«
  1. Ana sayfa
  2. MAKALELER
  3. Dâru’n-Nedve Nedir?

Dâru’n-Nedve Nedir?

Dâru’n-Nedve; cahiliye Mekke’sinde Mekkeli müşriklerin toplantı ve istişare yeridir. Buraya ‘‘şehir meclisi’’ ya da cahiliyye devri ‘‘Mekke şehir devletinin parlamentosu’’ da diyebiliriz. Dâru’n-Nedve’yi Rasulullah aleyhisselâm’ın dördüncü kuşaktan dedesi Kusay bin Kilâb’ın Mekke’de M.440 tarihinde Kâbe’nin güneybatısında ve şehirde ilk defa Kâbe yakınında, kapısı Kâbe’ye dönük olarak inşa ettirmiştir.

Kusay’ın asıl isminin Zeyd olduğu rivayet edilir. Ancak Kusay ismi Zeyd isminin önüne geçmiştir. Nesebi Kinâneoğulları’na, onlardan Adnanoğulları’na ve İsmail aleyhisselam’a dayandırılır. Kusay, 5. Yüzyıl Mekke’sinde dâhil olduğu Kureyş kabilesini imtiyazlı bir konuma getirmiştir. Bu sonraları da devam etmiştir. Kusay, Mekke’yi mahalle mahalle bölerek her kabileyi ayrı bir mahalleye yerleştirmiştir.

Kusay Mekke’nin başında bir nevi onların lideri, hükümdarı olmuş ve her türlü işin başına geçmiştir. Şehrin dini, siyasi, askeri ve sosyal meseleleri o olmadan halledilemez bir hale gelmiştir. Kusay, inşa ettirdiği Dâru’n-Nedve’de Kureyş’in ileri gelenlerini toplar, onlarla şehrin meselelerini görüşür ve yine burada kararlar alırdı. Daha sonra alınan bu kararlar kanunlaştırılıp Mekke toplumu bu kanunlarla yönetilirdi. Kusay, buraya gireceklerin yaşını da kırk olarak yasaya bağlamıştı. Oligarşinin hâkim olduğu Mekke’de, Dâru’n-Nedve; şehrin idari meclisi, bir nevi hükümeti gibi çalışmaktaydı.

Hatırlanırsa görülecektir ki, küfrün ve cehlin babası olan Ebu Cehil Amr bin Hişam ve küfürdaşları burada sık sık toplanırlar ve yeni dini, onun peygamberini ve o dinin bağlılarını sürekli konuşurlardı. Hatta peygamberimize suikast yapılması da burada konuşulmuş ve oy birliğiyle karara bağlanmıştı. Peygamberimiz, İslam askerleriyle birlikte Mekke’ye fethedince Dâru’n-Nedve’de ele geçirilmiş ve küfür ehlinin bu meclisteki görevi de bitmiştir. Daha sonraları Kusay’ın torunlarından biri bu binayı Muaviye radıyallahu anhu’ya satmış ve bu bina valilik konağı olarak kullanılmıştır. (Tarihi kısmı bu kadar vermekle yetinelim.)

Gelelim Dâru’n-Nedve’nin bize çağrıştırdıklarına:

Ey Müslüman! Cahiliye meclisleri olan Dâru’n-Nedveler dün olduğu bu günde faaliyettedir. Ne var ki bu gün bunların isimleri ve cisimleri değişmiştir. Bil ki! İsimleri ve cisimleri değişse de fonksiyonları aynıdır.  Dünkü ile benzer işlev gören tüm mekân ve kurumların sembolik ismi bu günde Dâru’n-Nedvedir. Bir başka değişle, dünkülerin işlevini bu gün icra eden yerler Dâru’n-Nedve’nin günümüzdeki temsilcileridir.

Dünkü ve bu günküler ile Dâru’n-Nedveler, Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın emir ve yasaklarını tanımayan yerlerdir. Buralarda, insanlar hevâlarından kararlar almaktadırlar. Alınan bu kararlar kanuna bağlanmakta ve bu kanunlar topluma dayatılmaktadır. Şunu da belirtelim ki, yasaları kitabi/yazılı olmayıp, şifâi/sözlü olan bazı meclisler de Dâru’n-Nedve konumundadırlar. Kimi zaman bir köyde bile bu şer meclisi kurulabilir. 

Bizler biliyoruz ki, bireyin kötülüğünün etkisiyle, sistemlerin kötülüğünün etkisi arasında çok büyük farklar vardır. Bir kişi ne kadar kötülük yaparsa yapsın, kötülük üzerine kurulmuş bir sistemle asla boy ölçüşemez. İşte tüm kötülüklerin işlenmesine onay veren ve bu kötülüklerden menfaat sağlayanların başında bu şirk meclisleri/çağdaş Dâru’n-Nedveler gelir.

Öyleyse;

Nasıl ki Rasulullah aleyhisselâm ve beraberindeki sahabeleri (radıyallahu anhum ecmain) Dâru’n-Nedve adlı şer meclisini tanımayıp, ondan uzak durdularsa, bu günde Müslümanlar, çağdaş Daru’n-Nedveleri tanımamalı ve onlardan uzak durmalıdırlar. Dün, Rasulullah ve sahabelerinin yaptığını bu günde Müslümanlar yapmalıdırlar.

Ey Müslüman! Çağdaş Dâru’n-Nedveleri tanımayıp, onlardan uzak durduğun gibi, insanları da onlara karşı uyar!