falanı getirirler bir filanı götürüler. Ve demokrasi treni içine binenler ve dışarıdan bakanlar eşliğinde yoluna devam eder.

Demokrat Müslüman Olur mu?

Bir Müslüman bir batılı gibi düşünemez. Eğer düşünüyorsa, batının bâtılı ona da bulaşmıştır. Müslümanın inanç ve yaşantısını İslam Dini belirler. Müslüman, inancıyla ve yaşantısıyla Müslüman olmalıdır. Yani kendisine Müslüman dediği halde gayri İslami düşünüp, yaşayamaz. Böyle olursa kendine, “Müslümanım(!)” der, kimliğinde de “İslam(!)” yazar ancak onun İslam ile alakası kalmaz.

Tabi çoğunluğu bu gibi tiplerden oluşan bir toplumda %99 Müslüman(!) masalları dolaşır. Şirkin her çeşidini kendilerine hayat yapanlar, lafa geldi mi kendilerinin iyi birer Müslüman olduklarını birbirlerine söyler dururlar.

islam(tevdav)Ancak onların İslam dediği şey Allah’ın katındaki din olan İslam değildir. Onlar, yaşadıkları ve inandıkları şeylerin toplamına İslam derler, ancak onların İslam’ı kendi zanlarındaki İslam’dır. Bu uydurdukları ve adına İslam dedikleri dinin kitabı Kur’ân’dır ama Kur’ân’a bakışları değişiktir. Yine Kur’ân’ı tebliğ ve tebyin eden peygambere bakışları da farklıdır. Kelimeler aynı olsa da içleri farklıdır. Onlar, “Allah, kitap, peygamber” derlerken içlerini kendi hevalarına ve zanlarına göre doldurmuşlardır. Maalesef ki günümüzde hevalarına ve zanlarına göre inanıp, yaşayanlar toplumda çoğunluğu teşkil etmektedir. Elbette onların çoğunluk olması onların inanış ve yaşantılarının doğru olduğu anlamına gelmemektedir. 

Bu gün heva toplumlarında her türlü ideolojinin insanı vardır.  Ancak unutulmamalıdır ki, İslam bu izmleri red eder. Elbette deki İslam ehli Müslümanlar da red etmektedirler. Hiç şüphesiz ki, demokrat, komünist, kemalist ya da her bir izmi kabul eden insanlar bu halleriyle Müslüman olamazlar. Düşünebiliyor musunuz hem Hristiyan, hem Müslüman olunabilir mi, ya da hem Yahudi hem Müslüman..? İnsan böyle düşününce olamayacağını idrak edebiliyor. Öyleyse birer beşeri din olan izmlerden birini kabul ederek de Müslüman olunamaz. 

Hiçbir zaman unutulmalıdır ki, kâfirlerin kendi üstlerine kesip biçtikleri demokrasi elbisesini bir Müslüman giyemez. Tıpkı papazların elbisesini giyemediği, zünnarını takamadığı gibi… Bu gün “kraldan çok kralcı” olanlar gibi “batılıdan çok batılı” olanlar vardır. Batıdan ne geliyorsa güzel gören taklit budalalarının kendi iradelerini yitirmişlerdir. Yitirdikleri dinleri ve imanları gibi… Tekrar dine dönüş için, “Allah’ı bırakıp ta kimimiz kimimizi rabler edinmeyelim” (Ali İmran: 3/64) demeli ve gereğince amel etmelidirler.

Sonuç Olarak:

1. İslam’da halkın veya insanların kendi nefislerine göre kendilerini yönetmesi yoktur.

2. Demokrasi Müslümanlara ait değildir. O, müşriklerin ve kâfirlerin yolu, sistemi ve dinidir.

3. Demokrasinin her ne kadar farklı tanımları olsa da hepsi beşer egemenliği üzerine kuruludur.

4. Egemenlik milletindir inancı batıldır. Bu müşriklerin inancıdır.

5.“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir!” sözü müşriklerin sözüdür.

6. Demokrasiden sadece oy vermemekle kurtulunmaz, demokrasinin tüm araçları red edilmelidir.

7. Demokrasi ile İslam asla bir değildir. İkisi asla uyuşmaz ve uzlaşmaz.

8. Demokrasi ile İslam’ın gelmesi diye bir şey söz konusu değildir.

9. İslam, demokratik özgürlük diyerek şirki ve haramı hayat yapmayı  yasaklar.

10. Müslümanın demokratı olmaz. “Demokratım!” diyenler veya demokrasi kabul edenler müşriktirler.

Son olarak duamız; ya Rab! Bizi ve neslimizi şirkin her türlüsünden muhafaza eyle! İslam’ın ve Müslümanların hâkim olduğu, demokrasilerin ve demokratların olmadığı bir dünyada yaşamayı bizlere nasip eyle! Allahumme âmin.

 

 İktibas Yapacakların Dikkatine!